illumina

  • 414
  • 7
  • 3
  • 0
  • 3 gün önce

blade runner

blade runner'ın 1982 yılında başlatmış olduğu olağanüstü yolculuk 1999 yılında "the matrix" ile sona ermiştir. burada anlatmak istediğim şudur, insansı robotları ve yapay zekanın vücut bulmuş halini anlatan, bilimkurguda çığır açan ilk film blade runner'dır. 17 yıl boyunca birçok filmde bu konu işlenmiş, 1999'da matrix ile (masterpiece / başyapıt anlamında) son bulmuştur.
elbette burada anlattığım, bu konuyu başyapıt düzeyinde bir film ile taçlandırmaktır. kanımca matrix'ten sonra, böylesi bir konuda bilimkurgu başyapıtı çıkma ihtimali günden güne azalmaktadır. her ne kadar 2001 yılında, esasen bir kubrick projesi olan, spielberg filmi "a.i. (artificial intelligence)" yapılmış olsa da, kendi görüşüm o filmi başyapıt olarak değerlendirmek pek de mümkün değildir.
peki blade runnerın eşsiz bir başyapıt olmasını sağlayan özellikleri nelerdir, bunları yazacağım;

--- spoiler ---

a.) ilk olarak elbette filmin vangelis imzalı müzikleri. böyle bir birlikteliği günümüzde bulmak imkansıza yakındır. karanlık ve japonlaşmış los angeles temasını arka planına alan müzikler, izleyiciyi yoğun biçimde etkiler. caddelerin soğuk ve tekinsiz havasıyla kusursuz biçimde uyuşur. vangelis sanki bu filmin müziklerini yapmak için doğmuştur.

b.) casting tek kelime ile muhteşemdir. gerek harrison ford ve polis birimi, gerekse de rutger hauer ve replicant asileri. birbirinden iyi seçimlerle filmin karanlık havasını bize hissettiren harika oyunculuklar görürüz. iki sene önce "shining"'de hayalet barmeni oynayan joe turkel, burada da "genius" bilimadamı dr. tyrell'dir. kendisini hayranlıkla izlettirir. roy ile deckard'ın sonlara doğru gelen tüm sahneleri epik düzeydedir.

c.) yılanlı kadın zhora'nın deckard ile kovalamaca ve ölüm sahnesi. bu sahne izleyiciye yoğun bir şekilde empati kurdurup, replicantlara acıma hissi veren bir sahnedir. replicantların çaresizliklerini göstermesi ve yaşamalarına izin verilmemesi izleyicide tepki oluşmasına sebep olur.

d.) yaşlanma hastalığı bulunan j.f. sebastian'ın evi ve evindeki androidlerin göründüğü tüm sahneler. muhteşem bir sahne tasarımı ve görselliğe sahiptir. güzel bir ses ve görüntü sistemi ile izlerseniz, kendinizi tiyatroda hissedebilirsiniz. kullanılan tonlar hem pastel hem de koyudur. izleyiciye çok çirkin bir geleceğin görselleri aktarılmaktadır. rahatsız ediciliği yanında hayranlıkla izlenesidir.

e.) deckard'ın rachael'a aşık olması, bir androide duygusal anlamda bağlanmanın çarpıcı halini bizlere sunar. elbette deckard'ın da replicant olduğunu biliyoruz ancak burada konu farklıdır. deckard, kendisini insan zannettiği bir dönemde rachael'a aşık olmuştur. yani herhangi bir insanın da, böylesi bir kadına aşık olabilme ihtimalini görürüz. insan olmadığını bildiğiniz birine aşık olur muydunuz? çok çok zor bir soru.

f.) voight kampff testinde sorulan sorular. evet bunlar öylesine sorulardır ki, gündelik hayatta yaşama olasılığınızın çok düşük olduğu olayları anlatır. yani herhangi bir androide böyle bir anı yüklenmiş olma ihtimali de çok düşüktür. dolayısı ile ekstrem bir olaya verilen tepki, insanlar ve androidlerde farklı olacaktır. android ne kadar mükemmel yapılmışsa, bu karmaşıklıkla başa çıkması o kadar kolay olacaktır. dolayısı ile rachael bu testlerde en başarılı olan ve insandan daha çok insan olmaya aday bir replikadır.

g.) roy'un yaratıcısını öldürme sahnesi ve bu sahnede roy'un yüz ifadesi. asansörde j.f. sebastian'a verdiği komutlarla dr.tyrell ile satranç oynayan roy, onu mat ederek, yaratıcısından daha üstün bir zekaya sahip olduğunu bizlere gösterir. kendisinin ve tüm replikaların ömrünün kısa olması, köle olarak kullanılmaları ve sürdürdükleri sefil yaşamın son bulması ve de fabrikasının üretimi durdurması için "babasını" öldürür. roy'un felsefik sözlerle işlediği filmin en önemli cinayeti, izleyeni dehşete düşürür.

h.) deckard'ın los angeles'in sokaklarında dolaşırken ya da uçan otomobiliyle takipteyken şehrin genel silüeti. öylesine yapılmıştır ki kendinizi distopik bir gelecekte, çirkin bir şekilde tokyolaşmış bir los angeles'ta zannedersiniz. nintendo, sega ve atari oyunlarındaki suç mahali gibi bir şehir silüeti görürüz. yığınlarla kalabalık, ayak üstü yemek, her milletten insan ve gürültülü/kirli ortam. kapkaranlık gelecek tasviri.

işte yağmurlu bir günde tokyo! filmden bir kare gibi. görsel

i.) elbette son olarak roy'un muhteşem tiradı ve sıra dışı ölümü. roy'un deckard'a okuduğu şiir ve söylediği sözler, adeta insanlığı bir replikanın insandan daha iyi anlatması şeklinde betimlenir. roy'un uçurduğu güvercinle ruhunun bedenden ayrıldığını ima etmesi, izleyicinin beynine mıh gibi kazınır. roy'un kendine ait düşleri var mıydı? roy, gerçekten bir ruha sahip miydi? roy'u insandan farklı kılan şey nedir? roy, bildiğimiz insandan daha fazla bir insan mıdır? film işte insana hep bu soruları sordurur. nihayetinde uyarlandığı philip k. dick romanının adı da "androidler elektrikli koyunları düşler mi?" dir.

deckard'ın replicant olup olmaması da filme gösterilen yoğun ilginin sebeplerindendir, ancak burada "esaretin bedeli/shawshank redemption" filminin yönetmeni frank darabont ile aynı görüşteyim; kendisi filmin yönetmeni ridley scott'un, deckard'ın android olduğunu açıklamasından sonra, ridley scott'a ithafen şunları söylemiştir; "karakterle kurduğumuz duygusal bağı mahvettiğin için teşekkürler".
evet, keşke emin olmasaydık. keşke deckard'ın insan olması ihtimali ile onunla daha mükemmel empati kurabilseydik. :(

--- spoiler ---

çok değerli bir sanat esiridir "blade runner". herkesin izlemesi ve "insan olmak" üzerine kafa yorması gerekir.

devamını okuyayım »