garlama

  • 421
  • 12
  • 2
  • 0
  • dün

friedrich august von hayek

tanım: 8 mayıs 1899'da doğmuş, 23 mart 1992'de hayata gözlerini yummuş, 20. yüzyılın en büyük düşünürlerinden ve ekonomistlerindendir. anısına, onun hakkında birkaç önemli çeviri ve makaleyi paylaşmak gerek.

--- spoiler ---
neden hayek'e bugün ihtiyacımız var?
medium linki

not: okumak üzere olduğunuz yazı, 8 mayıs 2019 tarihinde fee.org’da yayımlanan kai weiss’ın “why we need hayek today?” başlıklı makalesinden çevrilmiştir.

yüz yirmi yıl önce bugün, 8 mayıs 1899'da friedrich august von hayek viyana’da doğdu. peter boettke’nin son yazdığı "great thinkers" kitabında söylediği gibi, 1974 nobel iktisat ödülü sahibi epey dolu bir hayat geçirecekti:
"birinci dünya savaşının insanlık dışı durumuna, büyük buhran’ın ekonomik tahribatına, 1930'lar ve 1940'larda faşizmin ve komünizmin yükselişiyle batı medeniyeti açısından tehlikeli bir korku politikası oyununa tanık oldu."

sonunda, margaret thatcher, ronald reagan veludwig erhard ve benzerlerine" entelektüel mühimmat" sağlamış, dünyadaki klasik liberaller ve muhafazakarlar için bir kahraman olarak hizmet etmiş, yüzyılın en etkili düşünürlerinden biri olacaktı. aynı şekilde, klasik liberal fikirler lehine bir hareket yaratmanın ana beyinlerinden biriydi; özellikle mont pelerin topluluğunun oluşturulmasıyla avusturya ve chicago'lu iktisatçılar ile alman ordoliberallerinin de dahil olduğu düşünce okullarını bir araya getirmeye çalışıyordu.

oysa bugün, çoğu insan hayek'in kim olduğunu ya da temel öğretilerinin ne olduğunu bile bilmiyor. daha da rahatsız edici bir şekilde, yardım ettiği(ve içinde bulunduğu) liberal hareketin bazı kısımları onu en kötü ihtimalle “sosyalist” olarak ve nihayet, en azından daha az kısmı, akıl hocası ludwig von mises'in nobel ödülü'nü çalan bir taklitkçi olarak görüyor. bütün bunlar oldukça trajik. özellikle günümüz dünyasında -sağ ve sol kaynaklı yükselen, (kelimenin tam anlamıyla) özgürlüklerimize yönelik tehditlerle- hayek’in ekonomi, hukuk, kültür, politika ve felsefe alanlarını kapsayan inanılmaz derecede derin düşünce sistemi çok önemlidir.

merkezileşme fikirleri bugün batı'da, son ultra-merkezileşmiş devlet olan sovyetler birliği'nin 1989'daki düşüşünden bu yana herhangi bir noktada olduğundan daha fazla öne çıkıyor. belki de 20. yüzyılın mega-devletlerin ve kolektivizmin işe yaramadığını ezici bir şekilde gösterdiği varsayılabilir. bununla birlikte, bu ütopyacı hayaller son yıllarda bir kez daha geri döndü.

merkeziyetçilik işe yaramaz
sol cenahta, abd’deki bernie sanders ve alexandria ocasio-cortez, ingiltere’deki jeremy corbyn ve tüm avrupa’daki aktivistler sosyalizm hayalini kuruyor, en belirgin günümüz dünyası örneği venezuela ise gözlerinin önünde yanıyor. almanya'daki merkez-sol sosyal demokratların gençlik kolları lideri(batı berlin'de doğmuştu), doğu almanya’nın bir başka sosyalist deneyinin gözlerinin önünde yanıp kül olduğu gerçeğine rağmen, geçen hafta bmw gibi şirketlerin çoğunun kamulaştırılmasını önerdi . bu felaketlerin tümü elbette(ve asla) “gerçek” sosyalizm değildi, ancak bir sonraki girişim kesinlikle işe yarayacaktı. serbest piyasanın açgözlülüğünü mağlup etmek için, yerini güçlü bir hükümet alması gerekiyordu.

bu noktada sağ cenah da daha iyi durumda değil. fransa’da marine le pen’den, italya’daki matteo salvini’ye kadar avrupa’daki milliyetçiler, kapitalizme sol cenah kadar şiddetli saldırıyorlar. ancak sosyalizmden farklı olarak, ekonomi onlar için o kadar da önemli değil. ulus ve ülkenin kendisi tehlikedeyken, yalnızca ne olursa olsun her şey devletin/ulusun hayatta kalması düzenlenmeli -macaristan'da olduğu gibi, bu serbest ticaret, göçmenler ve hatta hukuk egemenliği olsa bile.

bütün bunlarda, statükonun(mevcut siyasi durumunun) bireysel özgürlük ve piyasa ekonomisi lehine olmadığını unutmak kolaydır. mesela brüksel’deki ab kurumlarında ve aynı onun çok ötesinde bir merkeziyetçilik oldukça popülerdir. cevap, yeniden muktedir devlet olmuştur.

hayek’in çalışmaları, hâlâ tehlikeli derecede benzer görünen tüm bu farklı taleplere güçlü bir cevap veriyor. “daha fazla merkezileşme, kimin planlayacağına bakılmaksızın cevap olamaz.” jonah goldberg son makalesinde muhafazakarları hayek'i bir kez daha okumaya çağırdı:
"sağda, yeni "ekonomik milliyetçilik" savunucuları elitlerin-liberal elitler veya "globalistler"- artık ekonomiyi idare edemeyeceğini düşünüyorlar. bunun bir kısmı, liberal elitlerin sistemi kendi lehlerine donattıklarına dair paranoyakça inançtan kaynaklanmaktadır. böylece, bu düşünce şuraya varır: 'eğer onlar üstesinden gelebiliyorsa, biz de yapabiliriz.' bu şekilde çalışmıyor."

gerçek liberalizmin gücü
hayatın tüm alanlarından sorumlu olan kadir-i mutlak hükümet talepleri, içinde yaşadığımız dünyayı yanlış yorumluyor. sanayileşmenin liberalizmi tamamen çerçeveye en bu yana, yüzyıllar boyunca dünyamız daha karmaşık bir hale geldi. büyük ölçüde yerel olarak organize olan ekonomiler, (hükümetler müdahale etmediği sürece) herkesin birbirleriyle serbestçe ticaret yapabilecekleri bugünün küresel ekonomisi haline geldi.

hayek, bu uluslararası dünyaya “büyük toplum” adını verdi. ve bu genişletilmiş düzen(extended order) kesinlikle onunla birlikte topluluklar ve kimlikleri büyük ölçüde bozar ve bazıları için her zaman (geçici) olumsuz ekonomik etkiler doğursa da, bugün yararlandığımız büyük zenginlik ve refahı da beraberinde getirir. (bkz: human progress )

anlaşılması zor olan şey, bu düzenin tek bir zihin tarafından yönlendirilemeyecek kadar karmaşık olmasıdır. her gün binlerce mil öteden birbirleriyle etkileşimde bulunan, ürünlerin birbirlerini tanımadan milyonlarca insanın ürettiği ekonomik süreçlerle ilgili olan bu düzeni anlamak zordur. ama, yine de bu günümüzün gerçekliğidir.

yapının kendisini tahrip etmeden kim onunla baş başa ya da tek başına ilgilenebilir? yeryüzündeki her küçük ayrıntıyı, çiftçiden fabrika işçisi ile silikon vadisi mühendisine kadar her bireyin her an ne düşündüğünü kim bilebilir? "bu karmaşık düzen, ancak kendi haline bırakıldığında, kendi işlevini yerine getirebilir." bu yapının tüm küçük parçaları bir arada çalışır ve biri dağılırsa yerine başka biri ikame edilir.ancak hangi insan tek başına hepsine bakabilir(hatta bu konuda, kalem gibi basit bir şey üretebilir)?

hamiyetperver bir diktatör -veya başkan veya hatta parlamento- tüm bu faaliyetleri düzenlemeye çalışabilir. ama kesinlikle başarısız olur (bkz: no complex society can be socialist ). ve bununla birlikte bu karmaşık düzenin kendisi yok olur. sürekli olarak ihlal edilmesi ile, kendini ida me ettirmesi imkansız olur. bireyler, artık yapmak istediklerini yapamazlar. karar vermede sürecinde etkili sadece "bilge" erkek ya da kadın ya da benzeri gruplar olur. yoksulluk ve özgürlüklerdeki önemli kayıplar bunun sonucu olacaktır.

niyetler üzerinden sonuçlar
evet, idarecilerin niyetleri iyi ve hoşolabilir, ancak eylemler(ve sonuçlar) felaket olur. bernie sanders, abd'deki fakirlere yardım etmeye çalışırken, başarılı olmak için tüm olanaklarını ellerinden alarak "yüzde 1" ile birlikte onları da yoksullaştıracaktır.

marine le pen, fransızları korumaya çalışırken, bu noktadan tamamen totalitarizm tamamen egemen oluncaya kadar "kölelik yolu"nu takip ederek tamamen farklı ve otarşik bir fransa yaratacaktır çünkü ona göre, fransa’yı ilerletmeyen her şey ortadan kaldırılmak zorunda kalacaktı.

hayek'in yazdığı gibi,
"birey toplum veya millet gibi daha yüksek varlıkların emrinde sâdece bir araç olarak algılanırsa, totaliter rejimlerin bizi dehşete düşüren özelliklerinin zorunlu özellikler olduğunu kabûl etmek gerekir."(hayek, kölelik yolu, en kötüler neden zirvede?)

bunun yerine, hayek bu hayalleri bırakmamız gerektiğini savunur. onun yerine, üyelerinin hayatlarında kişisel tatmin ve çıkarlarına kendi başlarına ulaşma özgürlüğüne dayanan bir toplum fikrini benimsemeliyiz. merkezi planlama yerine, her bir toplum üyesinin birbiriyle çakışan/örtüşen bireysel planlaması geçerli olacaktır. hayek, burada devletin rolünü bir ingiliz bahçıvanı olarak görüyordu: temel yapıyı ortaya koyan ve genel yapının net ve zarar verici ihlallerini önleyen ancak tüm bu süreçlere aktif olarak müdahale etmeyen veya kendi başına tasarlamaya çalışmayan biri.

bu, ekonominin, istenilen her şeyi kuralsızca yapmak olduğu anlamına gelmez. gerçekten de, hayek'in belirttiği gibi, özgür bir ekonomi, ekonomiyi destekleyen ve hilekârlığı önleyen ahlaki temellere de ihtiyaç duyacaktır. on yıllar ve yüzyıllarca devlet tarafından değil, aksine bireylerin birbirleriyle etkileşime girme davranışları ile geliştirilen sosyal kurumlar, gelenekler ve alışkanlıklar, bu tür sevmediğimiz pazar sonuçlarına karşı bir kontrol görevi görecektir. yani, özgür bir toplum, özgür bir ekonominin yanında sağlıklı bir sivil topluma ihtiyaç duyacaktır.

bugünün klasik liberallerinin çoğunun, hâlâ hayek'ten bir şeyler öğrenebilecekleri yer burasıdır. toplumsal kurumların daha fazla parçalanması gibi, toplumun diğer parçalarında açıkça olumsuz sonuçlar doğsa bile, ekonomik alanda herhangi bir sonucun eleştirel olarak incelemesine izin verilmeyen bir toplum tamamen başarısız olur- ve bu muhtemelen şu an yaşanmaktadır.

"bu düzen kendiliğinden doğar ve gelenekler, sosyal kurallar ve kurumlar -yani kültür- önemlidir."

bu şekilde olmak zorunda değildir. liberalizm yaşayabilir. özgür bireylerin bir topluma, aileye ve diğer kurumlar içinde doğduğunu ve insan ilişkilerinin bireyleri, kendi çevrelerini etkilediği kadar yaşamlarının her noktasındaki bireyleri de etkileyeceği görüşüne dayanarak hayek'in “hakiki bireycilik” olarak adlandırdığı şey budur . insanlar azami ekonomik kazançları için çaba harcayan, tamamen rasyonel hayvanlar değildir.

bu bireycilik, düzenin kendiliğinden doğduğu ve gelenekler, sosyal kurallar ve kurumlar -yani kültür- önemli olduğu inancına dayanır. ve bu insanlar, bazen hayattaki diğer şeyleri basitçe ekonomiden daha öncelikli yaparlar çünkü onlar aynı zamanda sosyal hayvanlardır. kendilerine ait olma hissine, kendilerinin ötesine geçen bir kimliğe ve kişisel kriz zamanlarında yardımcı olabilecek güçlü topluluklara karşı doğuştan gelen, sezgisel bir gereksinime sahiptirler. ve aynı zamanda bu bireycilik, sürekli hükümet müdahalesiyle rahatsız edilmeyen bir serbest ekonominin, bir kişinin kendi toplumu veya ülkesi için, aynı zamanda genel olarak insanlık için ve toplumun her üyesi için saf bir dinamizm olabileceği gerçeğine dayanmaktadır.

bir yandan ademi merkeziyetçilik ve yerelcilik, diğer yandan serbest piyasa ve küreselcilik: ilk başta çelişkili görünebilirler. ancak hayek'in gösterdiği şey, ikisinin doğru karışımıyla, en başarılı halde olduklarını kanıtlamalarıdır. bu, hem çekici hem de sürdürülebilir olan liberalizmdir- bugün ihtiyacımız olan tür liberalizm.
--- spoiler ---

--- spoiler ---
hayek ve bilg problemi

friedrich hayek(1899-1992), keynesyen ekonominin, refah devletinin ve giderek sosyalistleşen dünyada liberalizmin şövalyeliğini yapmıştır. elbette özgürlüğün böylesi göz ardı edildiği bir dönemde fikirleri çoğu zaman alay ve küçümsemeye konu oldu. mamafih, 1930’lu ve ardından gelen birkaç on yılda meslektaşı lord keynes’in fikirlerinin popüler olması ve refah devleti çağının başlamasından sonra, ki mevzubahis refah devleti eski tip sosyalizmin bir muadilidir, 1970-80’lerin stagflasyon döneminde eski keynesyen ve sosyalist düşüncelerekarşı hayekyen ekonomi galip gelmiş, bu da ona bir nobel ödülü getirmiştir. her şeyden sonra, friedman’ın dediği gibi “hayek’in etkisi muazzam boyuttadır.” öyle ya, ünlü ingiltere başbakanı margaret thatcher hayek’in özgürlüğün anayasası kitabını toplantı masasına fırlatarak “bizim inandığımız bu!” diyebilmiştir. hayek’e dair kısa bir özetten sonra, bilgi problemine geçebiliriz.

bilgi problemi ve değer problemi arasındaki ayrım
bilgi problemini açıklamadan önce, birçok kişinin kafa karışıklığını çözmek istiyorum. gerçekten de insanlar, friedrich hayek’in bilgi problemini ludwig von mises’in değer problemi ile karıştırmaya meyillidir. lakin hayek’in problemi mises’inkinden önemli noktalarda ayrılır. mises, sosyalistlere değerden bağımsız olarak ekonomik problemlerin çözülemeyeceğini ispatlarken hayek, “değer” problemini de aşarak fiyat mekanizmasının ve genel olarak piyasaların nasıl çalıştığı üzerine epistemolojik bir açıklama getirmiştir.

hayek, bilgi problemini çoğu eserinde tanımlamışsa da, ana kaynak olarak “use of knowledge in society” makalesini kullanacağım. hayek’in temel noktası merkezi planlama kurumlarının karşılaşacakları bilgi toplama problemidir. hayek’e göre bilgi, toplumdaki tüm aktörler arasında bölük parça dağılmış ve çoğu zaman birbiri ile çelişkilidir. bireyler, doğaları gereği kendi koşul, yetenek ve tercihlerinin sınırlı bilgisine haizdir ve bunun dışındaki sınırsız üretim süreçleri ve kaynaklar ile olasılıklara dair tüm bilgilere büyük ölçüde ulaşamaz, üstelik doğası gereği bilgi statik değil dinamiktir.

bilgi, ama neyin bilgisi?
bunun yanında, insanların sahip olduğu bilgilerin hatrı sayılır kısmı ifade edebileceğimizin dışında kalan, yani bir şeyin bilgisi (knowing that) değil, bir şeyin nasıl yapıldığının (knowing how) bilgisidir. bu tarz bilgiler farkına varılmadan (çoğu zaman evrimleşen bir) geleneğin ya da alışkanlıkların takip edilmesi sonucu sahip olunan bilgilerdir. hayek’e göre bu bilgiler yüz-milyonlarca bireyin (çoğu zaman birbiriyle çelişen) kendi sınırlı bilgileriyle, uygarlığın mevcudiyetini ve gelişimini sağlamıştır. hayek’in “kendiliğinden doğan düzen(spontaneous order)” fikrinin temellerinden birisi de budur.

hayek’e göre böylesine büyük ve tek bir elde toplanması imkansız bilgi yığını içinde, bireylerin bilgileri çoğu zaman çelişkili ve hatta birbirine karşıt da olsa, kendiliğinden doğan düzen nihai anlamda bu bilgileri herkesin yararına kullanır, serbest piyasa sisteminin yaptığı şey budur. başka bir deyişle, “hayek’e göre bir piyasa ekonomisinde fiyatların oluşmasına katkı yapan bilgiler (data) bir bütün olarak herhangi bir aktöre ‘verili’ değildir, fakat ilgili piyasayı teşkil eden pek çok aktör arasında bölünmüştür. bir özel teşebbüs sistemi bu bilgi bölüşümünün unsurlarını fiyat aracı vasıtasıyla dolaylı olarak komünike eder.

merkezi planlama kurumu
hayek başka bir makalesinde, üretim için gerekli olan yer, zaman vesaire bilgilerinin anlık olarak değiştiği ve merkezi bir planlama kurumunun böyle bir bilgiyi elde edemeyeceğinden, fiyat sinyalleri olmaksızın nihai çıktıların yahut tüm ekonomik eylemin değerini belirleyemeyeceğini savunur. rekabet ve kâr hakkında yazarken hayek, piyasa ve bilgi ilişkisini daha farklı bir yönden açığa kavuşturur. hayek’e göre rekabet bir keşif sürecidir ve rekabet diğer katılımcıları sosyal sistemin geneli hakkında –rekabet olmaksızın asla elde edemeyecekleri şekilde- bilgilendirir. kâr ve zarar sinyallerinin ana fonksiyonu piyasa katılımcılarını beklenmedik fırsatlara ve durumlara uyandırmaktır. piyasa süreci tarafından ortaya çıkartılan opsiyonlar dizisi ve bunların gerektirebileceği adaptasyonlar ihtimali olarak analiz edilemez. mesele yalnızca aktörlerin bir ‘verili’ set içindeki hangi ihtimalin vuku bulacağını bilmemesi değildir, fakat setin kendisinin sınırsız ve bu yüzden bilinemez olmasıdır.

karar verme
bir merkezi planlama kurumu, ekonomik faaliyette böyle bir işleve sahip olamaz zira serbest piyasa sürecinin yaptığı, herhangi bir aktörün sınırlı bilgisi ile kıyaslanamaz. herhangi bir üreticinin neyi, nasıl, ne zaman, ne kadar üreteceğine dair tüm sorular fiyat sinyalleri sayesinde açıklanır ve merkezi planlama kurumunda böyle bir alternatif yoktur. “hayek’e göre (demokratik olarak seçilmiş veya başka türlü göreve gelmiş) devlet plancıları asla, pazarda mülkiyet haklarını mübadele etme özgürlüğüne sahip çok sayıda aktör arasında dağılmış olan ekonomik fırsatlar algılamalarını yansıtan fiyatları tayin edemez.” milyonlarca birey arasında dağılmış, üstelik dinamik olan olgulara ilişkin bilginin kullanılması, elbette, bu bireylerin kendi eylemlerine kendi bilgilerine dayanarak karar verebilmeleri şartıyla mümkündür.

sonuç olarak denebilir ki, serbest piyasa süreci olmaksızın fiyat sinyallerine ulaşmamız imkansızdır, ve bu fiyatlar olmaksızın topluma dağılmış bilgilere ulaşamayız. tam da bu yüzden, serbest piyasanın yerini –az veya çok- alan herhangi bir plancı sistem süreci imkansızdır yahut çalışmayacağı açıktır. hiçbir aktöre verili olmayan bilgiye(data) ulaşmanın tek yolu, serbest piyasa sürecidir.
--- spoiler ---

--- spoiler ---
hayek, eşcinsel evlilik ve kültürel evrim
medium linki

sık sık, liberallerin eşcinsel evlilik konusunda tavrının ne olduğu, daha az ama özel bir soru olarak da hayek'in eşcinsel evliliğe bakış açısı sorulur. hayek, spesifik olarak eşcinsellik üzerine bir metin kaleme almamıştır. ancak, onun felsefesini inceleyerek net bir sonuca ulaşılabilir.

hayek, özgürlüğün anayasası'nda şunu yazıyor: "sırf bir fiilin ondan haberdar olanların bazılarınca hazzedilmemesi keyfiyeti, mevzubahis fiili yasaklamak için yeterli bir gerekçe teşkil etmez."

hayek'in felsefesinin en önemli ayaklarından biri, kültürel evrimdir. o, bugün hayatımızdaki kurumların bir kültürel evrim seleksiyonu sonucunda hayatta kaldığını, kültürel evrim'i devam ettirmenin tek yolun da özgürlük yolu olduğunu savunur.

dolayısıyla hayek için eşcinsel evlilik yine aynı evrim mekanizması içinde açıklanmalıdır. basitçe, eşcinsel evliliği dekriminalize ederek kültürel evrim sürecine katılmasını sağlamış oluruz. aynı şekilde, hayek için özgürlüğün tanımı; "özgürlük ancak şu anlama gelebilir ve gelir: yapacağımız şeyin bir başka kimse ya da makamın onayına dayanmaması ve ancak herkese eşit şekilde tatbik edilen kurallarla sınırlanması."

hayek'in kültürel açıdan iyi oranda muhafazakarlık taşıdığı doğrudur(yine de kesinlikle o zamanki avrupa muhafazakarlarının görüşlerine kesinlikle sempati beslemez ve bir muhafazakar değildir, kendisini burkean whig, ya da old whig olarak tanımlar, kuşkusuz bir klasik liberaldir. günümüz britanyasında yaşasa aktif politikada muhtemelen thatcherist muhafazakarlar içinde olurdu). hukuk, yasama ve özgürlük'ün üçüncü cildinin epilogunda gayet net bir tanım yapar: "toplumumuzun düzenini, ancak eksik bir şekilde anladığımız bir kurallar geleneğine borçlu olduğumuzdan dolayıdır ki, bütün ilerleme geleneğe dayanmalıdır. geleneğin üzerine inşa etmeliyiz ve sadece onun ürünlerinde düzeltmeler yapabiliriz."

ama hayek geleneklere kayıtsız şartsız bir teslimiyeti savunmaz, hatta bu durumu medeniyetin gelişmemesine sebebiyet olarak görür: "dinî peygamberler ve ahlâk filozofları, elbette her zaman, çoğunlukla yeni ilkelere karşı eskiyi savunan reaksiyonerlerdir. gerçekten de, dünyanın çoğu kısımlarında açık bir piyasa ekonomisinin gelişimi, uzun süredir, hatta icraî tedbirler aynısını yapmadan önce, peygamber ve filozofların va’zettiği törelerce engellenmiştir. modern medeniyetin büyük ölçüde o öfkeli ahlâkçıların emirlerine aldırış edilmemesi ile mümkün hale geldiğini kabul etmeliyiz. eski peygamberlerin en vahim kusurları, insanın göğsünün derinliğinden doğan sezgisel olarak algılanmış ahlâkî değerlerin değişmez, ezeli ve ebedi olduğu yönündeki inançları idi. [...] gelenek sürekli olan bir şey değil fakat akıl yerine başarının yön verdiği bir seleksiyon sürecinin sonucudur. o değişir ama bilinçli şekilde nadiren değiştirilebilir. kültürel seleksiyon aklî bir süreç değildir; akıl tarafından yönlendirilmez ama aklı yaratır."

hayek'in toplum felsefesine tamamen uygun düşen biçimde, eşcinsel evliliği savunmak mümkün. gerçekten de hayek, sıkı bir ilerlemecidir. ama bu ilerlemecilik, rasyonalist ve kurucu bir ilerlemecilik anlayışı değildir. ilerlemenin kaynağı özgürlüktür, bu da bizim radikal bilgisizliğimize bağlıdır: "özgürlük, öngörülemez ve kestirilemez olan şeylere fırsat bırakmak için esastır. kabul edelim ki, uygarlığın gelişmesi, hatta muhafazası, tesadüflere yönelik azami fırsatlara bağlıdır."

hayek, ilerlemenin bilinçli şekilde tasarlanamayacağını, hatta bu şekilde tasarlanan şeyin ilerleme olamayacağını savunur. bu, kurucu rasyonalizme yönlendirdiği esaslı bir eleştiridir: "ilerlemenin (ve hatta iktisadi büyümenin) dozu ayarlanamaz. bütün yapabileceğimiz şey, onun lehinde şartlar yaratmak ve sonra da en iyisini ümit etmektir. [o husustaki bir] politika ile teşvik edilebilir veya durdurulabilir, fakat hiç kimse böyle tedbirlerin kesin sonuçlarını tahmin edemez; ilerlemenin arzu edilir yönünü bildiğini taslamak bana tekebbürün en aşırısı gibi görünüyor.
yönlendirilmiş ilerleme ilerleme olmazdı. fakat çok şükür ki medeniyet kollektif denetim ihtimalini arkada bıraktı, aksi halde muhtemelen biz onu boğardık. evrimi bizim öngörebileceğimiz ile sınırlandırmak ilerlemeyi durdurmak olurdu."

hayek, kültürel evrimin ve dolayısıyla ahlaki evrimin sonuçlarının öngörülemez olduğunun tekrar ve tekrar altını çizer: "bundan dolayı, ahlâktaki birbirini izleyen değişmeler, tevarüs edilmiş hisleri sıklıkla incitseler de, ahlâkî bir yozlaşma değil, fakat hür insanların açık toplumunun ortaya çıkışının gerekli bir şartıydı."

özel olarak eşcinsellik için, hayek'in kilit noktalarından biri, yukarıdaki alıntıda değindiğim gibi çoğunluğun bir şeyden hoşlanmadığı için bunu yasaklama hakkına sahip olmamasıydı. hayek, “toplumumuzda bunun en göze çarpan örneği” diye yazdı, “eşcinselliğe yapılan müdahaledir."

tüm bunları hesaba katarsak, eşcinsel evliliğin hayekyen gerekçelendirmesi gerçekten sağlam ve uyumludur.
--- spoiler ---

"merkezi plancılık hususunda en istekli kimseler, buna muktedir olduklarında en tehlikeli olacak kimseledir. tek taraflı düşünen temiz kalpli idealistle yobaz arasında bir adımlık mesafe vardır."
hayek, kölelik yolu, s. 86.

devamını okuyayım »