elmali kurabiye

  • hippi (415)
  • 649
  • 2
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

hıdrellez

geçen sene 5 mayısı anımsıyorum da; ankara’daki evde (evim diyemiyorum bir türlü hala) kardeşimle sabaha karşı korka korka dışarıya çıktık, neden; bir gül dalı arıyoruz.

çok mutsuzuz, korkuyoruz, en sevdiğim ay mayıs gelmiş fakat içimiz buruk, çünkü tam yaşayamıyoruz, bahçeye çıkarken bile alt kattaki dilimin komşu demeye varmadığı yaratıklardan çekine çekine indiğimizden. hala bin tane bedduayla anımsadığım bu oluşumlar yüzünden yaşadıklarım içimi sızlatıyor, giderken babamı üzmeleri bile yeter milyonlarca lanetim için. her hatırladığımda içimi koyu kırmızı bir öfke sarıyor ilkin, boğazıma yutkunamadığım bir yumru oturuyor. kardeşcağzımla her bahsi geçtiğinde, onlara hakkımızı helal etmediğimizi yineliyoruz karşılıklı.

gecenin bir yarısı, ki uyuyoruz, gürültü yaptığımız iddialarına eşlik eden küfürler ve seslerle yataklarımızdan zıplıyoruz, uyuyoruz mnakoyim, ne oluyor yahu derken, ayılamamışız bile. sinirden titreyerek, birbirimizi sakinleştirmeye çabalarken bir yandan da hıçkırarak ağladığımızı hatırlıyorum. polisi arıyoruz, bir klasik olarak. onlar da bir şey yapamıyorlar. sonradan öğreniyoruz ki meğer kasıtlıymış tüm o yaptıkları, öğrenci yaşamasın istiyorlarmış, yıldırma politikasıymış, daha öncekilere de yapmışlar, alt katlarındaki öğrencilere de yapmışlar; yönetici anlatıyor. diyor ki; kızım akli dengesi bozuk bu insanların, hiç uğraşmayın. polis de böyle söylüyor, boşverin uğraşmayın. ki haklarını yiyemem, o gece alt kattaki oluşumlara bir daha bu şekilde sizin hakkınızda şikayet alırsam diye gözdağı veren, bizi teselli eden polis bu. evladım bunların akli melekelerinin çalıştığına inanmıyorum, hiç güvenli değil burada olmanız diyor. inadım kırılıyor o gece, taşınacağız diyorum kardeşime. bu zihniyetteki insanlardan yola çıkarak, bu ülkenin, meşhuuur mahalle baskısının tadına bakıyoruz. küçücük steril bir şehirde yaşamışım evvelinde, insanların hiç buradakilere benzemediği bir ege kenti. akabinde bahçelievlerde geçmiş üniversite öğrenciliğim, bozkırın nispeten bizim oralara benzeyen kısmında. iş dolayısıyla başkentin batısına geldiğim zaman, yereli yöreyi tanıma fırsatım/bahtsızlığım oldu bu şekilde. tesadüf ya da şanssızlık değil bu yaşadıklarım. bizzat gördüm sanki içyüzünü, o bana hep uzak olan kısmını. dilerim hep uzak kalır.

o zaman, sabaha karşın dilediğimiz dileklerin içinde bunlarla ilgili biraz vahşet de vardı:) ama gitmek de vardı, umut da.

onlara ne olduğunu bilmiyorum, dilerim boklarında boğulmuşlardır. fakat benim ve kardeşimin o gün dilediklerinin çoğu, hemen ertesinde gerçekleşiverdi. sadece oradan taşınmak değil, komple ankara’dan defoldum şükürler olsun ki.

o gücü bir topladım, pir topladım.

‘geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar.’

sanırım artık tahammülkar bir insan olmayışımın nedeni, ömürlük stoğumun oracıkta tükenmesinden.

haksızlığa susmanın bir boka yaramadığını, sükunetin altın olmadığını acı yoldan öğrendim ben. o günden beridir de bu politikanın tam tersini şiddetle ve istemsizce uyguluyorum. yakıp yıkıyorum, ani ve tesirli oluyor, adaletin tecellisini beklemek yerine, yapabiliyorsan bizzat ellerinle yapman gerektiğini tecrübe ettim.

bugün sene-i devriyesinde işbu giri ile hem anımsamak, hem şükretmek hissiyatındayım, sonumuz hayrolsun.

dilerim bu sene de gerçekleşir dileklerimiz.

hıdırellez sadece bir vesile, hakikaten isterseniz her şey oluyor bu hayatta.

bir gün şirinleri bile görebiliriz belki :)

devamını okuyayım »
06.05.2013 00:52