ermanhoca

  • 64
  • 0
  • 0
  • 0
  • 8 ay önce

american psycho

to be or not to be’nin 'to have or not to have’ye, to have or not to have’nin to appear or not to appear’a transformasyonu olarak özetlenebilecek pre-modernite, modernite, post modernite süreçlerinin sonunda, bir bütün olarak insan uygarlığının ahlaken geldiği veya ulaştığı, en doğrusu düştüğü seviyeyi çözümleyen bret easton ellis romanı. ellis, 1985'te yayınlanan less than zero ve 1987'de yayınlanan the rules of attraction romanlarında, american psycho romanının karakterlerinin üniversite öncesi ve üniversite dönemindeki hikayelerini ele alır ve american psycho’nun alt yapısını kurmaya çalışır. fakat bu romanların american psycho kadar başarılı ve ses getiren romanlar olduğunu söylemek zordur.

ellis, post modern toplumun analizinde üretim-tüketim ilişkilerini temel alan modellemelerle sonuca ulaşmanın imkansızlığından hareketle, yeni bir soru, daha kapsayan, daha büyük bir soru sormaktadır: marx’ın üretim-tüketim ilişkilerinin üst yapı ilişkilerini şekillendirme gücü üzerine yaptığı tespit artık yetersiz kalmaktadır, geçerliliğini önemli ölçüde yitirmiştir; zira en genel anlamda ekonomi, kıt kaynakların etkin kullanımı ve/veya üretim etkenlerinin rasyonel dağılımı olarak algılanacaksa, marx’ın da das kapital'de öngördüğü aşırı üretim sürecine girmiş dünyada en temel sorun bolluktur. bolluk bir 'kangren' halini almış ve 'kıt kaynaklar' yaklaşımı bu bağlamda havada kalan bir eski zaman masalına dönüşmüştür. ekonomi, artık şekillendiren ilişkiler bütünü olmaktan simüle edilmesi gereken ilişkiler bütününe dönüşmüştür. romanda patrick bateman ve sevgilisi evelyn arasında geçen şu diyaloga bakalım:

"neden götürmüyorsun price’ı?"
"ay, tanrım, patrick" diyor evelyn, gözlerini yumarak. "neden price? price ha?"
"zengin" diyorum.
"herkes zengin" diyor, dikkatini tv ekranına vererek.
"yakışıklı" diyorum ona.
"herkes yakışıklı patrick" diyor ilgisizce.
"vücudu harika" diyorum.
"herkesin vücudu harika artık" diyor.

kuşkusuz bret easton ellis'in yaratmaya çalıştığı karakter metroseksüel ve dr jekyll and mr hyde'cılık oynayan bir yuppie broker değildir. ellis, patrick bateman karakteri ana ekseninde, x kuşağı'nın çıkışı olmayan bir kapana kısılmış halinin tablosunu çizmeye çalışmıştır. ulaşacağı hedef, yakalamayı amaçladığı başarı kalmayan insanların dünyasında olmak ya da olmamak'ın da bir anlamı kalmamıştır ve doğrudan bedene, tene yönelen bir tüketimde tatmin aranmaktadır. spor salonlarında saatlerce fitness yapıp görsel bir yanılsama yaratmak amacıyla biçime sokulan bedenler uyuşturucu ile doldurulmakta, bu uyuşturucu dolu bedenler paranın satın alabileceği en pahalı giysilerle ambalajlanmakta veya kamufle edilmektedir.

american psycho'yu başarılı yapan, yarattığı metaforlar ve yaptığı göndermelerle, yani bir tür üst dille verdiği mesajdır. romanda karakterler sürekli birbirinin adını ve yüzünü karıştırırlar örneğin. patrick bateman uzaktan, tanıdığını düşündüğü bir kişiye baktığında, adını ya da yüzünü genelde karıştırırken, bu kişinin üzerindeki çoraptan paltoya tüm giysilerin hangi markanın hangi sezon kreasyonunun parçaları olduğunu ve hangi mağazada kaç paraya satıldığını eksiksiz bir biçimde sayabilir. yani x kuşağında, yani post modern tüketim toplumunda isimlerin ve kişiliklerin bir önemi kalmamıştır, önemsiz birer ilinek haline gelmiştir; yegane ayırt edici varoluş veya edim tüketilenlerdir. bu saik ile bütün karakterler sürekli yemeğe çıktıkları restoranlar üzerine, trendler üzerine ve giydiklerinin uyumluluğu üzerine yazılmış trend rehberlerinden bahsederler. 'yazılmış' rehberlerden bahsederler, zira kendi seçimleri ile oluşan beğenilere sahip değildirler; beğenilere sahip olmadaki amaç esasında bir gruba, bir bütüne ait olmaktır. post modern çağın manhattan’ında aidiyet bağlamı tüketilenler üzerinden yaratılmaktadır yalnızca.

buz kıracağından müzik kutusuna, boxerdan kol saatine anılan her metanın markalarla belirtilmesi; yemeklerin uzun, hatta yorucu denebilecek detaylılıktaki isimleri, kısacası tüketilen her şey ama her şeyin özel olması, tüketenlerin/tüketicilerin kendilerini farklı hissetmeleri üzerine kurgulanmış bir dünyanın, bir simulacrum’un yazılı olmayan anayasası gibidir. patrick’in 'in' restoranlardan birinde yer ayırtamaması üzerine courtney’in bunalıma girmesi gibi trajikomik olayların yaşandığı bir simulacrum'un..

devamını okuyayım »
15.05.2010 18:49