hot sauceun veliahti

  • 170
  • 5
  • 1
  • 0
  • 6 gün önce

andrey tarkovski

benim için sinema söz konusu olduğunda dostoyevski'nin edebiyattaki konumuna sahip olan yönetmen ve filozoftur. yani asla aşılamayacaktır çünkü sanatıyla kendini her türlü karşılaştırmanın üstünde konumlandırmıştır. filozoftur çünkü kavram çözümler ve kavrama anlam verir. salt biçimsel kaygılarla film çekmekten başka, okuruna ve izleyicisine bir mesele anlatır. ayrıca güzel ve beğeni kavramları hakkında belki de en isabetli tespitleri yapmıştır. bunlar uzun uzadıya yazacağım şimdi.

ne zamandır aklımdaydı böyle bir yazı zaten, fakat dünkü joker entry'm üzerine aldığım bir mesaj üstüne artık zamanının geldiğine kanaat getirdim. mesaj haddini bilmez bir müptezelden gelmiş olsa da, fikirlerini benzer şekilde belirten insanlar çok fazla. özetle şunu dedi: "nuri bilge ceylan filmleri çöptür, joker filmi de boktur." bu sözcükleri bire bir kullandı.

şimdi meseleye biraz sert girelim. "zevkler ve renkler tartışılmaz" diye bir söz var ya, zevkler ve renkler bilgisi olan insanlarla çatır çatır tartışılır ve siz bir şeyi kafanıza estiği gibi "beğenmedim" diyemezsiniz. diyemezsiniz derken kastım kimsenin kafanıza silah dayayacağı değil. fiziksel olanaklar bakımından zaten ağzınıza gelen her şeyi söylüyorsunuz. ama diyemezsiniz derken anlatılmak istenen şudur: estetik beğeni, sanat, güzel gibi kavramlar söz konusu olduğunda, yaptığınız bu sığ ve anlamsız yorumlar zırva olmaktan öteye gitmez ve ilgili meseleler hakkında bilgi sahibi olan kişiler tarafından ciddiye alınmazsınız; alınmıyorsunuz da. tarkovski'nin bu konuyla ilgili dediklerine bakalım:

"güzel, gerçeğin peşinden koşmayanlardan kendini gizler. sanatın anlamı ve varlık sebebi hakkında düşünmeye yanaşmadan onu ele alıp değerlendirmeye kalkanların ruhsuzluğu ne yazık ki, sık sık kaba bir şekilde basite indirgenmiş birtakım sözlere yol açar: "bunu hiç beğenmedim!", "hiç de ilginç değil!"... bunlar çok iddialı savlar, ama ne yazık ki gökkuşağını tanımlamaya çalışan doğuştan kör bir adamın savlarından hiç farkı yok! bu kör insan, bir sanatçının gerçeği başkalarına açıklayabilmek uğruna çektiği acılara karşı tamamen duyarsızdır."

tarkovski sanatın, dolayısıyla güzelin özünde hakikatle bir olduğunu ve güzeli anlamak/görmek için de hakikatin peşinde koşmanın ön şart olduğunu ifade eder. yani siz (en güncel örnek olduğu için) joker izleyip de "bok gibi, gerçek joker'a uygun değil, bunu beğenen aptaldır, küçük emrah filmi" diyemezsiniz. çünkü bu ortaya koyduklarınız bir fikir bile değildir ve tam da tarkovski'nin dediği üzere sanatın varlık sebebi hakkında düşünmek bir yana, böyle bir motivasyonun olduğuna dair bir düşünceye dahi sahip olduğunuz şüpheli olduğu için, size haz vermeyen her şeyi olanca ruhsuzluğunuzla beğenmediğinizi söyleyip geçersiniz. çünkü izlediğiniz, dinlediğiniz hiçbir şeyde bir hakikat arayışı olabileceği aklınıza dahi gelmez. daha doğrusu hakikaitn beslenmek ve seks yapmaktan başka şeylerle de kurulabileceği bir dünya tasavvuruna sahip olmamanızdan ötürü kaynaklanır bu durum.

peki bu kadar gömdük, olumlu kısma geçelim. güzeli anlamak ne demektir? burada tarkovski'nin tam anlamıyla filozof yönü ortaya çıkıyor. çünkü bilim ile sanat bağıntısı kurarak bir anlam kavrayışı ortaya koyuyor. böyle yaptığınızda, aslında dünyayı anlamlandırmaya çalışıyorsunuz demektir. hemen kulak verelim:

"demek ki sanat ve bilim dünyaya sahip olma biçimleri; insanın sözümona 'mutlak gerçek'e giden yol üzerindeki bilgi edinme biçimleridir ... anlama kavramı da her iki alanda farklı şeyleri tanımlar. bilimsel açıdan anlama, mantık ve akıl düzeyinde uyuşma demektir; bir teoremi ispatlamaya benzeyen akılcı bir eylemdir. öte taraftan, bir sanatsal görüntüyü anlamak demek, duygusal, hatta zaman zaman, duygu-'üstü' düzeyde sanatsal güzelliğin benimsenmesidir."

o halde sanat, bize içinde yaşadığımız dünyayı hem anlamlandırma; dolayısıyla anlayabilme, hem de onu benimseme; yani aslında içinde yaşadığımız kültür dünyasını ve diğer insanlarla kurduğumuz duygusal bağlar ağını benimseme imkanı verir. hemen başka bir alıntıyla bağlayalım: "sanat bir üst-dildir, insanlar da bu dilin yardımıyla kendileri hakkında bilgi verip başkalarının deneyimlerini benimseyerek birbirlerine ulaşmaya çalışırlar."

bu müthiş bir şey. o halde bir sanat eserine önce sanatın doğası, varlık sebebi hakkında düşünürerek yaklaşırsak, hem sanatçının motivasyonlarını ve bize eseri içinde sunmuş olduğu formu daha nesnel ve basiretli bir biçimde kavrama imkanımız doğar. hem de böyle yaparak, kendimiz hakkında sanat dilini kullanarak ifade etmiş oluruz ve başka insanlarla da bu dil üzerinden bir diyalog geliştirme imkanına kavuşuruz. bizi insan yapan şey tam olarak budur. işte bu noktada beğeni tartışmalarının ortaya çıkması olanaklı hale gelir. bir eserin farklı yönlerini, onda güzel olmadığını düşündüğümüz unsurları, bunların nedenlerini tespit edip, bizden farklı düşünen insanlarla tartışabilecek bir zeminimiz vardır artık. yoksa affınıza sığınarak, sığır gibi "hayatınızda iyi fim izlemediniz de mi buna güzel diyorsunuz lan" demekten öteye gidemeyiz. kendimden örnek vereyim: mesela ben beethoven'a bayılırım ama wagner'i aynı şevkle dinleyemem. bakın beğenmem demiyorum. sadece aynı hazzı duyamam. bu benim beğenimle ilgili bir durum olabilir, sanat eserine yüklediğim anlamla ilgili olabilir, beyin kimyamla ilgili olabilir. yani bunun sayısız motivasyonu olabilir ve ben meselenin üstüne çok düşersem bunları araştırırım. ama oturup "beethoven varken wagner dinleyen zevksizler" diye bir şey söylersem ya da wagner'i çok seven birisine "ulan sen hiç klasik müzik dinlemedin mi hayatında" dersem, ruhsuz bir zavallı olduğum kanıtlanmış olur.

özetle umarım fikirlerinizi belirtirken, bunların gerçekten fikir olarak adlandırılmaları için temellerinde bilgi ve araştırma yatması gerektiğini önemsersiniz. aksi takdirde nobran, saygısız ve kimi zaman hakaretamiz yargılar olmaktan öteye gidemiyorlar.

üstattan son bir alıntıyla bitireyim:

"insan bir başyapıtla karşılaştığında kendi içinde, sanatçıya da ilham veren sesi duymaya başlar. böyle bir sanat eseriyle karşılaştığında izleyici, derin bir sarsıntı yaşar, adeta temizlenir. sanatsal bir başyapıtla onu algılayanlar arasında oluşan o özel gerilim alanında insanlar, varlıklarının, o andan itibaren serbest kalmak için baskı yapan en iyi yanlarının bilincine varırlar."

dolayısıyla zorlu da olsa, sanata ve sanat eserine insanları aşağılamak amacıyla değil de, yukarıda bahsedildiği gibi yaklaşmaya gayret ederseniz hem sizden bir şey eksilmez, hem de daha iyi bir insan olursunuz.

ekleme: alıntılar agora kitaplığı'ndan basılmış füsun ant tercümesi mühürlenmiş zaman'dandır.

devamını okuyayım »