hersheys

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (506)
  • 1940
  • 1
  • 0
  • 0
  • 3 hafta önce

duriye yılmaz

merkez bankası yeni başkanı durmuş yılmaz'ın üç çocuk sahibi eşi, mazlum bir insan.
yeni ünvanı nedeniyle gazeteciler evine gitmiş. o da kapıda karşılamış, anadolu insanının konukseverliğiyle çay ikram etmiş.
gazeteciler yılmaz'ın fotoğrafını çekmişler, akşam gazetesinde dün yayınlandı. bildiğimiz türk kadını, başörtülü.. bundan doğal ne olabilir..
fakat hürriyet için herşey yerli yerinde değil, önce ertuğrul özkök, sonra tufan türenç kılıçlarını çıkarmış:
özkök can derdinde, fotoğrafı beyaz türklerin tasfiyesi olarak algıladığını yazıyor. kapıdaki erkek ayakkabılarının çamurlu olmasını kadınların hep evde kalmalarına bağlamış. zekice..
bilmez ki evrende çamurlu kadın ayakkabısı denen şey çok azdır. görece daha tittiz olan kadınlar ayakkabılarını çamurlu ve kirli bırakmazlar. hele kapının dışında bıraktıkları çok az görülmüştür.
ayrıca belki evde mutlu, belki play station oynuyor. sen tesbit yapacaksın diye gezi programını mı gözden geçirsin kadın..
tufan türenç hiç geride kalır mı, o da et derdinde. muhtemelen es geçtiği bu mevzuyu gazete içi haber havuzunda özkök'ün işlediğini görmüş. keza yazısı başka bir konuya rezerve edilmiş. duriye yılmaz sadece ufak bir kutu olarak yer alıyor. bendevarımcılık mütehassısı türenç'in akılları alan kutusu:

"bizim ekonomi sayfasında ilginç bir fotoğraf var. dikkatle bakın. (sen bak. bizim senin gibi ekstra dikkate ihtiyacımız yok)

tamam, türkiye’de kamu alanlarındaki kurallar dışında kimse kimsenin giyimine kuşamına karışamaz. (deyip birazdan karışacak)

ancak fotoğrafta görülen hanım duriye yılmaz. kim duriye yılmaz? türkiye cumhuriyeti merkez bankası başkanı durmuş yılmaz’ın eşi. "

eeee? ne olmuş? herkes d&g'den, lagerfeld'den mi giyinecek? türkiye'nin gözden uzak bir ilinin, ücra bir köyünden bir çiftçinin oğlu iyi koşmuş. merkez bankası başkanı olmuş.
ahmet necdet sezer de onaylamış..
daha ne istiyorsunuz, siyasetçi ve bürokrata gir, eyvallah;
"ama evin bütçesini ben yaparım" diye bir de gülümseten kadından ne istiyorsunuz?..

edit: 5 yıl sonra özkök'ün konuyla ilgili yazdığı yazı (hem gülerim, hem acırım ertuğrul özkök'e)

" meğer o ayakkabiyi biz ters giymişiz

nehre bakarken fark ediyorsunuz ki, önünüzden geçen sadece başkaları değil.
bir bakıyorsunuz, o sulara yansıyan gölgeler arasında kendiniz de varsınız.
bazen yaralı bereli.
bazen kömürcüden çıkmış gibisiniz, üstünüz kapkara.
bazen ise alenen zift ve katrana bulanmışsınız.
o zaman geriye bakıyor ve konuşmaya başlıyorsunuz.
* * *
mesela, gözünüzün önüne, açık bir ev kapısı ve önüne dizilmiş ayakkabılar geliyor.
sırf o ayakkabılara bakıp, o evin sakinleri hakkında ne saçma sapan şeyler düşündüğünüzü, ne ağır önyargılara vardığınızı hatırlıyorsunuz.
tabii ki utanıyorsunuz.
hem kendinizden, hem de temsil ettiğinizi sandığınız o zihniyetten...
eğer zerre kadar vicdanız varsa, hâlâ kalmışsa.
eğer bir hakkı teslim etmek sizin için hiç de zül değilse.
öyle yetişmemiş, yetiştirilmemişseniz.
yapacak tek şey kalıyor.
çıkıp açık açık söylemek, o hakkı teslim etmek.
helalleşmek.
* * *
merkez bankası başkanı durmuş yılmaz, sadece bizim değil, bütün dünyanın kabul ettiği çok başarılı bir başkanlık döneminden sonra görevinden ayrılıyor.
duyuyoruz ki emeklilik maaşı 4 bin lira olacakmış.
geriye gidip evinin önüne dizilmiş ayakkabılara, eşinin başındaki örtüye bakıp neler düşünmüş, neler yazmışız diye bakıyorum.
sansürsüz yazılardı. samimiydi de.
bugün de içimden geleni aynı samimiyetle ve sansürsüz cümlelerle yazmak istiyorum.
sayın başkan;
başta size çok hoyratça davrandık.
siz, hiçbir zaman mukabele-i bilmisil yapmadınız.
onu bırakın, mukabelede bile bulunmadınız. bir tek gün bize sitem dahi etmediniz.
ilk günlerin hoyratlığı için sizden özür diliyorum. sizden önce eşiniz duriye hanımefendi’den özür diliyorum.
bize unutamayacağımız bir “insanlık dersi”, “hayat bilgisi dersi” verdiniz.
bize, en iyi dersi işinizi çok iyi yaparak verdiniz.
siyasi iktidar karşısında dik durdunuz, türk ekonomisinin başarısında çok büyük rol oynadınız.
o günlerde, eşinizin başörtüsüne bakıp, “liyakat değil itikat” diyorduk.
yanılmışız, sapına kadar liyakatmış.
size bir teşekkür de nezaketinizden dolayı borçluyuz.
bizlere bu dersi sopayla, tehditle, aşağılayarak, öfkeyle değil; gerçek bir başarı hikâyesi ve nazik bir duruşla verdiniz.
size ve eşinize mutlu, sağlıklı ve keyifli bir hayat diliyorum."

devamını okuyayım »
21.04.2006 17:32