emine winehouse

  • 1128
  • 31
  • 4
  • 0
  • 3 gün önce

and then we danced

gürcü toplumundaki toxic masculinity'yi gözler önüne seren bir film. geri kalmış toplumlarda "namus, erkeklik, onur" gibi kavramlar kullanılarak insanlara nasıl mengeneyle sıkıştılırcasına işkence edildiğine şahitlik ediyoruz film boyunca.

--- spoiler ---

başından beri güzel dans etmesine rağmen yeterince sert, yeterince maskülen dans etmeyen merab dans hocasının ağır eleştirilerine maruz kalıyor. ona göre (ve toplumdaki genel kabüle göre) gürcü dansı serttir, maskülendir. sadece bir dans değil "toplumun özüdür." dansta kadınlar "bir bakirenin masumiyetini" (!) erkekler de gücü ve iktidarı göstermek zorundadır!

sefil/fakir hayattan çıkış yolunu profesyonel dansçı olmakta gören merab tüm bu muhafazakar/milliyetçi baskıya rağmen bu ortamda dans etmeye devam ediyor ama kendinden de ödün vermiyor. profesyonel dans topluluğuna girebilmek için seçilen adaylardan biri oluyor. sonradan gelen ve merab'dan daha yetenekli olduğu vurgulanan ırakli ile önce sıkı bir rekabete giriyor, sonra aralarında oluşan duygusal ve tutkulu bağa kendini bırakıyor.

merab'ın asıl yıkımı ağabeyinin ani ve zoraki düğününde yaşanıyor. abisi hamile bıraktığı kız arkadaşının "namusunu temizlemek" için kızla evleniyor. düğün anında kızın da gözlerinin doluluğundan etrafı susturmak, "namusu korumak" için yapılan bir evlilik olduğunu anlıyoruz. bu evlilikle yeni bir hayatın başlangıcına değil iki insanın cinayetine tanıklık ediyoruz. sadece bir hayatın, kullanabileceğin tek şansın var ama başkalarının kurallarına göre yaşıyorsun. tüm yaşamın, hayat tarzın ve medeni durumun ona göre şekilleniyor...

bu arada bir süredir tutkuyla bağlı olduğu ırakli'dan haber alamayan merab onu abisinin düğününde görüyor. uzun zamandır arayıp sormadığı için özür dileyen ırakli batum'daki kız arkadaşı ile evleneceğini ve bir daha tiflis'e geri dönmeyeceğini söylüyor. bunun üzerine merab, ırakli'nin sakladığı küpesini geri veriyor ve artık ona ihtiyacının kalmadığını söylüyor. o anda düğündeki herkese ve her şeye yabancılaşması, bir odada tek başına ağladıktan sonra göz yaşlarını silerek düğünü terk etmesi, ardınan arkadaşı mary ile karşılaşıp bir de onun omzunda ağlayıp özür dilemesi gerçekten etkileyiciydi. ırakli'nin toplumsal normlara boyun eğip evlenerek kendini konfor alanına çekecek olması klişe gibi görülse de filmin gerçekçiliğine uygundu. bu tarz erkek egemen ülkelerde (ve ülkemizde) yok mu böyle onlarca hikâye?

finalde, dansçı seçmelerinin yapıldığı son sahnede sakat ayağı ile kan ve acı içinde gürcü dansını kendi yorumuyla (daha kıvrak ve soft bir şekilde) sunması şahane bir başkaldırı örneğiydi. hocasına ve onu değerlendirmeye gelen ve "dansımızla alay ediyor" diyerek seçmeleri terk eden yaşlı herife inat durmaması, inatla ve gururla dansını bitirmesi finali bana göre unutulmaz kıldı.
--- spoiler ---

devamını okuyayım »