gizlihemdecokgizli

  • 357
  • 11
  • 5
  • 0
  • evvelsi gün

2018 ekonomik krizi

"sürdürülebilirliğin ne olduğunu bilmeyen insanların ülkesinde, hala avm dolu diyenlerin anlamadığı kriz."
avmlerin doluluk oranında düşüş var. düşen doluluğun üstüne bir de ziyaretçi başına alışverişde düşüş var. bazı sektörlerde %50'ye varan satış düşüşü var geçen seneye göre. özel kampanyanın olduğu bir gün referans alarak kıyaslama yapılamaz.

"kapitalizm makro anlamda plansız programsız serbest piyasa şartlarında üretimi ve tüketimi dengeleyen bir sistem."
yüz yılın yalanıdır. bu yalanı savunan birilerinin olduğunu ve hala bu yalanı yazma cesaretini bulduklarına açıkça şaşırdım. hiçbir kapitalist ülke plansız programsız değildir. hiç bir yerde serbest piyasa şartları yoktur. her ülke bir şekide piyasayı düzenler, kısıtlamalar ve yasaklar getirir, planlar ve programlar yapar. çünkü serbest piyasa ne makro ne mikro anlamda üretimi ve tüketimi dengelemez. böyle bir dengeleme yapıldığı artık teorik olarak bile savunulmuyor. pratikte hiçbir zaman dengelememiştir.

"ama sistemin en büyük handikapı da bu, kar etmek için daha çok satmak, satmak için büyümek gerekiyor. lakin bir noktada tüm sermaye ve tüketici tüketimi körüklediğinde sistemsel balonlar oluşuyor."
kar etmek için sadece daha çok satmak gerekmiyor. daha yüksek kar marjıyla aynı sayıda satarak da daha yüksek kar elde edilir. zaten dünyadaki en karlı şirketler tekelleşmiş olanlardır. tekellerin de temel amacı arzı kısıtlayıp, fiyatları yüksek tutmaktır. kapitalizmin en büyük handikapı balonlar değil tekelleşmedir. özellikle sermayenin tekelleşmesi yani bir grupta toplanmasıdır.
balonlar da sadece kar dürtüsünden değil bunun üstüne hatalı ve eksik bilgi (aldatma) ve destekleyici faktörlerden (aşırı düşük faiz oranı,piyasadaki çok yüksek para, devlet teşviki vb.) oluşur.
eğer bu faktörleri yok sayarsanız sadece insan davranışı ve kar dürtüsü balon yaratmış olsaydı dünya tarihinde sayısız, milyonlarca ve sürekli balonlar oluşmuş olması gerekirdi. ama bazı ülkelerde ve dönemlerde kapitalistler de dahil balonlar oluşmamış veya küçük önemsiz boyutlarda oluşmuştur. bu da balonun özel bir durum olduğunu kanıtlar.
sermayenin özellikle piyasaları etkileyebilecek boyutta olanların balonlar yaratabilecekleri bilinmektedir. her ülke ve borsa da büyük sermaye balon yaratmaması için yasal düzenlemeler getirmiştir.
günümüzde oluşan devasa balonların en büyük sebebinin büyük sermayenin hiç olmadığı kadar büyümüş inanılmaz bir boyuta ulaşmasıdır. bu inanılmaz zengin sermaye siyasi sistemi etkilemiş devletin denetleme mekanizmalarını ortadan kaldırmış ve ülkelerin başına halkın ve devletin çıkarını düşünen değil sermayenin çıkarını kollayan insanları koymuştur. fransa'yı bile rotschilds ailesinin özel bankasında yetiştirilmiş bir orta seviye genç yönetici yönetiyor. (bkz: emmanuel macron) şimdi bu yöneticilerin george soros'un dediği gibi en büyük kazançların yapıldığı balonların şişme sürecine karşı çıkacağını mı zannediyorsunuz?

"işte kapitalizmde o balonların patlama noktalarına kriz deniliyor."
kapitalizmde krizlerin tek sebebi balonlar değildir. mesela türkiye'deki geçmiş krizlerde ortada balonlar yoktur. kapitalizmde çok farklı sebepten kriz çıkabilir. ama tarihin en büyük ekonomik krizi tarihin en büyük balonları patlayınca ortaya çıkacaktır. modern kapitalizmde ekonomik kriz finansal kriz demektir. yani büyük bankaların artık işlevlerini yerine getiremeyecek hale gelmesidir. büyük bankaları etkilemeyen hiçbir olay, bir balonun patlaması dahi ekonomik kriz değildir.

"şimdi gelir oranında tüketim hatta gelecek için bir miktar birikim yapmak her mantıklı insanın yapması gereken hareket."
daha önce başka yazımda açıkladım. eğer faizler aşırı düşükse mantıklı olan birikim yapmak değil kredi yani bankadan borç alıp paranın aktığı varlıklara yatırım yapmaktır. mesela emlak. şimdi banka faizleri artmışken tabii ki mantıklı olan birikim yapmaktır.
demesi kolay da şimdi insanların birikim yapabilecek gelirleri var mı?

"ama iş türkiye’ye gelince birikim oranlarında dünyanın en zayıf ekonomilerinden birisiyiz. zaten bu kadar borcun nedeni de bu."
saçma bir argüman. borcun sebebi birikim oranı azlığı değil cari açık ve aşırı düşük faizle gelen sıcak paradır. faizin aşırı düşük, dövizin aşırı değersiz, paranın aşırı bol olduğu, bankaların borç vermek için kıyasıyla yarıştığı dönemde birikim oranının azalması beklenen sonuçtur. sebep değildir. yoksa tarihsel olarak geleneksel türk kültürü yüksek birikim yapmayı teşvik eden bir kültürdü. ama ülkede çok uzun yıllardır, osmanlı'dan beri borç sorunu var. borç sorunu kültürel değildir, ülkenin ekonomik yönetim sistemi ile alakalıdır.

"üreticiye gelince o malını satmak ister, satıp yeniden üretmek ister. ama belli dönemlerde talep düşünce, bunu indirim vb. ile eritmeye çalışır. "
üretici sadece elinde fazla olan stoğunu nakit akış sorunu varsa indirim ile eritmeye çalışır. yani indirim sadece kısa vadeli olur. bu stok bitince ve talep düşükse, üreticinin sabit maliyetleri yüzünden birim üretim maliyeti artacaktır. bu yüzden üretici indirim değil zam yapması gerekir. zam yapamaz veya tüketim çok düşerse zarar etmesi, küçülmeye gitmesi kaçınılmazdır. en iyisi becerebiliyorsa alternatif yeni pazarlar bulmasıdır.
bu yüzden döviz düşse de fiyatlar düşmeyecektir.

"şimdi akıllı üretici veya girişimci planını programını yapar ve buna göre ticari aktivitede bulunur. çünkü sürdürülebilir büyüme olmazsa batar."
sürdürülebilir büyüme sınırlı olan dünya gezenegeni için bir oksimorondur. (bkz: limit to growth) mümkün değildir. hayat kaotiktir. hiç kimse geleceği bilemez. eğer biliyorsan zaten neden üretici veya girişimci olacaksın ki? doların 7 tl'ye artacağını öngörüyorsan bütün mal varlığını göstererek bankadan tl kredi alıp dövize yatırırdın. sonra 7'tlde iken bozar tl faizine yatırırdın. muhtemelen en karlı iş olan uyuşturucu işinden bile daha yüksek kar elde ederdin. hele bir de kaldıraç kullansan...
eğer dövizin böyle artacağını ve sonra azalacağını bilemiyorsan nasıl plan ve program yapacaksın? türkiye'de döviz kuru ve faiz oranı ile bağlantısız bir sektör var mı? üretici veya girişimcinin yapabileceği sadece risklerini azaltmaktır. risk azaltmanın da maliyeti vardır. kısaca iş yönetmek öyle kolay değildir. hele böyle dalgalı bir ekonomide. zaten dalgalı bir ekonominin üretici ve girişimciye zarar verdiği bilinir. bu yüzden modern çağda sanayileşen bütün ülkeler cari fazla vermeye odaklanarak, yüksek döviz rezervi yaratıp, döviz kurlarını ve faizlerini sabitlemişlerdir. gelecekte nasıl bir döviz kuru ve faiz olacağını bilen üretici ve girişimci de yatırımlarını planlayabilmiş, uzun vadeli yatırımlar yapabilmiştir. türkiye'de ise başta çok "sosyal demokrat" ekonomistlerimiz olmak üzere hiçbir ana akım ve medyatik siyasetçi ve ekonomist sabitlenebilecek seviyede yüksek döviz kurlu cari fazla odaklı bir ekonomik modeli istememişlerdir. türkiye'de iktidarın uyguladığı ve karşıtı muhalefetin savunduğu alternatif ekonomik model ile türkiye'de döviz ve faizin istikrarlı hale gelmesi üreticinin uzun vadeli plan yapabilmesi mümkün değildir.
eğer tl değerli ve döviz ucuzsa cari açık vereceğinden asla dövizi sabitleyemezsiniz. zamanla sürekli ülke dışana döviz gideceğinden ülkede döviz kalmaz. döviz sabitlenmezse faiz sabitlenmez. dövizi sabitleyebilmek için sürekli birkaç ay değil yıllarca cari fazla veremen gerek. bu cari fazlayı reverv olarak tutarsın. böylelikle dış etkilere karşı kendi para birimini koruyabilirsin. cari fazla vermek için de dövizin değerli kendi para biriminin değersiz olması lazım. çin, japonya, güney kore hatta almanya daha bir çokları gibi hep bu strateji ile sanayileştiler.
ama türkiye ne iktidarı ne muhalefeti, hiçbir ana akım parti değersiz tl ile cari fazla verme odaklı ekonomik planı savunmamıştır.

"ama kapitalist piyasalarda üretici ve tüketici ayrı denge unsurlarıdır. üretici kadar tüketicinin de bilinçli olması gerekir ki tüketim sürsün."
tam saçmalık. kapitalizmin temel amacı bilinçsiz tüketici yaratmaktır. iklim değişikliği (bkz: küresel ısınma) diye bir gerçek var. insanoğlu sırf biraz konforundan vazgeçmemek için gezegeni büyük ölçüde üzerinde yaşanamaz bir hale getiriyor. iklim değişikliğinin yaratacağı felaketleri hayal bile edemezsiniz. şimdi tüketiciler bilinçli olsa o kadar çok fosil yakıtı (petrol, doğalgaz ve kömür) yakıp atmosferin kimyasını değiştirir miydi? insanlık bilinçsiz sadece kapitalist olanları değil komünistleri ve büyük çoğunluğu da.

"işte biz ipi burada kaçırıyoruz. bakın ülkedeki mevduatın yani birikimin tutarı 2 tirilyon lira, üstelik bu paranın yarısı nüfusun %0,02 sine yani binde iki kişiye ait."
buna gelir dağılımı adaletsizliği denir. halkın birikim yapmamayı tercih etmemesi denmez. kapitalizmin temel sorunudur ve ekonomik sistemi çökertecektir.
neoliberallerin ekonomi çarpıtmalarını bir avukat yapsa yüzlerce kişiyi öldürmüş bir seri katili mağdur haline getirip bir de maktüllerin ailelerinden tazminat alırdı. bazı kurbanlar çok direnmiş fazla yormuş katilimizi.

"üstelik 2 tirilyon lira mevduata karşılık bankalar 2,5 tirilyon lira kredi dağıtmış. bir başka bilgi ise basılı para yani emisyon 200 milyar lira. rakamlar kaba rakamlardır."

basılı paranın ekonomi için hiçbir değeri yoktur. bütün ekonomilerde basılı para toplam paranın çok ama çok küçük kısmıdır. her ülke için de geçerlidir. (bkz: bankacılık sistemi). yukarıda anlattığım gibi düşük mevduat ve yüksek borcun sebebi halkın tercihi değil 2002'den beri türkiye'de uygulanan düşük faiz, değerli tl ve bol para politikasıdır.

"şimdi gelelim sadede, aklı başında hiç bir insan ekonomi bu haldeyken artan tüketime sevinemez. çünkü toplum olarak bunu borçla çeviriyoruz. yani faiz ödüyoruz."
artan tüketime sevinebilirsin çünkü sürekli azalan tüketim çöken bir ekonominin göstergesidir. insanlar tüketmeden yaşayamıyor. tüketimi borçla çevirmekten ziyade borcumuzu borçla çeviriyoruz. zaten faiz ödememizin sebebi tüketim değil borcumuz. bu anlayış tipik neoliberal anlayıştır. cebinde paran varsa ilk önce faiz ödenmelidir. paran yoksa tüketimi kıs, yeme içme, ne yap et ve faizi öde. borcu ödemek zorunda değilsin hatta kesinlikle borcun tamamını ödememelisin. sürekli faiz öde. çünkü bu sistemi yaratan büyük sermaye böyle para kazanıyor.
türkiye'nin derdi tüketim değildir. tüketim kısa sürede azaltılabilir ve zaten son birkaç ayda azaldı. asıl sorun ülkenin yüksek borç miktarıdır ve borcun azaltılabilmesi tüketimi azaltsan dahi mümkün görünmüyor.

"eğer ülke olarak reel gelirlerimiz artmazsa, faiz ödemelerimiz arttığı için toplam talebimiz ve tüketimimiz bir zaman sonra düşecek demektir."
tüketim düşerken, faiz öderken reel gelir nasıl artacak? benim bildiğim bir tane bile örnek yok.
zaten reel geliri faiz ve tüketimden bağımsız herzaman artmalıyız. ekonomi yönetiminin amacı reel geliri arttırmak olmalı. sadece bugün değil, dün de, ondan önceki gün de yarın da.
toplam talep ve tüketim zaten bir kaç aydır düşüyor. yani gelecekteki bir sorun değildir. içinde yaşadığımız bir gerçektir.

"yani, yanisi şu, zaten kıt olan parayı harcıyoruz. üstelik bir de depoları boşaltıyoruz. şimdi olabilecek bir ekonomik kırılma durumunda tüketemez hale geliyoruz."

para kıt değildir. merkez bankaları sınırsız miktarda para yaratabilir. bunu saniyeler içerisinde yapabilir. kıt olan gerçek varlıklardır para değildir. türkiye için kıt olan para değil yabancı ülkelerin parasıdır. çünkü onların parasını başka merkez bankaları yaratıyor. o dövizi ülkene getirebilmek için gerçek bir varlık vermek zorundasın. gerçek varlıklar kıt oluğundan, tl'nin uluslararası alım gücü olmadığından türkiye 'de para sorunu var.
ülke depoları boşaltı ama bu boşaltma onlarca yıldır devam ediyor. özelleştirmeler, devletin küçülmesi, tarım arazilerin mafedilmesi gibi bir çok sebepten ülkenin gerçek varlıkları azaldı. bu sorun bugünün sorunu değil. bugün bu gerçeği sadece ülkeye döviz girişi durunca aslında gerçek varlığının pek kalmadığını fark edip, anlıyorsun. yoksa çok uzun zamandır depolar boşalıyor.
ekonomik kırılma zaten yaşandı. tüketim azaldı ve azalmaya devam edecek. türkiye tüketememekle değil açlıkla, kıtlıkla karşı karşıya. gelecek senelerde yiyecek yemek, tedavi edecek ilaç, kullanacak elektrik, yakacak doğalgaz ve petrol bulamayabiliriz. ülkede geniş çaplı ayaklanmalar çıkabilir.

devamını okuyayım »