eskatalogya

  • 1351
  • 21
  • 7
  • 0
  • geçen hafta

tenet

evet, yıllar evvel kubrick’in filmlerini izlerken onun bakış açısındaki ustalığına, kamera açılarındaki o kusursuz ayrıntılarına, sembolik mesajlarına, subliminal atıflarına hep hayran olmuşumdur, daha kafası çalışan, hiç kimsenin cesaret edemediği konulara bodoslama giren, girmekle kalmayıp görselliğin dibine vuran, fikir jimnastiği ile olimpiyat madalyası kazanacak bir yönetmen olacak mı? diye düşünürken evren bize nolan üstadı bahşetti, eğer yönetmenlerin kavuğu olsaydı kubrick’den bize miras kalan bu kavuk en çok nolan’a yakışır, hayırlı olsun üstad…

nolan’ı jodie foster’ın 1997 yılında başrolünü oynadığı the contact filmindeki milyarder s.r.hadden karakteri ile özdeşletiriyorum, hatırlarsanız o karakter dünyanın atmosferinde uçakla dolaşan, çok nadir yeryüzüne uğrayan, jodie’ye galaksiler arasında dolaşmasını sağlayacak makinenin yapımı konusunda anahtarı veren kişiydi, nolan’da benim için fikir penceresi ile çağ açıp çağ kapatan, sinemanın anahtar deliğini bulup karşımıza görsel sanatların cennet bahçesini açan nev-i şahsına münhasır bir karakter…

filmin konusu için bir defa izleyerek kısaca özet geçmek olası ancak bu olasılık bence yetersiz olur, katman katman işlenen bu kurguyu bir hikayeye hapsetmek, belli bir kalıba sokmak, filmin konu olarak çerçevesi anlaşılıyor olsa bile ayrıntılardaki masterpiece ürün, detaylardaki ince ayar balanslar filmin normal bir senaryonun değil insanüstü bir çabanın görselliğe aktarılması nedeni ile çokça izlemek gerekecek kanısındayım…

‘’tenet’’ nedir diye başlarsak anlamı ‘’prensip’’ olan bu kelime 5 kelimelik latin palindorumdan (palindrom : tersten okunuşu aynı olan cümle, sözcük ve sayılar) biri, diğerleri rotas, opera, (tenet) arepo , sator …
anlamlara gelince ;
sator : üretici (filmde kötü karakterin ismi)
arepo : eski yunan sessizlik tanrısı harpocrates'in kod adı.
tenet : prensip opera : iş, hizmet, yapıt (açılış sahnesindeki mekan)
rotas : döngüye neden olan güç
bunların birleşimi ile şöyle bir anlam çıkıyor ‘’üreten tanrı prensip olarak gücüyle yapıtlarını (yarattıklarını) korur’’ ki bu anlam itibari ile prensip ve ilkenin bu filmin ana teması olması hiç de yabana atılmayacak bir iddia…

filme dönecek olursak zaman kavramı öyle eğilip bükülüyor ki, öyle evirtiliyor ki filmin çıkış fikrine hayran olmamak elde değil, tamam bu sadece bir fikir ancak bu fikri yazıya dökmek, yazıya döktükten sonra onu görsel sanata çevirmek ve kurguyu şahane bir şekilde yerli yerine oturtmak o kadar zor ki filmi izleyince ne demek istediğimi anlayacaksınız...

3 zamanlı bir katman filmi tenet, şimdiki zaman, geçmiş zaman ve gelecek zaman ve öyle yerlerde yolları kesişiyor ki zamanın, şaşırmamak elde değil, hele filmin ikinci yarısından itibaren soluk almanız bile zorlaşıyor, öyle aksiyonlar var ki ‘’yok artık’’ diyorsunuz…

ayrıntılara gelirsek ;

interstaller’daki konu ile ters istikamette yer alıyor tenet, o filmde gelecekte yaşayan ve ileri teknolojiye sahip insanlık geçmişini kurtarmaya çalışırken bu filminde gelecekte yaşayanlar bize adeta düşmanlar ve tek çözüm olarak da kendi geçmişlerini yok etmek olarak görüyorlar, peki ne olmuşta gelecekteki insanlık kendi geçmişine bu kadar zalim, zannımca burada nolan vermek istediği alt mesaj metinde kötülüğün anası nükleer tehlikeye atıfta bulunuyor ve 3.dünya savaşının temellerini öngörüyor…

gelecekteki insanlık geçmişteki insanlığı yok ederse karşımıza büyükbaba paradoksu çıkıyor.
‘’ben geçmişe gidip dedemi öldürürsem ben aslında hiç doğmamış olacağım o yüzden de aslında hiçbir zaman geçmişe gidip dedemi öldüremeyeceğim.’’
bu paradokstan çıkış bileti belirtilmemiş ancak gelecekteki insanlık bu paradoksun oluşmayacağınız öngörmüş olabilirler…

filmin başındaki sorgu sahnesinde trenlerden biri ileriye diğeri geriye doğru akarken sorgu şimdiki zamanda geçiyor,
zaman makinesinin işleniş şekli çok orijinal, aynı yerde aynı anda geçmiş, gelecek ve şimdiki zaman, evirtilen kurşunlar, araba kovalamaca sahneleri, şehir baskını, zaman kıskacının anlatım şekli, kısaca nolan her sahnesini nakış gibi işliyor…

azıcıkta bilimsel bilgi verelim de tam olsun.
zaman einstein’ın ifade ettiği gibi ileri veya geri olarak değil doğrusal ve derinlikli olarak akar, bunun nedeni de kütle çekimle ilintilidir, yani zamanda geriye veya ileri sarmak istenirse zamanın bir doğru çizgisi yoktur, gidilmek istenen zamanda kütlelerden kaynaklı olarak zaman türev zamana dönüşür, varlıkla yokluk arasında bir boyuta ulaşılır ki bu içinde bulunduğunun evrenin sanrısıdır, dolayısı ile sonsuz evren olgusu burada açığa çıkar.

kütle çekim’i tanrıya benzetirsek nereye bakarsak bakalım gerçek zamanı görürüz, bu yüzden gökyüzüne baktığımızda veya teleskop ile uzaya baktığımızda evreni milyonlarca ışıltılı bir mekan olarak resmederiz, bu zorunludur, zamanın kütle çekim olarak ilintisi nedeniyle tarihin bir anı ve noktası vardır, aynı çizgi üzerinden bir kez daha geçemezsiniz, sadece etkilenmiş yansımalarını veya neticelerinin fark edebilirsiniz…

tenet filmini burada bir ses kasetine benzetirsek, aynı seslerin geriye sararak ve ileri sararak dinlenmesi ile oluşacak ses harmonisi bir ahenge oturtmak ve bu ahenkten yeni bir ses üretmek olarak algılayabiliriz…

kısaca, bilinen tüm filmlerden bağımsız, konusu, senaryosu, anlatımı bir defada özümsenemeyecek, her karesi özenle işlenmiş, anlaşılması güç ama beyin fonksiyonlarına yararlı bir film tenet filmini izlemenizi (tekrar, tekrar) şiddetle tavsiye ederim.

iyi seyirlikler…

devamını okuyayım »