eric the raven

  • 112
  • 0
  • 0
  • 0
  • 5 yıl önce

erkeklerin en büyük korkusu

hafızam beni yanıltmıyorsa asırlar öncesinden konuşuyoruz; henüz 6'sına yeni basmış (bilemediniz 7'sinden gün almış, ama kesinlikle 8'ine ulaşmamış, pekala 6 buçuk yaşında) bir çocuğum. ve her eblek erkek evladı gibi elimde süpersonik plastik ve orta kısmındaki çakmak taşı düzeneği ile her tetiğe dokunulduğunda ışıldayan makineli tüfengimle üsküdar sokaklarında dayıoğlu ile seyir halindeyiz. derken sıkılıyoruz ve yuvaya dönüyoruz. taş devri felan izleyebiliriz. evin demir kapısını açar açmaz, valide yanında bilimum akraba ile birlikte bana sünnet olacağım haberini muştuluyor. sevinçten (!) göklere s*çıp, iki el de tavana ateş ediyorum. kendime gelmem meşekkatli bir seyir izlese de, iki gün sonra sünnetçi eve avdet ediyor. asistanı eşi (ona gestermem, gösteremem). sakinleştirme ve kesim aşamasından sonra bandaj -bir takım ayrıntılar benle mezara gider-. dikiş falan atılıyor ertesi gün (sanırım hor davrandım). aradan günler geçiyor ve artık sadece ten rengi bir yara bandıyla tutturulmuş bir p!p!m var (güzel). ailecek arabadayız ve benzin alıyoruz. dışarda yazlardan bir mevsim. güneş güleç. benzin kokusu mest ediyor. arka koltukta ve yalnızım. altım boş. çünkü dikişler hava alsınmıştı. sonra birden, ben ayağa kalmaya çalışınca arka koltukta, bir şey düşüyor "oradaki" benden; yerçekiminin mükemmel cazibesiyle arbanın döşemesine doğrultarak yönünü. o kısacık anda, biricik yaralı ve dahi dikişli uzvuumun dikiş tutmayyıp benden ayrıldığı geliyor aklıma. düştüüüü, düştüüü, diye bağırmaktayım ve avaz avazım (ağlama çocuk). valide yetişiyor (zaten hep yetişen odur, peder oralı değil sanki). neyse ki, düşenin sadece yara bandı olduğu gerçeği kısa sürede su yüzüne çıkıyor. çocuk kalbim cıvıl cıvıl.

seneler geçti. hala bir aradayız (maşallah).
erkek milletinin en büyük korkusu bu sanırım: (bkz: düşenin dostu olmaz)

devamını okuyayım »
26.03.2012 11:06