hayaletkasaba

  • 159
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

tanrı

insanların kafasında aşağı yukarı bir tanrı algısı mevcut. bu nedenle tanrı hakkında yapılmış sayısız spekülatif tanımı bir tarafa bırakıp doğrudan konuya girelim.

aristo, batı geleneğindeki tanrı problemini metafizik bir düşünce olarak önemseyen en önemli ilk filozoftur. aristo'dan günümüze kadar yaşamış bir çok düşünür, bilim insanı ve teoloğun ahlaki ve dini ilgileri, metafizik teorilerden ve bu teorilerin sonuçlarından etkilenmiştir.

dünya ile ilgili rasyonel değerlendirmelerimizin referansıdır tanrı. tanrı ile ilgili deliller, tüm evrendeki gerçek varlıkların değerlendirilmesi sonucu elde edilen metafiziksel kuramlardan çıkar(tanrının varlığı ile ilgili deliller üzerine halihazırda zaten oldukça fazla materyal var, o yüzden burada bu delillerden bahsetmeyeceğim).

bu metafiziksel kuramların doğal bir sonucu olarak dünyanın düzeni, gerçekliği ve değeri nihai olarak tanrı’ya dayanır. nihai olarak tanrı'ya dayanan hayatın hayatın neşeli olacağı, kötülüğün üstesinden gelineceği, huzurun kazanılacağı açıktır. tarihi bir realite olarak görüşler platon gibi düşürler ve hz. muhammed' e kadar gelen ibrani peygamberler gibi yüce ruhlu insanlar tarafından ifade edilmiştir. bu insanlar tanrı'yı; imparator, yönetici bir zorba, merhametsiz ahlak enerjisinin şahıslaşması ya da nihai felsefi bir ilke olarak görmemişlerdir. özellikle islam geleneği içerisinde yetişmiş aşıkların ve mutasavvıfların tanrı'ya sevgi aracılığıyla yol almaları son derece dikkat çekicidir.

tanrı'yı tartışmak bazen hayli teknik bir dil ve çeşitli kavramlarla uğraşmayı gerektirse de, sade bir dil üzerine inşa edilmiş bir evren tasavvuruna dayanılarak konu daha açık bir şekilde irdelenebilir. evet tanrı anlayışlarımız evreni nasıl tasavvur ettiğimizle doğrudan alakalıdır.

evreni meydana getiren her bir fiili varlık veya temel unsurlar sürekli olarak birbirleri ile ilişki içerisindedir ve bu ilişkilerin sürekliliği değişme, gelişme ve süreci meydana getirir. ancak süreci meydana getiren gelişmenin, değişmenin ve ilişkilerin sürekliliğinin kalıpları, yani formları vardır. bu formlar sürecin değişmeyen, soyut unsurlarıdır. fiziksel, kimyasal, biyolojik vb. doğa yasaları bu formların sadece bir kısmının matematiksel tasvirine yönelik çabaların bir ifadesidir.

bir insanı meydana getiren unsurlar da fiziksel ve zihinsel olarak ikiye ayrılabilir. küçük bir evren olan insanın zihinsel dünyası, yaşadığı deneyimlerin, karşılaştığı olayların, çeşitli imkanların vb. bir çok şeyden gelen soyut bilgilerin bir "seri"si olarak değerlendirebilir. bu seriyi oluşturan şey hayat boyunca yaşanılan deneyimlerin her bir anıdır. sürekli bir şekilde ard arda gelen "an"lar zihinsel seriyi oluşturur.

evrendeki tüm gerçek varlıklar, fiziksel unsurlar soyut imkanlara, formlara sahiptir. buna göre somut fiziksel gerçeklik ve soyut imkanlar dünyası kurulacak metafiziksel şemanın temeli olarak öne çıkar. fiili varlıklar potansiyel varlıklardan kategorik olarak ayrıdırlar. fiili dünyada meydana gelen her olay birbiri ile irtibatlıdır. evren olayların karmaşık bir toplamıdır. evrenin varlığı karmaşık bir imkanı ve mümkün bir düzeni temsil eder. buna göre evrenin fiili olarak varlığı ve varoluşumuz, mümkün olan düzenin fiili olarak gerçekleşmesi ile meydana gelmiştir. nihai anlamda, zihinsel olarak mümkün olan bir düzen kainatın işleyişinde fiili hale gelmiştir. tabiatta fiili olarak işleyen bir düzenden bahsetmek ise tanrı'dan bahsetmek demektir.

tanrı'yı fiili düzenin yaratıcısı olarak anlamak genelde çoğu insanın kabul edebileceği bir tasavvurdur. bunun yanında tanrı kavramı; benzersiz ve tek oluşu anlamında "ferd" olan amaç sahibi bir varlığı, yüce kudreti, mükemmel iyiyi, dünyayı yaratanı, takdir edeni ve buna göre gerçekleştireni, insanlar tarafından ahlaki normların ve dini tecrübenin kaynağı olarak tecrübe edileni, hayatın anlamının nihai garantörü, iyiliğin kötülüğün üstesinden gelecek zaferinin umudunun nihai zeminini, ibadete layık olanı vb. tanımlar.

bu tanımlamalardan bazıları zaman içerisinde anlam kayması yaşamış, bazılarının da içi boşalmıştır. tanrı kavramının, nihai eylemiyle metafizik temel yapılması için bu sıkıntılar giderilmelidir. bunun için temizliğe "klasik teizmin tanrı anlayışı"nın metafizik iltifatlarından başlamak gerekir. tanrıyı kozmik bir narsist olaran algılayan klasik teizm, düşünce tarihinde bir çok metafiziksel çıkmazlara sebep olmuştur.

sınırsız soyut imkanlar dünyası tek başına hiçlik üretir. somut, fiili dünyanın soyut, potansiyel imkanlar dünyasından meydana gelebilmesi için bir ilke gerekmektedir. esasında tüm imkanları kuşatan tanrı, evreni potansiyelden fiili hale geçirir.

tanrıya adanmış bir hayat demek münzevi bir şekilde ibadetle geçen bir hayat demek değildir; yüksek ideallere sahip olup bunları gerçekleştirmeye çalışmak demektir. bu bağlamda tanrı aşkı, dünyada sahip olduğumuz sonlu imkanların fiili hale getirilmesindeki eylemle ifade edilir. tanrı aşkı,
bir yatıştırıcı, ya da afyon değildir. o, bir dürtüdür. onun aşkı, rahmetle karışmış adalettir.

tanrı nihai anlamda akıl ile kavranılamaz. zira o, her şeyin asli kaynağıdır diğer her şey o'na göre, o'na referans ile açıklanır. o, rasyonel açıklamanın tek ana zeminidir. bu yüzden tanrı için herhangi bir sebep gösterilemez. o, nihai "akıldışılık"tır. tıpkı, öklid geometrisinde temel aksiyomların ve tanımların "akıldışı" olarak adlandırılması gibi. tanrı, ideal dinin mahiyetine dair derin ifadeler sağlar. tanrı; gelip geçici şeylerin akışı içerisinde, onların arkasında ve ötesinde duran, var olan; gerçek olan ve henüz gerçekleşmemiş fakat gerçekleşmeyi bekleyen şeyleri kuşatan; uzak bir imkan olan ancak mevcut gerçeklerin en büyüğü olan; geçip giden her şeye anlam veren ancak anlama ve kavramayı aşan; mülkü, sahip olduğu, nihai iyilik olan ancak tüm erişmelerin ve kavrayışların ötesinde olan; nihai ideal, aşkın amaç ve çaresiz arayışın nesnesi olan "bilinmeyen"dir.

devamını okuyayım »
05.06.2015 14:24