filamboyan

  • 117
  • 14
  • 3
  • 2
  • 3 gün önce

yeni zelanda'da camiye saldırı

hiç söylenmemesi ilginç geldi ve yazılanlarda katliamcıya sadece 'hasta' vurgusu yapıldığı için aklıma franco bifo berardi'nin
kahramanlık patolojisi toplu katliam ve intihar isimli ilginç kitabını getirmiş olaydır.

katile şizofren vb teşhisleri kötücül sıfatlar gibi takarak hastalık sahiplerine verilen zararın dışında farkında olmadan katil(ler)i de gizliyor, koruyabiliyoruz diye düşündürdü. hem kötülüğün gerçek boyutlarını kaçırıyor hem de toplumsal bileşenlerinden koparıyoruz.

kitaba dönersem, bu insanların hep geride metinleri ve deklarasyonları var yani bir gösterişi dolayısıyla patolojik bir kahramanlığı olan profiller olması belirleyici. bu kişi de öyle görünüyor. kendi manifestosundaki temizlik anlayışı ile beyanlarında geçen yaşamı, ülke koşulları arasındaki tutarsızlık çok dikkat çekici bence. sanki avustralya'dan değil de sanal bir savaş oyununun göbeğinden fırlamış. insanların böyle bir kahramanlık rolüne soyunması düşündüğümüz kadar acayip akıl hastalıkları diyarlarında aranacak uzak özellikler değil. o yüzden iletişim çağının bu seviyesinde gayet ekrandan bile öğrenilerek sistemli tasarlanan, yine ekranlardan adalet, ayakta kalma - ekseri darwinci - demeçleri verilen ve kurtuluş için ustalıkla eyleme geçirilerek işlenen benzeri yaşanmış katliamları çağrıştırmıştır.

gelişmişlik iddiasına sahip ülkelerde sıkça olan öğrencilerin silahlı okul saldırılarından, film karakterleri kostümleriyle, oyun karakterleri kafasıyla çatılardan uçarak intihar eden çocuklarına kadar veya bu olaydaki gibi ideolojik nedenlerle kolayca bir araca dönüşen 'bireycilik'i yüceltilmiş hayatlara sahip insanlar oldukça fazla. rekabet, üstünlük savaşları ile belirsiz gelecek kaygıları içinde sıradan kimliksizleştirilmiş kişiler olarak örneğin kökene, ırka, dine her ne motivasyonumuz varsa onunla suça kolayca meyledebiliyoruz. kendine (yeni zelanda konforunda) fail özdeşleştirmesi yaparak kahramanlığa soyunup bu cinayetleri ustalıkla işleyen biri gibi, dünyada küçük-büyük ama istisnasız artmakta olan bu insan sayısının nedenleri üzerine düşünülmüş kitapta; basitçe insanın el ele, yüz yüze, göz göze diye tabir edeceğimiz bedensel iletişim yöntemlerinin dijital dünyayla beraber sanal networklere dönüşmesinin bilişsel algılarımızı da büyük oranda değiştirdiğine dair ilginç vargılar bulunuyor. bu korkunç kötülüğe varan olayların yeni öğrenme, iletişim metotlarımız ve çarpık sosyal medya, haber güdülemeleri ile kesin bağlamı olduğunu düşünenlerdenim.

kötülüğün sıradanlığı kadar yayılma şekline ilişkin argümanları da önemsememiz gerekiyor belli ki.
bunun gibi salt din veya ideoloji motifli eylemler gördüğümüzde, zor olsa da, arkasındaki failin bulunduğu kitlenin içindeki, aslında bizlerden çok da farklı olmayan, konumundan hangi şartlarla suça sürüklendiği ve o kötülüğün nerelerde yeşerdiğine bakmak elzemdir.

devamını okuyayım »