flavius aetius

  • battal gazi (360)
  • 950
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

ırak ve şam islam devleti

gerek kobane direnişi başlığı olsun ya da rojava başlığı ilginç yorumlar ve mantık yürütmeler gördüm, gerekse ışid vs pkk ile ondan daha önce açılan pkk vs ışid başlıklarında da ilginçlikler gördüm. o zaman hiç istemesem de iki kelam da ben edeyim; ne de olsa çoğu yazardan çok daha üstün bir birikime sahibim:( evet, burnum biraz havadadır; faşist ama çok kültürlü bir insanım, askerde de komando idim zaten. daha yakından tanımak isteyen qızlar dm atabilir diyeceğim de bu başlığı okuyan qız zaten militandır amk, dm falan atmasın.

***

argüman i: ışid çok vahşi iken pkk daha hümanist kalıyor/pkk da eskiden vahşi idi/pkk enternasyonalist ışid ise arapçı. bu tarz argümanları elimden geldiğince yorumlayayım.

a- ışid de pkk kadar 'enternasyonalisttir', hatta daha da enternasyonalisttir. bunun aksini iddia etmek sanırım biraz zor, zira bahsi geçen güruh selefi.

selefi olmalarının ne alakası var diyecek olabilirsiniz, lakin bunu demeniz geçersiz olacaktır; zira islam'ın temel algısı da evrenseldir ve hatta ulusçuluğu reddeder. bu düşünce de nereden çıktı diyenler için (bkz: vahhabilik/@flavius aetius).

b- pkk'nın mücadelesi bir fikir olarak sunulmuştu bir entry'de. burada fikirden kasıt onun avrupai düşünceye daha yakın olduğundan tutun da fikirlere kurşun işlemeyeceğine kadar gidiyordu. v for vendetta'cı bu arkadaşı ipleyecek değilim, lâkin gözden kaçan noktayı belirtmek gerekir.

ışid'in yöntemi eleştiriliyor, bu doğrudur ve açıkçası pek de matah bir cinsten değildir. şiddete çok daha korkunç bir şiddetle karşılık vermek ne kadar doğal olmayan bir durumsa onu sakince kabullenmek de o kadar gerçek dışı bir durumdur.

evet ne diyorduk? şimdi siyasette, bilhassa sol literatürde bir şey vardır, onlar da teori ve pratik olarak adlandırılmaktadır. sen kendi teorini överken karşı tarafın pratiğini çıkarın için yeremezsin. yerersin de biraz mürekkep yalamış birine bunu yutturamazsın. bu adamların yaptıklarını 'doğru bulmak' değildir, ama senin de tutarlı olmadığın anlamına gelmektedir. sorry, but that is da fact, so stfu:(

yani anlayacağın üzere elma ile armudu kıyaslamaktasın güzel kardeşim. bırak bu işleri. elma ile armuttan bir sentez üretip kıyaslama yapsan eyvallah, ama slogan atmak tabii ki senin için de daha kolaydır. mesela ben bir faşist olarak kıçımı yırtıp marx bile okudum, ama keşke okumasaydım amk. liberalim ayağı yapıp karı kovalasam pek çok şey daha sağlıklı olurdu sanırım. mallık bende. ama eminim gün gelecek bu topraklarda liberal vs sosyalist kavgası da çıkacak. karşıt görüşlü öğrenciler bunlar olacak<3.

argüman ii: ışid müslümanlar ile savaşıyor, bu ne biçim cihad anlayışı.

şimdi pek çok insana göre cihad algısı en fazla sakal bırakıp chatroulette'de 'we are from iraq, we will bomb you' diye elin gariban ve güzel ecnebi kızlarını korkutmak olabilir. lakin islam'da savaş ilan etmenin meşru olduğu dört grup vardır, bunlar: "kafirler, haydutlar, asiler, dinden dönenler." mesela küffar ile yapılan savaşlardan sonra imzalanan antlaşmalar genellikle ateşkes manasına gelen hunda ile sulhtür. yani savaş devamlıdır. neyse bizi ilgilendiren grup dinden dönenler.

a- dinden dönenler:

teoride dinden dönenler ile yapılan savaş meşrudur ve belki senin garibine gidecek ama cihaddır. bunu ben demiyorum, teoloji diyor. dinden dönenlere verilen isim ise mürted. mürted devlete olan sadakatini kaybetmiştir, şu günlerde ışid boşuna islam devleti adını almadı, ve dolayısıyla savaş açılması elzemdir. yani bir bakıma islami nüanslarda tağuti rejim ilan edemediklerini mürted ilan ederek ulema bazında de jure olarak casus belli hakkına sahip oluyorlar.

b- mürtede karşı savaş:

mürtedler ile olan savaşta yakalananlar savaş esiri değillerdir. zımmi statüsüne nail olamayacakları gibi cihad sonucu ele geçirilenler gibi köle olamazlar. cihad sonrasında sulh ya da hunsa yapılabilirken mürtedler ile olan savaş esnasında ya da sonrasında antlaşma veya ateşkes yapılamaz. önündeki seçenek dine dönmek olan mürted'e ışid bu seçeneği ne kadar sunuyor, onun hakkında bir fikrim yok.

***

üstteki iki argümandan hareketle söyleyebiliriz ki ışid'in savunduğu düşünce 'teoride' mevcut ve batı kökenli olan siyasi görüşler ile çökertilemez, zira bu adamların görüşleri din kaynaklı. dolayısıyla dinde herhangi bir reform olmadan veya teolojide yeni fikirler ortaya atılmadıkça; bir bakıma yeni bir ecolé oluşmadıkça vahhabilik ve selefilik tandanslı radikal hareketler farklı coğrafyalarda ortaya çıkacaktır; afganistan'da olduğu gibi veya nijerya'da.

***

argüman iii: ışid çok vahşi.

bu argüman politik eylemler sonuçlarıyla birlikte değerlendirilir gibi düz mantık bir yorumla siyaseti yorumlayan bendeniz için de geçerlidir. öte yandan bu vahşilik gayet de normal. mevcut vahşet hoşuma gitmiyor, lakin hannah arendt isimli abla banality of evil diye bir makale yazmış. isteyen yazarlara türkçesini bile yollayabilirim. oturun okuyun, burada beni uğraştırmayın.

o makaleden hareketle diyebilirim ki islam'da üste itaat koşulsuz ve kayıtsız şartsızdır. o nereden çıktı diye soranlar oluyorsa nisa suresi 59.ayet diyebilirim. abdülbaki gölpınarlı çevirisi şu şekilde: "ey inananlar, allah'a, peygambere ve içinizden emredecek kudret ve liyakata sahip olanlara itaat edin." diğer çevirenler için şuna tıklayın. burada hükümdar despot olursa nolacak denilebilir, lakin onun da bir otokontrol mekanizması var. eğer hükümdar mevcut hükümleri adilane bir şekilde yerine getirebiliyorsa ona itaat edilmelidir. sanırım bu ışid militanları için geçerli, anladığımız kadarıyla. ama diğer islamcı gruplardan ışid'e geçişlere baktığımız zaman öteki gruplarda geçersiz olabilir. dolayısıyla ışid'in hem siyasi hem dini hem de hukuki açıdan gücünü anlamamız için ben bu durumun güzel bir örnek olduğunu düşünüyorum.

şimdi bildiğimiz üzere mürtede, tağuta ve geri kalanlara karşı savaş son derece amansızdır. yine de bana kalırsa ışid militanlarından bazıları zamanla radikalleşmiş olabilir, bazıları zaten vahşidir, bazıları da durumu kabullenmiştir. ne olduğu önemli değil -aslında önemli-; önemli olan bu vahşeti nasıl kanıksadıkları. arendt'ın da yanıtını aradığı soru budur. ya da radikalleşme ile ilgili başka basit bir örnek verelim, okuyunuz ve izleyiniz (bkz: die welle).

şeytanın avukatı lakaplı jacques verges şöyle bir laf etmiş (bkz: her suç topluma sorulmuş bir sorudur). dolayısıyla ışid çok vahşi diye kestirip atmak onu vahşete iten faktörleri belirtmeyecektir ve bu durum bir zaman sonra yine ortaya çıkacaktır.

***

bana kalırsa insanları ışid militanı yapmaya iten süreç ve nedenler dikkatle incelenmelidir, ufak bir anekdot vereyim:

(bkz: taliban'ın gözüyle bin ladin) video uçmuş, vaktinde izlemiştim. ilginçti. mesela hatip buda heykelleri'ne de değiniyordu, bamyan heykelleri'ne. dediği hatrımda kaldığınca şu idi: "çocuklar ölüyordu, ambargo ile ilgili defalarca başvurduk, ama bize her seferinde 'heykellerden' bahsettiler. (burada genel olarak isveç'i suçluyordu). biz çocuklar derken onlar heykel dediler; biz de onları yıktık. madem çocuklarımızdan daha değerlilerdi, o yüzden yıktık; bizi yıkmaya iten süreç bu idi."

demek istediğim olaylar o kadar basit değil. eğer doğa etki-tepki mekanizmasında ise ışid gibi radikal oluşumlar da bir şeylerin tepkisidir. onları savunduklarımdan değil, ama ışid'in altında yatan düşünceyi tam olarak anlayamazsak sorun da çözülemez.

***

birkaç şey daha karalayacaktım, ama sıkıldım ve yeterince uzun oldu.

ps: ışid bir yerdeki adamları mürted mi değil mi diye nasıl ayırt ediyor ben de bilmiyorum, lakin şu olabilir. (bkz: caedite eos novit enim dominus qui sunt eius)

devamını okuyayım »