fataliyev

  • aklıselim (567)
  • 798
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

işe gitmek

üzerimdeki gömlek bedenimi yakıyor. boynumda siyah, çizgili bir urgan. yutkunamıyorum. saat 07.55, fabrika turnikelerinden giriyorum. her sabah aynı boktan ses. her sabah aynı mekanik hareketler. kartı göster, "tlank" sesi ile turnike kilidinin açıldığını anla. küfür eder gibi elinle ittirerek içeriye gir.

insanlar ikiye ayrılıyor turnikelerden sonra. beyaz yakalılar havalı, bol camlı süper lüks yönetim tarafına seyirtiyor. ellerinde şık laptop çantaları. hepsinin yüzü ışıl ışıl. işçiler fabrikanın yan kapısına yöneliyorlar, ellerinde bir bok yok. yüzlerinde bir karartı. ben de onların arasına karışıyorum her sabah yaptığım gibi.ofisin podyumu andıran ön kapısından değil, pek kullanılmayan arka kapısından giriyorum.

üzerimdeki ceket ağır. bir anda 100 kg oluyor ceket, üzerime yıkılıyor. onu asmam gerek. askıların olduğu küçük oda aynı zamanda çay kahve makinelerinin de bulunduğu yer. nefesimi tutup içeriye dalmak istiyorum, ama kapının arkasındakiler benden önce davranıyor. yaklaşık altı kişilik bir "gülümseme" ekibini beklemem gerekiyor girebilmek için. hepsinin elinde afilli birer kahve fincanı. kimisinde madrid yazıyor, kimisi termos gibi; kimisi starbucks etiketli, kimisi fosforlu pembe. hepsi gülümsüyor. gözleri ışıl ışıl. saat 07.58 ve onlar sanki günün ortasındaymışcasına enerjik. kahkahalarla gülüp megafonla bağırırcasına konuşuyorlar birbirleriyle. tonlamaları trt spikerlerini andırıyor.

kulaklarım tırmalanıyor. içlerinden bir ikisi günaydın diyor bana. ben dişlerimi sıkıp başka bir tarafa bakarak bu korkunç resmi geçitin bitmesini bekliyorum.

herkese günaydın...

devamını okuyayım »
16.10.2008 09:05