foko melik

  • şeker abi (603)
  • 773
  • 1
  • 1
  • 0
  • dün

takva

kişinin tanrı sevgisini ve ona boyun eğişini bir manastırda ya da bir tekkede sınaması kolaydır. çevresel yoksunluk altında ve herşeyin tanrı'yı çağrıştırdığı bir ortamda tanrı'nın hayırlı bir kulu olmak kısıtlı ölçülerde bir övünç vesilesi olabilir; kısacası kolaycılıktır.

çuvalcı yazıhanesi-rahmetli ana babasından kalma sade evi-doğma büyüme mahallesi-namaz kıldığı cami-zikre gittiği dergah

işte muharrem efendi'nin kendiği kapattığı açık hava manastırı veyahut tekkesi...

hayat alelade, nefsin istekleri kapalı odalara hapsolmuş, akla geldiğinde bir "tövbe estağfirullah" ile sönüveriyor. geçiyor...

muharrem, allah'ın elçisi saydığı muhammed kadar emin olan bir insan, yaratılışı bu. haram nedir bilmiyor, şeytan dürtüp aklına gelse bile hiç gözü yok.

o kadar emin (emanete sadık) ki, gün geliyor ara sıra gittiği dergahın şeyhi ona dergahın ana gelir kaynağı olan kira gelirlerini toplama vazifesini veriyor. istemiyor ancak, "bu yola hizmetin sevabı" ile kandırılyor. ve dergahın maddi zenginliğini sembolize eden giysiler, saatler, araba, cep telefonu, vs. bir anda bir maddi gücün "üzerinde taşıyanı" oluyor. (filmin bir yerinde, şeyh, "acaba kızımı muharrem'e mi versem ?" diye bile düşünüyor, o derece emin ve tertemiz)

ve olaylar gelişiyor...

islam, belki de, yaşayan, aktüel dünya üzerine söyleyecek sözü en çok olan dindir. sadece bir "ahlak öğretisi" olmayıp, siyasi-idari-dünyevi işaretleri olan bir din olmuştur. fıkıh olgusu pek çok islami değerin önünde yer almış, önemsenmiştir.

işte bu "kul işi" düzeniyle, islam içinde yer almak, sözün tam manasıyla müslüman olabilmek zordur, bazen imkansız derecesindedir.

bu film, sadece mümin müslümanların değil; bu dünya düzeni içinde dürüst, temiz kalabilmeye çalışan insanların öyküsüdür. muharrem insancığı üzerinden anlatılmıştır, o kadar. yoksa tamamıyla dini referansları olan bir film değildir. öz kişinin vicdanıdır, kişi kendisi nasıl bilirse bilsin ve tanımlarsa tanımlasın.

değerlerimizin, işin içine başkaları ve erişilmesi zor dünya nimetleri girdiğinde nasıl çelişkilere düştüğümüzün, nasıl git-geller yaşadığımızın filmi.

biraz düşününce böyle denebilir sanırım...

p.s. filmi izlerken bir ara, ak partililer için denen "önce mücahattiler, sonra müteahhit oldular, şimdi de müsait oldular" lafı geldi nedense... işte, muharrem, müteahhit yapılmaya çalışılan, ancak bir sonraki aşama olan "müsait olma"yı ruhunda bir damlacık taşımayan bir mücahitçik, bir adamcık. ya kafayı yiyeceksiniz onun gibi mana-madde arasında kalıp ya da şimdilerde memleketi idare edenler gibi müsaitleşip genleşeceksiniz, özünü-aslınızı yitirip unutma pahasını hiçe sayarak...

son olarak, ayrıca,

son yıllardaki en iyi türk filmidir bu film, izlemeyen izlesin; asla bir şey kaybetmez.

devamını okuyayım »