hasanrize

  • 419
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

hiv

virüsün aids sebebi olduğunun ıspatlanması biraz sıkıntılı oldu uzun bir süre birçok bilim adamı bunu kabul etmedi. bunlardan biride kary banks mullis idi.

tabi bu durumun sebebi bilim adamların fikirlerini kolay kolay değiştirmemesi (genelleme ancak çoğunlukla doğrudur) değil. gerçek sebep bu virüsün konak hücreyi öldürmemesi. yani ne laboratuvarda, ne de vücutta az sayıda ki enfekte hücrelerin neredeyse enfekte olmayanlar kadar uzun süre yaşayabiliyor olması. birde buna ek olarak yapılan çalışmalarda ölü hücrelerin enfekte olmadıklarının ortaya çıkması. bu durum uzun yıllar hiv ile aids arasındaki bağlantının kabul edilmesini zorlaştırdı. tabi buna birde ilk nesil anti retroviral ilaçların kandaki virüs sayısını azaltması ama cd4+ hücrelerin ölümünü durduramaması eklendi.

peki olan neydi?

bu soruya cevap vermeden önce virüslerin yeni hücreyi enfekte etme yollarından bahsetmek lazım. biri herkesin bildiği serbest virüs (hücre bağımsız) (cell free), virüs konaktan ayrılır ve bağlandığı hücreyi enfekte eder. hivde bu yol ile yeni hücreleri enfekte eder. diğeride sadece ilgilenenlerin bildiği hücreden hücreye (hücre bağımlı)(cell-to-cell) aktarım. burada hücreler yan yana gelince aralarında tunneling nanotube, virolojik ve immünolojik sinaps vb yöntemlerle virüs geçişi olur. hücre bağımlı yol hedef hücrenin enfeksiyonu konusunda çok daha etkilidir (bazı virüsler sadece bu yolu kullanır htlv gibi). bu yolun çok etkili olmasıda bu konuda önemli onuda sonda yazacağım.

bir kişi hiv kaptığı zaman virüs kanda bir cd4+ hücreye girer ve onu enfekte eder. oda yeni virüsler üretir ve bu virüsler yeni hücreleri enfekte eder. bu herkesin bildiği şey ama kanda hücre bağımlı yol çalışmaz çünkü hücreler hızla hareket eden kanda yan yana gelemezler. bu hücrelerde gayet normal yaşam sürelerinde yaşarlar. ancak immün hücrelerin en çok bulunduğu yer lenf sistemi ve burasıda işlerin karıştığı yer.

lenf sistemi kan gibi değildir, yavaş hareket eder ve hücrelere yan yana gelme ve hücre bağımlı yol ile enfeksiyon fırsatı verir. ancak burada mikro çevre (microenvironment) farklıdır ve hücreler dinlenme (dinlenme diye çevirdim orjinali resting state) (hücre biyolojisi uzmanlığım yok o yüzden ayrıntısını bilmiyorum) halindedir. bu durumdayken hücreler birçok yolağı kapatırlar ve enfekte olamazlar. burada bahsettiğim enfeksiyon reproductive infection diye geçer. yani tam olarak enfekte olup virüs üretimine başlama anlamına gelir.

peki bu dinlenme halindeki hücre hiv ile enfekte olursa ne olur?

enfeksiyon normal olarak başlar, virüsün genoma entegre edilecek olan dna'sı üretilmeye başlar. ancak devamını getiremez. sitoplazmada tamamlanamamış dna birikmeye başlar. sağlıklı bir hücrede dna hücre çekirdeğinde bulunur ve sitoplazmada olmaması gerekir. sitoplazmada dna enfeksiyon demektir ve bu algılayacak mekanizmalar olur. tabi bu sistem çok hassas değildir çünkü yıkılan mitokondrilerde sitoplazmaya dna salar.

en sonunda sitoplazmadaki dna miktarı algılama sınırını aşar hücrenin caspase 1 sinyal yolağını açmasına sebep olur. bu yolak caspase 3 yolağından farklı olarak apoptoza değil piroptoz'a sebep olur. hücre ölür, ancak ölürken enflamasyona sebep olacak moleküller salarak ölürler. bu moleküller etrafa daha fazla immün hücresinin gelmesini sağlar ve onlarda aynı sonla karşılar. burada hücre bağımlı enfeksiyon olduğu için hücreler daha iyi enfekte olurlar buda hücre ölümünü daha yüksek seviyeye getirir. belkide serbest virüs bu kadar ölüme sebep olamayacaktı.

enfeksiyon sırasında virüs nef (negaive factor) isimli bir protein üretir. bu proteinin birçok rolü vardır ancak bir tanesi hücrelerdeki cd4 proteinini downregule etmektir. böylece aynı hücre ikinci kez enfekte edilemez. bu şekilde virüs üreten hücreler birbirlerini öldürmezler.

yani bu enfeksiyonda hücreleri öldüren şey virüsün kendisi değil, virüse verilen güçlü yanıt. caspase 1'i inhibe etmek bir immün yetmezliği başka bir ümmün yetmezlik ile değiştirmek anlamına geldiği için bir seçenek değil.

devamını okuyayım »