headon emil lion

  • 60
  • 0
  • 0
  • 0
  • 10 ay önce

red dead redemption 2

"our time...
has pretty much passed."

--- spoiler ---

oyunu dün gece bitirdim ve dünden beri hissettiğim tek şey iç sıkıntısıyla karışık bir hüzün.

arka planda şu parça çalıyor.
aklıma mary'nin veda mektubuyla beraber mektubun içinden çıkan, ikisinin birlikte çektirdikleri gençlik fotoğrafı geliyor ve ne olduğunu bile anlamadan ruhumu derin biri hüzün kaplıyor.
hemen ardından arthur'un çetedeki arkadaşlarıyla beraber gece yarısı ateşin başında neşeli neşeli country müziği dillendirip, sohbetler ettiği o güzel günleri düşlüyorum ve düşler düşlemez ruhumu amansız bir hüznün kaplamasına yine engel olamıyorum.
sonrasında lenny ile birlikte valentine'da sarhoş olup amı-götü dağıttıkları o geceyi anımsıyorum, akabinde amansız hüznün ruhumu daha da sıkı kuşatmasına sadece seyirci kalıyorum.
hastalık arthur'u günden güne öldürürken, hâlâ arkadaşları için mücadele etmeye ve adeta onlar için nefes alıp vermeye devam ettiğini hatırlıyorum, hatırlayınca da hâliyle hepten kahroluyorum.
sonrasında "hop!" diyorum kendime, "hop! alt tarafı bir oyun lan!"
kısa süreli bir sessizlikten sonra, "evet, alt tarafı bir oyun," diye onaylıyorum kendimi belki ama sonrasında tüm bunların bir oyun olmasının, yaşadığım hüznü bir türlü bertaraf edemediğini fark ediyorum. sanki... nasıl desem?.. sanki arthur morgan diye birisi gerçekten yaşamış da, onun o vuslata eremeden sona eren, hem fedakarlıklarla hem de acılarla dolup taşan ama kimseler tarafından bilinmeyen o hüzünlü hikâyesi, "ey dünya, duy sesimi, bu dünyadan bir arthur morgan geçti!" diye haykıran rockstar sayesinde bize ve tüm dünyaya ulaşmış gibi...

ha bir de arthur'un tüm o zaman zarfı boyunca her türlü cefayı beraber çektiği; o eyalet senin, bu bu eyalet benim birlikte koşturup durduğu; kimi zaman ağaca toslayıp birlikte yerlerde yuvarlandığı, kimi zaman birlikte aynı yemeği paylaşıp karşılıklı katur kutur elma yediği ve adını "indiana" koyduğu o kar beyazı arap atı, yani can yoldaşı canını vermek üzereyken, kulağına eğilip içli ve kısık bir ses tonunda "thank you" diye fısıldaması var ki...

"böyle ölmeyiz, rockstar kardeş, füze falan at amk!"

eh, rockstar da bizi kırar mı?
arthur'un ölümünden birkaç yıl sonra, yani oyunun sonunda, jim milton... aman!.. john marston, abigail hanım kızımıza evlilik teklifi etmeye karar verir ve tekliften önce hem eğlenceli hem de anı dolu bir gün geçirmek adına birlikte blackwater'a giderler. ilk durak fotoğraf stüdyosudur; bizim çifte kumrular ilk kez fotoğraf çektirecektir. ama abigail hanım kızımız fotoğrafçıya girmeden önce 2 dakikalığına başka bir dükkana uğrar ve john da ona eşlik etmek yerine onu dışarıda bekler. işte tam da o esnada john elini cebine atar ve cebinden eski bir fotoğraf ile eski bir yüzük çıkarır. fotoğraf, john'un eski dostu arthur ve mary'nin gençliklerinde çektirdikleri o hüzün dolu fotoğraftır ve yüzük de mary'nin veda mektubunun içinden fotoğrafla birlikte çıkan yüzüktür. hâliyle o yüzük bir nişanedir: arthur'un yaşayamadığı ve ne yazık ki asla yaşayamayacağı güneşli güzel günlerin bir nevi nişanesi... ve john da o nişaneyi kendi sevdiği kadının parmağına takarak, dostunun yarım kalan hikâyesini, beecher's hope civarlarında, ömrü yettiği sürece sürdürmek gibi bir niyetin içerisindedir. evet. john, o günden sonra, ömrü yettiği sürece, yarım kalan o hikâyeyi sürdürecek ve aldığı nefeslerinin yarısını kendisi için verirken, yarısını da eski dostu, kader ortağı, güzel insan ve iyi adam arthur morgan için verecektir.
tıpkı vakti zamanında arthur'un, dostları için yaptığı gibi...

"there's a good man within you, arthur.
but he is wrestling with a giant."

--- spoiler ---

devamını okuyayım »