eye snap

  • 1004
  • 2
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

travesti

çok homofobik bir arkadaş grubum vardı bir ara. bir grup ortalama türk erkeği. iyi çocuklardı, sadece biraz okumamışlık işte. toplumun yargılarını direk içselleştirmişler, çok kızamıyordum. benim bir kız olarak bu gruba dahil olmam da biraz tuhaf olmuştu ama işte müzik grubuyduk vesaireydik, içiyoruz ediyoruz derken bunlar bi kabullendiler, işte böyle de kız oluyormuş, illa yazmak etmek gerekmeden de kızla takılınabiliyormuş diye.. zamanla da yanımda açılıp rahat etmeye başladılar. arada da homofobik ya da seksist söylemler bunların ağzından çıktıkça ben de şaka yollu düzeltiyorum filan, anladılar en azından benim yanımda böyle konuşmamaları gerektiğini. o rahatlıkla da bir noktada bir tanesi bana bir travestiyle birlikte olduğunu anlattı. benden aldığı tepkinin herhangi bir kız arkadaşından bahsetse alacağı tepkiyle aynı olduğunu görünce de iyice rahatladı. bunların gittikleri bir travesti bar varmış, ondan bahsetti filan... ben de acayip merak ettim. her şeye maydanoz olmak gibi bir huyum olduğu için ısrar ettim beni de götürün diye. kendi başıma gitmem gibi birşey pek mümkün değil çünkü.

o aralarda da bir arkadaşın kısa filmi için travesti oyuncu arıyorduk, bu şekilde bulamayacağımı biliyordum ama mekandaki ablalarla muhabbet açmak için bahanem de hazırdı yani.

mekanda çok acayip karşılandım. yani bildiğin 'karşılandım'. son derece düşük kalite bir yerdi, içerisi de erkek dolu. dişi sinek bile yok. hani gay bar gibi filan asla değil. ben içeri girince resmen amerikan filmlerindeki gibi plak takılma efekti eşliğinde sessizlik olup herkes bana baktı filan. neyse biz birşey olmamış gibi girdik, bir bar, barda barmen bir de ortada dolaşan garson var. sanırsam sağırdı. o müzikte zaten konuşarak anlaşamıyorsun da.. bana bir anda çok büyük hürmet gösterdiler bunlar. ki tarif etmem lazım, ortalıkta öyle kadınlar dolaşıyor ki, her biri birer barbi bebek, inanılmaz güzellikteler, bense kot tişört, o muhteşem kadınların arasında aşırı sakil duruyorum.

tabi ki ortama dahil olamadım, hani bir içkimi içeyim, müziğe iki sallanayım filan, olamadı, çünkü tüm müşteriler bana bakıyor gibi hissediyorum, bir yandan barmen ve garson etrafımda pervane, bana masa bulmaya çalışıyolar, sandalye bulmaya çalışıyorlar, içkiler ikram ediliyor filan.. çok gerildim ama umursamamaya çalışıyorum. eğlenmeyi amaçlayarak değil, meraktan gitmiştim çünkü. benim arkadaşlar bi süre sonra dağıldılar, ben yalnız kaldım barın köşesinde, etrafı seyrediyorum.

hiç bu kadar dışlandığımı hissetmemiştim. yani bir keresinde çok feminen gay bir arkadaşın merakı kurbanı olup bearlarla dolu bir gay bara gitmiştik, o zaman da bi ağır dışlamışlardı bizi, ama bu kadar değil. suçlu da hissettim çünkü orda bir kadın bulunması kesinlikle net rahatsızlık yaratıyordu ortamda. ama sıktım dişimi, amacımı yerine getiricem, o da şu bana aşırı yabancı olan travesti kültürünü biraz olsun görmek.

bir kadın olarak seks işçilerinden en uzak hayatı yaşıyorsun, bir çok eşcinsel arkadaşım var ama hepsi son derece ayrıcalıklı kızlar ve oğlanlar. hayat bize toz pembe. hem de istanbulda yaşarken hergün yanından geçiyorsun, o kapıya değil, bir yanındaki kapıya giriyorsun, arada dünyalar fark var. sanatçıyım bilmem lazım ayaklarına yatmicam, çünkü benim ki sadece meraktı. özellikle o akşam.

önce o mekanın müşterisinden bahsetmek istiyorum, çoğunluğu 20'li yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim, apaçi de denilen, orta halli ya da biraz altı, fakat pahalı giyinmeyi seven, avamcana bir grühtu. hani cinselliğini sorgulasan yumruk atmasına şaşırmayacağın cinsten, 'eşcinsel'i en ağır küfür kabul eden türk erkeği çeşidi. benim orada bulunmamdan çok rahatsız olmaları da bu sepeten gibi geldi bana, iş üstünde basılmış hissettiler belki. kötü bakanlar, omuz atanlar.. benim onları yargıladığımdan çok daha ağır kendilerini yargıladılar benim gözümden, nefret ettiler o yargıdan.

mekandaki diğer kadınlarsa, dışarıda, sokakta gördüğüm travestilere benzemiyorlardı. erkek geçmişlerinden eser kalmamış dış görünüşlerinde, bebek gibi kızlardı hepsi. ama yoktular. et olarak ortada geziyorlardı, müşterilerin kendilerini rahatça ellemelerini hiç umursamıyorlardı. ne mutlu görünüyorlardı, ne mutsuz.

ben bu kadınlarla konuşmaya çalıştığımda çoğu bana çok güler yüzlü yaklaştı, çok samimi davrandılar, fakat kısa film projesi için oyuncu aradığımı söylediğimde hepsi kaçtı. hiç biri kamera karşısına çıkmak, kayıda geçmek istemiyordu. tabi ki neden böyle düşündüklerini anlıyorum.

ama bu bana şunu da düşündürdü, hepsinin çeşitli ameliyatlar oldukları çok barizdi, inanılmaz güzel, orantılı göğüsleri, kalçaları, törpülenmiş çeneler, dolgun elmacık kemikleri, dudaklar vs.. tüm bu ameliyatları olurken bir tür geri dönüşü olmayan yola girmeyi göze alarak olduklarını sanıyorum? yani hayatlarında öyle bir noktaya geliyorlar ki, "tamam, bundan sonra artık köye gidip, 'ben mehmet' diye babamın elini öpemem" diyor olmaları lazım. o kadar kadınlar ki, erkek gibi giyinseler travesti gibi görünecekler. peki bu köprüleri yakmanın ölçütü ne?

eşcinsellikten "tercih" diye bahsedilmesini son derece yanlış buluyorum. tercih olsa herhalde hiç kimse eşcinsel olmayı tercih etmez. özellikle de kendi içgüdüleriyle başa çıkamadığı için intihar edenlerin sayısını göz önünde bulundurduğunuzda bunun bir tercih olmadığı ayan beyan ortaya çıkıyor.

aynı şekilde cinsel yönelim dışında, cinsel kimliğin de tercih olmadığını düşünüyorum. özellikle türkiye gibi bir ülkede, "erkek gibi" diye bir iltifat, "karı gibi" diye bir hakaretin hala kullanıldığı bir ülkede, kadın olmayı "tercih" etmek için, bunun dayanılmaz boyutta bir isteğe, içgüdüye filan dönüşmüş olması lazım. yani, nasıl güçlü bir 'erkek olarak yaşayamam, kesinlikle kadınım ben, kadın olmam lazım' duygusu yaşıyor olmalılar ki cinsiyet değiştirebilmek için bu kadar çok tehlikeyi, acıyı, dışlanmayı, fedakarlığı göze alsınlar..

ancak bu cinsiyet geçişinin dereceleri var. işte "tercih" ancak orada söz konusu olabilir diye düşünüyorum. en kaba haliyle kestimek ya da kestirmemek.

travestiler konusunda biraz daha bilgi sahibi olduktan sonra anladım ki sandığımdan filan çok daha fazla derecesi var. önce, makyajla dışarı çıkabilir miyim acaba? gibi başlıyor. artık kamera karşısına çıkmaktan çekinecek kadar köprüleri yakmanı gerektiren duruma gelmek ve o sınırı aşmak ise herhalde tercih. dışlanmayı, sevdiklerinin sana sırt çevirmesini göze alabilme tercihi.

tl;dr:
1-baya homofobik arkadaşlar travestiye gidiyomuş.
2-ben de bunlara takılıp travesti bara gittim bi keresinde.
3-kadınım diye orada dışlandım, oradaki erkeklerin çoğu da gay addedilmekten korkan tipik türk erkekleriydi çok rahatsız oldular bir kadının kendilerini orada görmesinden.
4-travestiler çok güzeldi. cinsel obje olarak görülmeyi çok içselleştirmişlerdi.
5-kısa filmden bahsettiğimde hiçbiri kamera karşısına çıkmak istemedi.
6-bence cinsel kimlik ve cinsel yönelim tercih değildir. cinsel kimliğini yaşama riskini nereye kadar göze alabildiğin tercihtir.

bunun dışında, travestiler çok iyi insanlardır, yok kötü insanlardır gibi önyargıları gereksiz ve yanlış buluyorum. kimse travesti olduğu için, kadın ya da erkek olduğu için, sarışın olduğu için, yok en sevdiği yemek nohutlu pilav olduğu için, türk olduğu için, zimbabweli olduğu için,
iyi ya da kötü bir insan olmaz. karakteri etiket altına atmak oluyor o biraz. onu yapmayalım.

devamını okuyayım »
10.04.2013 10:25