fosmodern

  • 1181
  • 32
  • 12
  • 0
  • dün

trabzon

doğup büyüdüğüm karadeniz şehri.

belki diğer şehirler için de geçerli olan garip bir özelliği var. hiç istemeden gelen, insanından illallah eden ne kadar arkadaşım olduysa hepsi trabzon'un bağımlısı oldular. trabzon'dan kurtulmak için çabalayan ve bunu başaran çocukluk arkadaşlarım ise her konuşmamızda trabzon hasretlerini dile getirdiler.

denizi desen, sahil şeridi berbat olan bir şehir; yeşili desen, onu da piç ettiler (tabii her halükarda birçok şehre göre fazlasıyla yeşil.); insanı desen, döverler...

bana biraz şey gibi geliyor: (bkz: hatunların efendi adam yerine piç tercihi) karadeniz insanı hırçın, sert ama bir o kadar da nazik ve güvenilir olabiliyor. iklimi de hakeza öyle. yoruyor ama insana yaşadığını hissettiriyor.

çok fazla şehir gezmedim ama bir süre ankara'da bulundum. kalabalık sadece insan sayısıyla ilgiliydi. ruhsuz bir kalabalıktı sanki. ayrıca deniz, varlığıyla bile güven veriyormuş insana. bunu fark etmiştim o dönem. gitmesen de yüzmesen de masmavi uçsuz bucaksız bir yer yeryüzü. denizin özgürlükle kesinlikle bir ilgisi olmalı. ruhunu özgür bırakmanın en keyifli yolu deniz kenarında müzik dinlemek/kitap okumak olabilir. nitekim ankara'da da zamanımın çoğunu gölbaşı'nda (keşfettikten sonra) geçirmiştim.

söylemek istediğim şey aslında çok basit. gelenin gitmek istemediği, gidenin hasret duyduğu ama türkiye'de sevmeyeni de seveni kadar çok olan bir şehir trabzon.

devamını okuyayım »