hezarfenn

  • 1436
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

seyr u süluk

sülûk, insan benliginin sonsuza yoneltilmesi, bir baska deyimle nefsin, ölümlü niteliklerden kurtarilip tanrisal niteliklerle donatilmasi olayidir.
boyle oldugu icindir ki, tasavvufta sülûkun evreleri nefsin mertebeleri olarak gosterilmistir.

birinci aşama, nefs-i emmare: sufilerin emmare nefsten anladiklari şudur: "bedeni hazlara egilimli, lezzet ve şehvetle emreden, kalbi sufli yone ceken kuvvet." (gümüşhanevi, nefs bahsi) bu nefsin seyri allah'adir (seyr illah). alemi, şehadet (dunya) alemi, yeri gogus, hal ve varid (ice dogan manalar)'i seriattir. nefs-i emmare, ruhun durdurucu, zaptedici gucunden busbutun kurtulmustur. hicbir kayit ve hesap tanimaz. iki seye siddetle sarilir ve onlari besler: heva, bencillik.

"heva, bedeni icaplara yonelip, yuce oluslardan nefret etmek ve sufli oluslara kosmak meylini ifade eder. enaniyete gelince onu "kula ait her seyin kendisine izafe edildigi bir keyfiyet" olarak tanimlayabiliriz.

gurur ve egoizm enaniyetin tecellilerinden oldugu icindir ki, sufilerce en buyuk musibetlerden sayilirlar. sufi "ben" yahut "benimki" derken gosterecegi dikkati baska hic bir yerde gostermez.

tasavvuf, toplumlarin, hatta fertlerin huzursuzluklarinin temelinde bu "ben" ve "benimki" hastaligini gormekte, kur'an bu meseleye hemen her satirinda el atmaktadir.

disimizdaki esyaya da "benim" dememiz sakattir. cunku benim dedigimiz seyler bizden once baskasinindi ve bizden sonra da bir baskasinin olacaklar.

ikinci aşsama, nefs-i levvame: insanin ruhsal gelisim asamalarinda cok onemli bir devredir.

bu mertebedeki nefsin seyri allah'a (seyr ilellah)'dir. alemi, berzah alemi; yeri kalb; hali mahabbet; terzi, tarikattir. sifatlari levm(kinama), itiraz, kendini begenme, gizli riya, riyaset davasi, sohret hevesidir. emmare nefsin bazi ozellikleri bunda da vardir, ama, bu nefs hakki hak, batili batil olarak bilmektedir. bu mertebede nefs onceki hayatina yon vermis olan "degerlerin" anlamsizligini, felakete goturduguun gorur, korkunc bir suphe icinde duser. nefsin kendine hizmet edecek sekilde egittigi bunye, ruhun ikliminden renkler gormus, kokular almis, sesler duymustur. fakat silkinemez, kosamaz. ibrahim edhem'den gazali'ye, yunus emre'den erzurumlu ibrahim hakki'ya kadar butun buyuk ruhlar bu cileyi, kendi durumlarina gore az ya da cok cekmislerdir.

bu devrede nefs, emmare mertebesinden baslica dort noktada ayrilir:

a. emmare nefsin sindigi bunye robot, vucut makina vucuttur. irade, muhakeme, suur felce ugramistir. hosgorusuzluk acik sekilde dikkati ceker. hayvansal arzularina uymusur; onlarin esiri, hatta kendileridir.

levvame nefste de kotuluge, sehvete egilim vardir. ancak, burada vucut makina degil, suurlu, iradeli bir varliktir. dugmeyle calismaz.

b. emmare nefs, kotulugu yapar, iyilikten kacar ve bunu yapilmasi gereken sey bilir. bu yuzden onun dunyasinda pismanligin, otokritigin, tevbenin, baskalarina kulak vermenin yeri yoktur. levvame nefs ise, ya onceden kullanabilecegi secme ile kotuluge hic girismez, ya da kotulugu yapar, fakat ardindan pisman olur.

c. emmare nefs, kendinin ustunde ilah tanimaz. levvame nefs ise, kendi ustunde kudret oldugunu kabulden cekinmez.

d. emmare nefs suphe nedir bilmez. levvame nefs, kendi kanaatlari hakkinda devamli suphe eder. bu suphenin; nefs-i emmare tarafindan inkar vasitasi haline getirilen suphe degil, insanin kendini asmasi icin kendi halinden emin olmamasi, kendisini mukemmel sanmamasi anlamindaki suphe oldugunu gozden kacirmamak gerektir.

üçüncü aşsama, nefs-i mulhime: bu nefsin seyri de ilellah, yani allah'a dogrudur; fakat bu seyr ilk ikisinden farkli olarak detaylidir. yani daha ileri bir asamadir. alemi ruhlar alemi, sifatlari comertlik, ilim, kanaat,tevazu, sabir, huzun, aglayis, vs.dir.

kur'an soyle der:

"andolsun burundugu zaman geceye. ve goge, onu bina edene. ve yere ve onu doseyene. ve nefse ve onu duzene koyana. sonra da ona bozuklugunu, kotulugunu ve korunmasini, takvasini ilham edene. ki o nefsi temizleyip aritan tam kurtulmustur. ve onu kirletip gomen tam kaybetmistir." (sems, 1-10)

goruluyor ki, allah kendisinin nefsle munasebete gecisini nefsin bu mertebesinde acikliyor. nefs bu temizlige, bu ilgiye bu asamada layik oluyor.

nefs bu devrede ilham almaya musaittir. mulhime, ilham eden, ilhan alan demektir. ilahm, bir manayi bir anda kalbe sokmak anlaminda kullanilir.

levvame nefsin distan, satirlardan, kulaktan edindigi bilgiler isiginda ilerleyerek arittigi gonul aynasina artik azar azar icten, vasitasiz bilgiler aksetmeye baslamistir. artik nefs, kotuden bir tiksinti duyarak kacar. ve iyiye bir tur mutluluk duygusuyla kucak acar. bu onun bir bakima dogasi olmaya baslar. boyle bir bunyenin tasidigi kalbe hz. peygamber'in sonsuz guveni vardir.

bu nefsin seyri maallah, yani allah ile seyirdir. alemi, hakikat alemi; yeri sirr; hali doygunluk, sifatlari comertlik, tevekkul, sukur, riza (rizanin ilk mertebesidir).

dördüncü aşama, nefs-i mutmainne: nefs bu devrede sehvetlerden, kotuluklerden busbutun siyrilmistir. nefsin henuz terketmesi lazim gelen bazi seyler daha vardir.

dinin kurallar yonunu yasayan insanin mertebesi mutmainne mertebesidir. bu insan, butun emirleri yerine getirir, butun yasaklardan kacar.

mutmainne mertebesi, dinden nasib almis, orta seviyede ve cogunlugu olusturan insanlarin mertebesidir. bunun otesi ummetin seckini denen ustun ruhlarinin gosterebilecegi fedakarligin yoludur.

beşinci aşama, nefs-i raziyye: bu mertebedeki nefsin seyri allah'tan seyr (seyr fillah)'dir. alemi, lahut alemi; yeri sirr; hali fena fillahin ilk mertebesidir. bu nefsin varidi yoktur. cunku varid beseri sifatlarin oldugu yerde bulunur. bu mertebe ise beseri sifatlarin kalktigi mertebedir. bu nefsin sifatlari zuhd,ihlas, riza(rizanin ikinci mertebesi)dir.

bu mertebede nefs allah'tan razi olma sirrina erismistir.

altıncı aşama, nefs-i marziyye: nefsin bu mertebede seyri allah'tan (seyr anillah)'dir. yani nefs arinmayi gerceklestirerek eski alemine, halk arasina donmeye baslamistir. alemi şehadet (dunya)dir. sifatlari ahlak guzelligi, insanlara merhamet ve lutufla muamele, hizmet, iyi haldir. tam fena gerceklesmistir.

bu mertebede nefs halik ile maluk (yaratan-yartilan) ozelliklerini birlestirmistir. rizanin en mukemmeli olan "allah'in kuldan razi olusu" gerceklesmistir. bu noktada kul artik zahirde halk ile batinda hak ile olabilmektedir. ovulmeye, ovmeye, sohrete itibar kalmamistir.

yetmiş perde gerçeği:

sülûk sirasinda gerceklesen arinmanin esasi allah ile kul arasinda var oldugu soylenen ve kula ait olan yetmis perdenin yirtilmasi isidir. allah icin perde soz konusu degildir. allah apaciktir. goremeyen, gozu perdeli olan bizleriz. bu yetmis perde yedi makam halinde asilir ki biz bunlari etvar-i seb'a (yedi tavir, yedi merhale) diye isimlendiriyoruz. buna gore, sülûk boyunca her makama on perde dusmektedir.

tehanevi'nin de isaret ettigi gibi perdeler sadece zulmani (karanlik arzeden) perdeler degildir. kulun allah'a yaklasmasini engelleyen perdeler nuranide olabilir. bunlarin zulmani olanlari bedenin zulmetinden (karanligindan) kaynaklanir. nurani olanlari ise ruhun nurundandir.

ic kuvvetlerden her birinin (ruhun, aklin, sirrin, hafa ve ahfanin) bir perdesi vardir. nefsin perdesi sehvet ve lezzet, kalbin perdesi hakk'i dusunmekten uzak kalmak, aklin perdesi de bazi manalarla oyalanmasidir. (tehanevi, hicap(perde)).

halvetilerde perdelerin her bir kategorisi -ki on perdedir- allah'in isimlerinden biri ile asilir. bu yedi isim, yukarida sozu edilen yedi merhaleyi su sekilde karsilar:

1. nefs-i emmare--la ilahe illallah
2. nefs-i levvame--allah
3. nefs-i muhime--hu
4. nefs-i mutmainne--hak
5. nefs-i raziyye--hayy
6. nefs-i marziyye--kayyum
7. nefs-i kamile--kahhar

bu merhaleleri asarken hem insanin ic aleminde (enfuste) hem de dis aleminde (afakta) seyredilir. insan kainatin kucuk bir modelidir; kucuk kainattir. sulukun merhalelerini asmis insan hem icindeki sirlari, hem de disindaki sirlari kesfetmis olur. cunku bizim kusattigimiz alem ile bizi kusatan alem sadece fizik buyukluk bakimindan farklidirlar, icerik bakimindan degil. kur'an-i kerim de, seyr-i enfusi ile seyr-i afakinin kesfettirecegi ayetleri yanyana zikrederek bu noktaya dikkati cekmistir:

"yeryuzunde iyice gorenler icin pek cok ayet vardir. sizin benliklerinizde de pek cok ayet bulunmaktadir. hala gormuyor musunuz?" (zariyat, 20-21)

naksilerde sülûkun merhaleleri beden, nefs,kalb, ruh,sirr, hafa, ahfa olarak gosterilmistir. bunlarin ilk ikisi halk aleminde, diger bes tanesi de emir aleminde asilir. yani beden ve nefs asamalarindan sonraki arinma, dunya sartlarina bagli olarak yurutulmemektedir. naksilerin ilk iki asamasi, halvetilerin ilk isi asamasi olan emmare ve levvameye karsilik olmaktadir bu asamalar ayiriminda esasa iliskin fark yoktur. sadece naksilerin merhale veya mertebe dediklerine halvetiler tavir veya mahal diyorlar. bunlar sirasiyla gogus, kalb, sirr, hafa, ahfadir.

sülûkun zirvesi: hizmet:

halvet ve uzletle baslayan mistik egitim sülûkun cesitli asamalarindan gectikten sonra insani karsiliksiz hizmetin esigine getirir. bu devreye tasavvufta celvet devresi denmektedir ve celvet butun tarikatin esasidir. celvet, halk icinde olmak, halka hizmet halinde bulunmak demektir.

tasavvufun ana ilkelerinden biri de "nihayetin bidayette sakli bulunmasi" keyfiyetidir. bu kural, halktan kopusta zirveye ulasan ruhun, temizlendikten sonra tekrar halk icine, koptugu noktaya donmesini ifade eder ki hic bir mistik sistemde bu esasa rastlamak mumkun degildir. cunku tasavvufta halktan kopmak, kopan icin degil, halka daha iyi hizmetin egitimini yapmak icin, yani halk icindir.

sülûkun asamalarinda mertebeler ilerledikce salik, basladigi noktaya cevrilmekte, icinde koptugu kalabaliga dalmaktadir. ve nihayet o, bir yayi tamamlayarak ilk hareket noktasina ulasmaktadir. burada, hakk'a varis noktasinda halki bulus, hakk ile halkin beraberligini kabul edis dusuncesi yatmaktadir. son merhaledeki vasil ile ilk merhaledeki salik'in durumlari ayni olmaktadir. rabbani bunu su sekilde aciklar: "sülûkunu tamamlayip geri donmus olan, cok yakindir. makami cok yuksektir onun. fakat yuksekligi ortuludur. insanlara yararli olmak ve kendisini onlarin hizmetine sunmak icin boyle olmakta ve onlar gibi davranmaktadir.

halka hizmet velayetin kemali, nubuvvetin esas amaclarindan biridir. bunun icindir ki sulukun son merhaleleri halka hizmetle yucelir. ve bunun icindir ki hicbir veli, hic bir nebinin buyukluk cizgisine ulasamaz.

allah'i arayanlari irşat, harikalar gostermekten daha baska bir şeydir ve daha yucedir. irşat isinde başarili olabilmek icin mürşidin aşagilara inmiş olmasi gerekir. o halde, aşagi derecelere inen ve boylece isteklilerle daha siki munasebet icinde giren mürşidin irşadi daha guclu ve etkili olacaktir. ve bir veli ne kadar cok yukselmişşe inişi de o oranda cok olur.*

devamını okuyayım »