fremaan02

  • 73
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

çınar

güzel ülkem türkiye'min devasa dağlarda kaplı, yazın bir cennet, kışın bir başka cennet olan bir noktasında pek yakın sayılmayan bir tarihte görevdeyim.

görev yerim ilk belli olduğu zaman bölgenin hem coğrafyasından dolayı hemde önyargılarımdan olsa gerek pek bir şevkim kırılmıştı, tam karışık zamanlar, o miskin ve illet örgütün en aktif olduğu en belalı olduğu zamanlar, ama kendi kendimi motive ettim, daha ilk adımda böyle olacaksa sonrası cehennem olur diye kendimi ayarladım. vatan için doğduk, vatan için yaşadık, gerekirse de öleceğiz diye geçirdim aklımdan. tuhaf düşünceler geliyor insanın aklına bazen, "hem zaten ölsem pek birşey olacağı yok, daha gencim günahım yok. en fazla anam babam kardeşim üzülür sonra alışırlar" diye farklı farklı düşünceler. ilk 3 ay en zor zamanlardı çevresel şartlar olsun, durmak bilmeyen operasyonlar, susmak bilmeyen pervane sesleri, 200 civarı içlerinde tuvalet kültürü dahi olmayan insanımız olsun biraz zor geçti benim için. birde başçavuşum vardı, görev ve meslek tecrübesi son derece yüksek, yüzü mesleğin gerçeklerini yansıtır gibi kırış kırış ve son derece sert bakışlı biriydi. bu sebeplerden olsa gerek 21 yaşında çocuktan akıl alacak bir adam değildi. mert ve gözü pekti, ne ben sordum neler yaptığını ne o anlattı. silahlı kuvvetlerin o dönem mevcut brovölerinin kaç tanesinin sahibiydi hatırlamıyorum. fakat içten içe kıskanıyor ama aynı zamanda abim gibi görüyor bir büyüğüme davranır gibi davranıyor ne yazık ki sonunda yinede kedi köpek gibi bir noktada anlaşamadan günü bitiyorduk. "yeni mezun teğmen aptal olur, bunu gören başçavuş aslan olur" derlerdi harbiyede, şimdi işler nasıl bilemiyorum ama bahse konu başçavuşla iyi bir karşılaşma yaşamadık anlayacağınız.

bu yüzden de alışmak zor oldu ki daha bir çok sebep var yazmadığım, ama sonra kimseye değil de o dağlara o kadar çok alışıyorsun ki değil evine gitmek, ailen bile aklına gelmiyor. vatan sevgisi bizde birinci basamaktır, aileden gelen terbiye ile birlikte bir de devlet terbiyesi almak için girmiştik yüce yuva şanlı harbiye'ye, öylede oldu. bize vatan, millet, devlet, bayrak, sevgisi verdiler. atatürk baş tacı ve hayatımın en özeli olması için kafamın en derin noktasına çakmak için fırsat verdiler. sonrasında ise o dağlara, o eşi benzeri bulunmayan dağlara o kadar bağlanıyorsun ki sanki başka bir yerde yaşamamış, başka bir yer görmemiş ve başka bir noktada bulunmamış gibi alışıyorsun. işte bu yüzden bizim oralar diye bahsedicem hep oralardan.

bizim oralar kış günleri kızgın olur, esip gürler. esip gürlemesini aldığı canlardandır sanıyorum, rüzgarı hiç durmaz eser, esmekle kalmaz o canları gizlemek içinde beyaz örtü serer kendisine, unutmak için görmezden gelmek içindir elbet. yaz günleri ise yeşerir her yer, hani demiş ya yaradan cennet bahçelerinden bahçe diye ben görmedim bu kadar güzel cennet, sanki hepsinin sahibi sensin, baktığın yerler senin ve dünya'da başka yer yokmuşcasına sahiplenirsin oraları. belki çok ağaç yoktur elbet, çok yoktur mahlukatı, sevimli hayvanı elbet, ama ruhu vardır dağların kendi ruhları ayrı aldığını canların ayrı. çok ağaç yoktur tabii, ara sıra seyrekte olsa serpiştirmiş mevlam, işte onlardan birinide bizim üst bölgemize oturtmuş. belli ki oda unutmuş bu koca çınarı yerleştirdiği yeri, o da inadına dallanmış, büyümüş, kaplamış o bizim dağları.

çınar var bizim orada, büyük çınar, koca çınar. adı seyfi bu ağacın, hikayesi çok farklı. ilk öncelerde selvi'ymiş, sonralarda tabii erkek egemen bir tabur olduğu için selvi olmuş seyfi. seyfi aynı başçavuşum gibi sert, azimli ve kocaman bir çınar. aslında çınar ağacı demek pek içimden gelmiyordu, tabur komutanımızın devamlı ismiyle hitap etmesiyle bende pek çınar ağacı veya ağaç demek istemedim, nasıl ki insan demiyoruz birbirimize ismimiz var bizim, seyfi'nin de ismi seyfi'ydi.

seyfi kış günleri uykudaydı, yaz günleri kucaklardı askerleri, o da bu vatanın üstünde bir canlı, o da varolmak için yaşayanlardan. seyfi kimleri gördü, kimleri geçerdi kimler bilir. yaşlıydı seyfi, belli ki oda yorulmuştu bu hayattan. ama yılmadan, bıkmadan, usanmadan kol kanat gerdi bu vatan evladlarına, operasyondan dönen askerine sahip çıktı seyfi, köylüsü haini beslerken seyfi vatan daşına hayat verdi.

seyfinin hikayesi çok daha farklı aslında, hayat verdiği gibi hayattan kopardı seyfi. belalı tarihlerde, belalı örgütle uğraşırken operasyondan dönemeyen 4 vatan evladına hayat verecekti daha seyfi gölge verecekti, ama ruhlarını dağlara dağıttı seyfi, gölgesinde bekletti 4 şehidini, gölgesinde yıkadı o arkadaşlarını, gölgesinde verdiği rüzgarla esti durdu o gün seyfi estirdi rüzgarı dalları kırılırcasına.

uzun zaman geçti olayların üzerinden. yine cennet gibi bir yaz gününde, dağlar eserken püfür püfür, seyfi gölgelerden etrafını herkes mutlu, sanki hiç kötülük yokmuşcasına uçan kuşlar yine özgür yine mutlular. ama bozdular bu mutluluğu, özgürlüğü, rüzgarı.

kenan başçavuşumla hep aynıyız belalıyız, kedi köpek misali kavgalıyız. çekti beni kenara "oğlum" dedi "ya ben sana öğretecem bu mesleği yada sen bana öğreteceksin bu saygıyı, sevgiyi" dedi.

kenan başçavuşum agresiftir, bir anda parlar bir anda söner. pek insanları umursadığı yoktu, kendini ve ailesini önemser, dünya umrunda değildir. askerlik mesleğini yaşam stili olarak benimsemiş, dev gibi, kocaman bir adam. yaradılış sebebi sanki asker olmak, vatan korumak, ailesine sıkı sıkıya bağlanmak. öğretti bana mesleği, sert olmayı, mert olmayı, umursamazlığı, dinçliği ve çevikliği öğretti. ben ona öğretemedim saygıyı, sevgiyi. insanlara karşı saygı dolu sevgi dolu olan ben bir insana ne olursa olsun zarar vermeyi kendime iyi yedirememiş, bir teröristi vurmaya bile çekinirken kenan abim tuttu elimden. psikolojik olarak yıkılmışken tutan elimden başçavuş kenandı.

ben insanlara karşı hassastım. askerlik mesleğine ters ve vatanı savunmak uğruna yanlışlar yapabilecek bir durumda iken bana bir türk askeri nasıl olunacağını öğretti kenan abim, ben daha çocuk iken babam oldu benim, abim oldu.

sayısız operasyona çıktık, saymakla bitmeyen ve soğuk gecelerde bir baba gibi sohbet etti, bir arkadaş gibi yanımda oldu. beraber olduk biz olduk, ikimiz kalktık, sırt sırta, omuz omuza çatıştık büyük darbeler indirdik o ismini ağzıma bile almaktan tiksimdiğim örgüte.

sonra vurdular kenan abimi, seyfinin keyfi yerindeyken bozdular keyfini, kuşlar özgürken hapse attılar hepsini, dağlar yeşermiş her yer yemyeşilken bir anda kurudu hepsi. ben yanında yoktum o anda, sırt sırta değildik, omuz omuza değildik, o gün anladım neden bu dağlarda bu denli rüzgar estiğini, yürek yangısını bir nebze olsun söndürmek için esiyordu bu dağlarda. o gün anladım bu dağlara neden örtü iniyordu, pisliğini örtmek için kışı dört çekiyordu bu dağlar.

seyfinin gölgesine koyduk kenan abimi, seyfiden ne bir hışırdı, rüzgardan ne bir esinti, kuşlardan ne özgürlük şarkıları hepsi kesildi. o günden sonra küstüm dağlara, seyfi'ye, kuşlara hepsine. kenan başçavuşu gölgesinde yıkadı seyfi, gölgesinde dinlerdirdi.

bir teğmenin adam olmasını sağlayan, vatan sevgisinden yanıp tutuşan adam, bir kör kurşuna karşın yumdu gözlerini. o gün küstüm bende herkese, seyfi'ye de küstüm, dağlarada, kuşlarada. seyfi artık seyfi değil, çınardı benim için basit bir çınar. o kollarını açıp tutamadı kenan abimi, koca çınar, bir koca çınarın ebediyede göçmesini sadece izlemekle yetindi. çınar diyorum artık sadece çınar. ama herşeye küsen o teğmen mesleğe sarıldı, durmadı yılmadı, yeni yeni teğmenler, yeni yeni vatan sevdalısı askerler yetiştirdi. disiplinle, azimle, bir çınar gibi koca koca kollara sahip olmak için tohumları ekti o korkusuz askerlerin kalbine. kenan komutanın öğrettiği herşeyle...

kenan abim yattığın yer huzurlu bir gül bahçesi, ruhunun olduğunu yer huzurlu bir cennet köşesi olsun. ben seni unutmayacağım, sen zaten beni unutmazsın.

ve bu vatanı uğruna canını veren kenan başçavuş 2 dakikalık bir haberle göçtü gitti bu vatanın kalbinden sadece 2 dakika.

https://m.mynet.com/…s-topraga-verildi-haber-178672

devamını okuyayım »