icarus simurg

  • hippi (421)
  • 958
  • 9
  • 2
  • 0
  • evvelsi gün

var olmanın dayanılmaz hafifliği

bu ülkede her an yaşadığımız ağırlıktır. varoluşsal bunalımların yanı sıra toplumsal olarak yaşadığımız arabesk sancılar içersinde var olmaya çalışıyoruz. ülkenin bakanı ve yönetenleri en ufak kriz anında çapsızlıklarını kanıtlarlar. söz konusu bakanlar şans eseri orada olduklarını kanıtlarlar. en ufak öfke krizinde bir tweet ile kalitelerini belli ederler. muhalefet daha da acıklı durumdadır. temsil krizi vardır. çare diye sunulan isimler de en az iktidardakiler kadar kötüdür. istisnalar vardır; onlar bize umut olur. bu insanlar ağabeyimiz, babamız yaşlarındadırlar "kına stoğu" diye çapsız laflar edinmekten çekinmezler.

sebebini tehlikeli oyunlardan alıntı yaparak isterim;
"ülkemizde tarım ürünleri yetişir. kuru üzüm ve incir yetişir. önce ıslak yemişler yetişir. onları, güneş olan yerlerde kurutarak kuru yemiş yetiştiririz. ingiltere ye göndeririz, onlar da bize gerçek gönderirler. gerçek tohumları gönderirler. biz, o gerçeklerden, kendimize göre gerçekler yetiştirmeğe çalışırız."

ülkemizin gerçekleri ürkütücüdür. batı'nın gerçekleri bizde sadece kağıt üstündedir. (bkz: hukukun üstünlüğü) (bkz: yargı bağımsızlığı) (bkz: insan hakları) batılı düşünme seti bizde sadece kağıt üstündedir ve atasözlerinden daha geçerli değildir, temennidir. herkesin ağzında sakız gibidir, okeyde joker misali herkes ortaya atar. değil şu anki iktidar, kim gelse aynısı olacaktır. batılı değerler bize dayatılır; biz bayramlarda zorla giydiklerimiz gibi giymeye çalışırız. çünkü ülkede demokrasi sadece bayramlık gibi seçim günü akla gelir.

çevremde az çok kitap okumuş her insan gibi solcu olmaya çalışırız; lakin alışkanlıklarımız ve kaybedeceklerimiz ağır basar, devrimci olamayız. sol zaten parça parçadır; bazıları diğerlerini satılmış diye nitelendirir, "satılmış" olanlar diğerlerini darbeci... büyük bir kaos içerisinde yaşamaya çalışırız. "sürdürülebilir kaos" içinde yaşamaya çalışırız. ülkemizde biraz muhalif olan diziler(bkz: leyla ile mecnun)(bkz: behzat ç) ya bitirilir ya da müdahale edilir. büyüklerimiz dizilere bile karışır. farklı düşüncede avukatlar dayak yer,yerlerde sürüklenir bu da gayet normal karşılanır. dizi karakteri savcıyla polis karakteri evlilik dışı ilişki yaşar bu meclisin gündeminde daha çok yer eder.

kısacası toplumsal krizlerden bireysel sıkıntılarımızı yaşamaya fırsat bulamayız. alışmaya çalışıyoruz kendi ülkemize. kendi doğduğum, büyüdüğüm topraklarda yabancıyım. bizleri hedef gösteren bir başbakanımız var. öyle dışlamış ki bizleri olimpiyat olmadı diye seviniyoruz. eyvallah kına bitti de sayın bakanım da ; çuvaldız yok mu?

bir yandan da fildişi kuleleri var; aydın adayı okumuş kesim. bakıyorsun kaç kitap okumuş adam bile küfürsüz iki cümle kuramıyor. kadın cinayetleri gün ve gün artmakta ama ülkemin dernekleri "bayan değil kadın" tartışmasında, iktidarın dili tartışmasında. ülkenin gündemi suriye konusu veya 3. köprü olması gerekirken; olimpiyat olur. birkaç ay önce gezi parkı deyip; birileri odtü' de dayak yerken, birileri konsere gider... aynı kişidir konsere giden de eyleme giden de... dediğim gibi anlamaya çalışıyorum ülkemi. hala seviyorum. "bu ülkeden adam olmaz" deyip gitmek geliyor içimden ama seviyorum ülkemi. anlamak için okuyorum, çözüm olmak için okuyorum. mücadele veriyorum... ama olmuyor...
bir yanım görmezden gel alış derken, vicdanım susma diyor. gözlerimi kapatamıyorum...

benim gibi arada kalmışlar var ; biliyorum çünkü gezinin esas ruhunu yaşatanlar da onlar. o üniversite mezunu vicdanlı insanlar. susmak istemeyen,özgürlük isteyenler... şanslı azınlık... okuma fırsatı bulmuş aydın adayı azınlık... çelişkiler çok yoğun ülkemizde. çok ağır bir yük "bu ülke"de yaşamak ve bir o kadar da ucuz. birey olmaya çalışıyoruz avrupa gibi; ama duvarlarımız alışkanlıklarımız ağır basıyor... toplumsal çelişkiler içerisinde bireysel arabeskimizi yaşıyoruz. küçük emrah gibiyiz, zeki demirkubuz karakterleri gibiyiz ... acı'nın dili bu coğrafyaya hakim... var olmanın dayanılmaz ağırlığı var üstümüzde.. o bize büyük gelen batı gömleklerimiz ve hor gördüğümüz doğulu vicdanımız. bazen kelimelere sığınmak kalıyor elimizde. suriye'de, mısır'da, filistin'de insanlar ölürken çok anlamsız geliyor her şey. kariyer, cv, sertifika programları... dizi izlemek gibi savaş izliyoruz. takım tutar gibi insanlar. savaşın kazananı yok ama biz film izler gibi savaşa girmekten bahsediyoruz.

bu kadar acı varken bir ermeni türküsü olmak geliyor içimden.yahut savruk ağır bir küfür olmak... o zaman hafifliyorum ancak. o filistinli çocuğun savruk küfrü, odtüde polis tarafından kovalanan üniversiteli dostlarımın ağzından çıkan haykırış olmak istiyorum. sadece o an tüm ağırlıklarımdan sıyrılıyorum.. kelimeler o zaman bir anlama geliyor... savruk bir küfür olup susuyorum...
"fakat allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor "

devamını okuyayım »