global village

  • 1741
  • 20
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

edvard munch

1863 yılında loten'de doğan ve 1944 yılında ekely'de vefat eden, ekspresyonizm akımının öncülerinden, büyük ressam. van gogh ve paul gauguin hayranı bir bohem.

munch özellikle çoğumuz için the scream tablosuyla biliniyor ve dolayısıyla bu denli büyük acıların yaşandığı bir dönemde, psikolojik sorunları da nedeniyle hayatta kalması zor bir karakter olarak canlanıyor. buna karşın kendisi 80 yaşına kadar yaşamış ve bir şekilde şiddetin en yüksek olduğu dönemlerde hayata bağlanabilmiştir.

anne ve büyük ablasını veremden kaybeden munch'un da aynı riski taşıması ve zihinsel bazı problemleri olması da üretim sürecine katkıda bulunduğu sanılan bazı 'detaylar'.

munch annesini çocuk yaşta kaybediyor ve babası da bu dönemden sonra dine yöneliyor. koyu bir hıristiyan hâline geliyor ve zaman zaman da psikolojik ataklar yaşıyor. yine munch ve sanatı açısından önemli bir not olarak bu da karşımıza çıkıyor. munch, babasının tamamen delirdiğini düşündüğünü itiraf ediyor yazılarında. babası ile olan ilişkisi çok sorunlu olmasına rağmen onu kaybettiğinde de büyük bir bunalım yaşıyor ve bir süre hiçbir üretim yapmıyor.

ablasını da kaybedince, tamamen kendini yalnız hissetmeye başlıyor ve içinde bulunduğu depresyon yükselmeye başlıyor. burada doktor olan babasının ablasına yardımcı olamaması ve ablasının da sürekli kurtarılma çığlıkları depresyonunun önemli dayanaklarından biri. kendini hayatı boyunca bu durum nedeniyle, yardım edememiş olmak nedeniyle suçluyor ve resimlerine de bunu yansıtıyor.

babasının dini baskılarına karşın, dinden tamamen uzaklaştı. buna karşın din noktasında ilerleyen zamanda ölümden sonra bir yaşam fikrine pozitif bakmaya başladı. eğitim noktasında ise babasının mühendislik zorlamalarına karşın resim eğitimi almak için yoğun çaba sarfetti ve istediğini de elde etti.

defalarca paris'e gidiyor ve eğitimin bir kısmını burada tamamlıyor. paris yıllarında şöyle bir anekdot yaşanıyor. paul gauguin 'in eniştesi olan thaulow sert biçimde eleştirilen munch'ın tablosunu satın alan ilk kişi oluyor.

paris'e ilk gidişinden önce ilişkilerinin başladığı emilie ise hayatındaki kırılmalardan birine yol açıyor. kuzeninin eşi olan emilie kendisiyle bir süre birlikte oluyor ve sonrasında sıkıldığı için ondan kopuyor. bu da yine hayatındaki önemli depresyonlardan birine kaynaklık yapıyor.

1887 yılında oslo'da düzenlenen yıllık sergide hiç ilgi gösterilmemesi eserlerine ve yasak ilişkisinin bitmesi ilk nevrozuna sebebiyet veriyor bu süreçte. hayatı boyunca bu nevrozlara birçok kere tanıklık ediyoruz.

eserlerinden görüldüğü üzere kadına, aşka ve cinselliğe son derece önem veriyor olmasına rağmen, yaşantısı ve ruhsal durumu nedeniyle melankoli, güvensizlik ve korku duyguları da ağır bastığı için bir ikilem üzerine sanatını inşa etmiş ve derin endişelere sevk edici güzellikle eserler kazandırmıştır.

eserlerinde sıkça işlediği kavramlardan biri de bu çerçevede vampirlik. ilişkilerinin sorunlu olmasının yarattığı güven bunalımı çerçevesinde kadınları defalarca kan emici bir vampir imgelemi ekseninde kurgulamış ve içini dökmüştür.

bu arada almanya süreci çok sorunlu ve dışlanarak başlasa da hayatının önemli bir kısmını da aralıklarla da olsa berlin'de geçirmiştir. özellikle friedrich nietzche , richard wagner ve arnold böcklin'e hayranlığını hiç gizlememiş ve onlardan esinlenmiştir.

ikinci büyük aşkı olan tulla larsen ise krizlerini derinleştiren kişi oldu. larsen, munch'un peşini hiçbir şekilde bırakmıyor; ancak munch mesafeli olmak ve hatta ilişki yaşamak bile istemiyordu. bu ilişkide yaşanan süreç de onu bir yıkıma götürdü ve bir defa sanatoryuma yatmak zorunda kaldı. 1902 yılında kendisiyle görüşmek istememesine rağmen gelmemesi durumunda larsen intihar edeceğini söyleyip, munch'u zorla evine çağırdı. burada bir silah ateş aldı ve munch sol elini kullanamaz duruma geldi. larsen ise hastaneden kaçtı ve bir daha hiçbir zaman görüşmediler.

bu süreç ve sonrasında alkolizme yenik düştü, halüsinasyonlar görmeye başladı ve kendini kaybettiği bazı sinir krizleri yaşandı. buna rağmen kendisi germen sanatının ustaları arasına girmeyi başarmıştı ve artık büyük bir takdir görüyordu.

isveç ve norveç'in birbirinden ayrılması sonrası kuzey avrupa gergindi ve 1908'de kopenhag 'da bir sergi için çalışırken ciddi bir sinir krizi geçirdi. kendine işkence yapıldığını iddia ediyordu ve hastaneye yatırıldı. burada 3 ay kadar tedavi gördü. buradan çıkınca alkolü tamamen bıraktı ve bir enerjiyle tekrar çalışmalarına başladı.

bu dönem çalışmaları daha renkli, doğaya dönük olmasına rağmen geçmişin etkilerini de bırakmıyor ve melankoli esintilerini hep kullanıyordu.

kendi duygusal olarak almanya'da rahat hissediyordu ve bu ülkeye karşı bir sempatisi vardı. birinci dünya savaşı'nda içten içe almanları desteklemek istese de yaşanan kıyımlar nedeniyle arasına mesafe koymuştur. birinci dünya savaşı'nın ağırlığı henüz dağılmadan almanya'da adolf hitler iktidara gelince eserleri dejenere sanat olarak tanımlanmış ve bu kendisini derinden yaralamıştır. savaşın başlarında depresyona girdi ve 1943 yılında ekely'de patlayan bir bomba evinin camını kırdı, munch soğukta hastalanarak evinde vefat etti.

önemli bir not: munch ölünce bütün eserlerini oslo'ya bırakıyor. günümüzde de oslo'da bu eserlerin büyük bir kısmınının sergilendiği munch museet bu temellere dayanıyor. bununla birlikte başta norveç'teki koleksiyonerler olmak üzere eserlerinin bir kısmı hollanda, finlandiya, amerika birleşik devletleri gibi önemli koleksiyonlarını bünyesinde bulunduran ülkelere ve galerilere, müzelere dağılıyor.

devamını okuyayım »