flaneire

  • 36
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

öğrenildiğinde ufku iki katına çıkaran şeyler

sana şöyle bir soru sorsam; “sen iyi bir insan mısın yoksa kötü bir insan mı?” cevabın ne olur? pekâla gel bunu biraz daha açalım; iyi ya da kötü olmak hatta suç işleyip işlememek tamamen kendi elinde ve kontrolünde mi?

peki, insan kendi davranışlarından tamamen sorumlu mudur?

pekâlâ, ufkunu ne kadar açar bilemem ama en azından doğruların ne kadar değişken olacağını sana kanıtlayacağım hem de en bilimsel açıdan. başlayalım;

sosyal ve ekonomik açıdan ortalama ya da ortalamaya yakın olan herkes kendisi için iyi biri olduğunu söyleyecektir, bu tartışmasız bir gerçek. üstelik bu kişi ekşi sözlük yazarı dahi olsa cevap değişmeyecektir. (hani birbirini ötekileştiren, fikirlere saygı göstermeden hurhanca klavye tuşlarına basarak cevap yazdığı ve karşı taraftakinin insan olduğunu unutup, küfür edenler var ya hah işte o yazarlardan bahsediyorum canım, senden değil anlarsın ya) peki ama gerçekten iyi biri miyiz? derinlerde aklımızın ucuna dahi gelmeyecek kötülükleri yapabilir miyiz?

bu soruların cevabını veren ve psikoloji öğrencilerin canına okumuş, etik bulunmayan iki (bkz: sosyal psikoloji deneyleri) var. bunlar (bkz: zimbardo deneyi) (bkz: milgram deneyi)

aramaya tabi ki inanıyorum ve sadece zimbardo deneyi bile dört kez yazılmış bu başlıkta evet ama giriş yapabilmek için bunlardan bahsetmek zorundayım. devam edelim:

bu deneyler, birbirinden farklı olsalar da bazı benzer özellikleri taşır zira her iki deney de sosyal normların ve hiyerarşinin insan davranışları üzerinde ne gibi etkiler bıraktığını gösterir. bilmeyenler için kısaca birinden bahsedelim; zimbardo deneyinde deneklere bir hapishane ortamında mahkûm ve gardiyan ilişkisinde hiyerarşik olarak simülasyon yaratılıyor. dr zimbardo, deneyde bazı yönlendirmeler de yapar, öncelikle mahkûmların kişiliklerinin silinmesi ve ötekileştirilmesi için isimleri yerine numara verir ve numaraları ile hitap edilmesini ister. kontrolü elde tutması istenilen gardiyanların mahkûmlar üzerinde şiddet hariç her şeyi yapabileceğini söyler ve kendisi de hapishane müdürü rolünü üstlenir.

deneyim ilk günü olaysız geçiyor ancak ikinci gün olaylar gelişmeye başlıyor. tüm denekler rollerini o kadar hızlı benimsiyor ki ikinci gün mahkumlar için isyan, gardiyanlar için otorite başlıyor. 14 gün sürmesi beklenen deney 6. gününde son buluyor. deney daha önce bu balıkta yazıldığı için tamamını anlatmayacağım ancak buradan çıkarılan bazı sonuçlar var.

içinde bulunduğumuz şartlar davranışlarımızı çok etkiliyor. bu deney aslında ötekileştirilmiş kişilere ve zayıflara karşı kötü davranmanın ne kadar kolaylaştığını kanıtlıyor ve ek olarak bilişsel kopuşun yani gerçeklikten kopuşun ne kadar basit olduğunu açıklıyor zira öğrenciler ortamın simülasyon olduğunu ve bir deneyde olduklarını unutup rolleri tamamen içselleştiriyor ayrıca dr. zimbardo’da bilişsel kopuş yaşıyor çünkü hapishane müdürlüğünü rolünü artan şiddete rağmen sonlandırmıyor.

bu deney hem kendimizi hem de diğer insanları yargılamanın ve yadırgamanın yanlış olduğunu çünkü davranışlarımızı belirlemede bulunduğumuz şartların çok önemli bir etken olduğunu kanıtlıyor. bu nedenle doğru ya da yanlışı değerlendirirken içinde bulunduğumuz ortama göre değil daha resme daha geniş perspektiften bakmamız gerektiğini gösteriyor.

lâkin zimbardo deneyi başlığında da yazıldığı gibi bu tespitlerin kesin yanıtları vermediği tartışmaları ortaya çıkıyor çünkü dr. zimbardo’nun deneyi yönlendirdiği ve deneye dahil olarak kendi doğasını yansıttığını söylüyorlar ve ekliyorlar; “bu deneydeki insanların tamamında bilinçaltlarında gizlenmiş şiddet vardı ve ben asla bunun bir deney olduğunu unutmam, böyle de davranmam, bu deney gerçeği yansıtmaz…”
ancak şu girdide (bkz: #66860687) yazılana göre içinde şiddetinde olduğu milgram deneyi 2015 yılında polonya’da tekrarlanıyor ve asla yapmam diyen bireylerin şiddet eğilimde daha istekli olduğu ortaya çıkıyor.

buraya kadar anlattıklarım iyi ya da kötü birinin değerlendirilmesindeki sosyo-ekonomik, hiyerarşik ve psikolojik durumların insana olan etkisiydi ancak halen tatmin olmamışsan, iyi ya da kötü olmak veya davranışlarımızın tamamen sorumlusu olup kontrol edebildiğini düşünüyorsan sana bay oft’un hikayesini anlatayım.

40 yaşında ve evli olan bay oft, daha önce hiç yapmadığı davranışları yapmaya başlıyor. ilk zamanlar bu değişiklik sadece kendisinin bildiği bir sır olarak kalıyor. bu sır, cinsel arzusundaki artış oluyor. evde gizli gizli porno sitelerine girerek, sürekli mastürbasyon yapmaya başlıyor ancak ilerleyen zamanlarda bu güdüyü kontrol edemiyor ve komşularına, akrabalarına daha önceden arkadaş olduğu çevresindeki tüm kadınlarla cinsel içerikli sohbetler etmeye ve mesajlar atmaya başlıyor. şikayet üzerine mahkeme, bay oft’un bir klinikte tedavi olması gerektiğine karar kılıyor ama bay oft bazı hemşirelerin dondurma topu yuvarlaklığındaki kalçalarına dayanamayıp yapıştırıyor tokatı bununla da yetinmiyor köftehor, elden ayaktan düşmüş diğer hastalara bile sarkıntılık ve tacizlerde bulunuyor. yargıç son olaylardan sonra hapsine karar veriyor. bay oft tam da hapse gideceği akşam ağır baş ağrısı şikayetiyle hastaneye kaldırılıyor. virginia hastanesinde mri ile beynine bakıldığında sağ orbitofrontal korteksinde yumurta büyüklüğünde bir tümör olduğu görülüyor. ameliyat ile alınan tümör gittiğinde bay oft’un davranışlarında olağanüstü bir düzelme gerçekleşiyor ve karısının tanıdığı, o ilk haline, geri dönüyor fakat bu durum da uzun sürmüyor. bir yıl sonra tekrar aynı davranışlar beliriyor ve gittiği hastanede mrı görüntülenmesinde önceki ameliyattan küçük bir tümör parçasının kaldığını ve büyüdüğünü anlıyorlar. tümör tekrar alınıyor. bay oft’un davranışları yeniden normalleşiyor.
peki ama bir tümör nasıl oluyor da karakter ya da kişiliğin yansıması olan davranışları şekillendiriyor?

beyinde (bkz: frontal) ve (bkz: temporal) adı verilen iki lob vardır. bu bölgelerin tahrip olması ya da doku kaybı yaşanması sonucu, (bkz: frontotemporal bunama) adı verilen bir hastalık ortaya çıkar. bu hastalık, kişiyi sosyal kuralları hiç edip, çiğnemekten çekinmediği bir karaktere dönüştürür ve kontrol mekanizması olan süperegoyu devre dışı bırakır. meselâ gözünün içine baka baka hırsızlık yapmaktan çekinmez ya da kişi gelir ayakta ve herkesin içinde sıçar (bkz: şişli etfal'de ayaküstü sıçan teyze) ya da sokakta çırılçıplak gezer (bkz: yolda çırılçıplak yürüyen vatandaş) tabi bu vatandaşın akli dengesi yerinde değil ancak bu hastalığa sahip kişilerin aklî dengesi yerindedir ve hatta yaptıkları davranışın uygunsuz olduğunu da bilirler ancak doğru mu yanlış mı değerlendirmesini yapamazlar ve bu durum psikolojik değildir, tamamen bilişseldir.

şimdi, fronto-temporal bunama geçiren bir kişi mesela bay oft, yaptığı davranıştan ne kadar sorumludur? evet yaptığı bir suçtur ancak ve aklî dengesi yerinde olmasına rağmen yaptığı davranışı kontrolsüzce tetikleyen bir tümörse ve karakterini dahi değiştiriyorsa, bay oft ne kadar iyi ne kadar kötü biridir? bu suçun cezasını nasıl belirleyeceğiz?

ya bak konu gerçekten uzadı, ikna olmadın mı hâlâ? pekâlâ o zaman bi’ de babasını öldüren ve soğukkanlı katil olarak müebbet hapsine karar verilen doktor vince gilmer’in hikayesinden bahsedeyim. ingilizcesi burada: https://www.thisamericanlife.org/…ilmer-and-mr-hyde burada haberlere çıkan videosu var: https://www.youtube.com/watch?v=mluuqkddxpk

bu hikâye aslında benjamin gilmer’in eğitimini bitirip ve north carolina’daki cane creek kasabasına doktor olarak atanmasıyla başlar. ancak benjamin daha kasabaya gitmeden tuhaflıklar başlar çünkü benjamin gilmer’in gideceği kasabanın daha önceki doktorunun adı da gilmer’dir. (amerika’da ve yamulmuyorsam kanada’da doktorlara soy isimleri ile hitap ediliyor. amerikadan eminim) daha tuhaf olanı ise bu doktorun babasıno öldürüp müebbet hapis yemesidir. benjamin kasabaya geldiğinde bazı hastalar bir katilin tanı koyup, tedavi edeceğini düşünerek panik atak geçirir ancak gerek duyurular ile gerek özel açıklama yaparak o kişi olmadığını anlatır ve her şey düzene girer ta ki vince gilmer’i yakından tanıyan hastalarla konuşana dek çünkü vince gilmer’i tanıyan hastalar, onun böyle bir şey yapacağına asla inanmadıklarını, kasabada daha önceden çok sevildiğini ve hatta maddi olarak zor durumda olan insanlara yardımlar ettiğini, sosyal güvencesi olmayan insanları örnek verilen ilaçlar ile tedavi ettiğinden bahsederler. eve giden doktorların tarih olmasına rağmen kliniğe gelemeyecek bazı hastaların evlerine gittiği bile olmuştur hatta jarol davis isimli eski bir hastası babasının alzheimer hastası olduğundan bahsetmiş ve onun her şeyi ile ilgilendiğini söylemişti ve aslında babasının çektiği azaptan kurtarmak için öldürdüğünü düşünmüştü. benjamin, “olur mu lan öyle şey dalyarak, siktiğimin köylüsü ya be amına koduğumun conisi koskoca doktor böyle bi’ sebepten adam mı öldürür” diyecekti ki geçer çünkü ekşi sözlükteki bir çok yazarların çok daha önce fark ettiği ve ötekileştirildiği gibi çomar her yerde çomardır en iyisi “hmmmm” diye cevap vermekti diye düşündür ve hmmmm der.

benjamin, vince hakkında yapılan yorumlara maruz kaldıkça vince’ın babasının öldürmesini çok anlamsız bulur ve şüphelenmeye başlar artık yorumlarla yetinmeyip hayatı hakkında bilgiler toplamaya başlar.

vince’ın hayatındaki kaos ve değişiklikler babasını öldürmeden önceki yıl, bir trafik kazasıyla başlamıştı. vince aracıyla taklalar atmış ve bir direğe çarpıp, direğin üzerine düşmesine sebep olmuştu. araç neredeyse ikiye ayrılmıştı. ameliyatlar sonrasında karısını ve ailesini tanıyamamış geçici hafıza kaybı yaşamıştı ve bu 24 saati sürmüştü. kısa bir süre sonra hastaneye tekrar dönmüş ve o bilindik iyi kalpli doktor olarak hayatına devam etmişti. ancak bir gün hastaneye eşim ile ayrılmaya karar verdik diyerek gelecekti oysa karısı ile çok güzel bir ilişkisi ve ailesi olduğundan tüm çalışanlar şaşıracaklardı. vince bu ayrılığın duygusal etkisiyle ve yalnızlıkla birlikte alkole başlamış ve her akşam içmeye başlamıştı ancak bu durum iş hayatına asla yansımamış, hastalara aynı ilgiyi göster işini de hiç aksatmamıştı.

benjamin, tüm bunları öğrendikten sonra adamlığın kitabını yeniden yazacak bir hareket yapacaktı. çünkü tüm bunlar çok anlamsız gelecekti, vince katil olamazdı, imkansızdı. mahkeme tutanakları dahil her şeyi alıp okudu, tutarsız çok şey vardı ve ziyaret etmeye karar verdi ziyadesiyle korkuuyordu da çünkü benjamin, vince ile aynı yaşlarda hatta fiziksel olarak bile benzen, aynı isimde ve onun kurduğu düzene yerleşmiş biriydi. vince onu saplantı yapar ya da peşine takılır mıydı? sikerler deyip, ziyaretine gitti.

vince’in hareketlerinde anormallikler vardı. konudan konuya atlıyordu. babasını neden öldürdüğünü tutanaklardaki yazıldığı gibi bir ses öldür onu, öldür onu dediğini ve öldürdüğünü söyleyecekti. vince aklî dengesini yitirmiş miydi? tutanaklarda bu açıklamasından dolayı psikiyatrist’e yönlendirilmiş ve aklî dengesinin yerinde olduğu cezadan kaçmak için numara yaptığı yazılmıştı.

benjamin gitmeden evvel cezaevinin bahçesinde vince’a ait savunmayı okurken bir şey dikkatini çekti. vince’ savunmasında hep aynı kelimeyi tekrarlıyordu. “serotonin” vince’a göre kafasındaki o seslerin sebebi ve babasını öldürmesi serotonin eksikliğinden kaynaklanıyordu. çünkü savunmasında iki gün önce kullandığı ssrı ilaçlarını aniden bıraktığını söylemişti. benjamin vince’si ziyaret ettiği sırada da aynı şeyleri duymuştu ancak tutarsız davranışlarına bağlamıştı. acaba gerçekten cinayetin sebebi serotonin olabilir miydi?

benjamin, bu durum için bir rapor oluşturulmasına ve vince’sı tekrar tanı için kliniğe götürülmesine dair talepte bulundu. benjamin, bu esnada vince’ın hapishanede de süreli ssrı istediğini, psikiyatrı gidip ilaç alması gerektiği, el ve ayaklarındaki titremelerin bu yüzden olduğunu söylediğini tekrar duyacaktı. bu talepte çok ısrarcı olunca gardiyanların taklit yaptığını düşünüp onu dövdüğünü hatta öylesine dövmek ki dişleri dökülünceye kadar dayak attıklarını öğrenecekti. vince rapor sonrası kliniğe alındığında ortaya çıkan testler çok enteresan olacaktı. her şeyden önce 80 mg ssrı alan vince’ın konuşması düzelecekti, tutarlı cümleler kuracak kendini ifade edebilir hale gelecekti. bir diğer sonuç ise biraz kötüydü çünkü vince huntington mutasyonu taşıyordu.

öncelikle belirteyim huntington hastaları şiddete başvurmaz aksine tarih boyunca şiddet hep kendilerine uygulanmıştır. içlerine şeytan girdi diye üzerine kurşun dökenler mi dersin, şeytan çıkartalım diye ateşte kızartılan demiri sırtına, göğüslerine bastırılan mı dersin, sürüsüne berekettir. huntington hastalığı beynin fiziksel hareketlerinde yaşanan bir kontrolsüzlüktür. bu fiziksel kontrolsüzlük zamanla psikolojik sorunları da beraberinde getirir ve zamanla yürüme, konuşma, yutkunma sorunları ortaya çıkar hastalığın fiziksel belirtileri genellikle orta yaşlarda belirir ve son evrelerinde korteksi etkilediği için karakterde değişimler başlar, bilişsel işlevler gittikçe yitirilir, kişiyi mantıktan yoksun bırakır ve ölümle sonuçlanır. huntington hastalığının şu an için tedavisi yoktur.

şimdi, tüm bunları okuduysan ve bilimsel olarak kanıtlanan bu hastalıkların sonucu olarak; davranışlarımız tamamen kendi kontrolümüz altında mıdır? vince’ın işlediği cinayet ne oranda kendi isteğiydi, ne oranda ssrı aniden bırakmasının sebebiydi, ne oranda yaşadığı psikolojik sorunların ürünüydü ve son olarak ne oranda hungtington hastalığının sonucuydu? frontotemporal bunama geçiren ya da korteksi zarar gören birinin sokakta çırılçıplak gezmesi, hırsızlık yapması, taciz etmesi isteyerek yaptığı bir hareket olarak mı yoksa yanlış olduğunu bildiği halde kontrol edilemeyen bir dürtü ve hastalık olarak mı düşünmeliyiz? bu insanlar ne kadar iyi, ne kadar kötü?

peki şimdi, tüm reel hayatın bir kenara ekşi sözlük yazarı olarak iyi mi yoksa kötü bir insan mısın?

hâlâ ikna olmadıysan gen konusuna da girerdim hatta etken maddesi (bkz: pramipexole) olan ilacın davranış ve karakter üzerindeki etkilerinden de bahsederim ama dehşet uykum geldi. bi’ de benim iki gün sonra vizem var lan ben 3 sayfa burada öğrendiğim şeyi yazıyorum, uuu hiperaktivite alırım bir dal. finallere üç gün kala bunu da anlatırım.

ah, son olarak eklemeyi unuttum ssrı ilaçlarım aniden alınımı durdurulursa beyinde hasarlar ortaya çıktığı görülmüştür.

o değil de buraya kadar hiç üşenmeden okuyan afet-i devranım sana çılgın bi teklifim var; evlenelim mi?

düzenleme: gözden kaçmış yanlış yazımlar, noktalama işaretleri ve bkz linkleri düzeltilmiştir.
* beyin hakkında tüm araştırmalarımı erkan özcan blogumda yayımlayacağım ilgilenenler için bir hatırlatma.

devamını okuyayım »