inci kefali

  • 223
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 yıl önce

du contrat social ou principes du droit politique

rousseau, toplum sözleşmesi’ne önceki iki eserinin üslubuyla başlar: “insan özgür doğar, oysa her yerde zincire vurulmuştur.” rousseau’nun bu cümlesi daha önceki iki söylevi de hesaba katarsak, ilk bakışta toplum düzeninin yadsınması olarak görülebilirdi fakat rousseau bu duruma mahal vermemek için hemen arkadan toplum düzenini bütün öbür hakların temeli olan kutsal bir hak olduğunu söylemiş, toplu halinin haklılığının ve meşruluğunun sorgulanmayacağı ana fikri işte böylece bilimler ve sanatlar üzerine söylev ile başlayan bir mantık silsilesinin son noktası olarak belirtilmiştir. doğa halinde özgür olan kişinin, artık özgür olmadığının bilincinde olan rousseau, genel kanının aksine, bu yitirilişin uygar toplumun kuruluşunda beliren bir şey olmadığını söylemiş fakat her nasıl olmuşsa toplum sözleşmesi’nde bu değişime bir açıklık getirmemiştir. bu problemin yapısını problemin altındaki zemini kaydırarak yapan rousseau’yu ilgilendiren şey“bir düzenin nasıl korunduğu ve yasallaştığıdır.” toplum halini bir hak olarak gören rousseau, toplum ilişkilerini bir ‘güç’le açıklamak istemez. bir düzen güçle yaratılabilir, ama korunamaz mantığını savunurken insanın boyun eğmeye zorlanmasının onun boyun eğmek zorunda olmaması demek olduğuna işaret eder. çünkü güç bir hükmetme hakkı yaratmaz ve hükmeden, itaat etmeyi bir ödev haline getirmedikçe hükmeden olamaz. burada ödevden kasıt haklı bir güçten doğan biattir. haklı bir güç ise kaynağını kaba güçten almaz, onun aldığı kaynak tektir: ‘toplum sözleşmesi’ yani karşılıklı özgürlükleri düzenleyen anlaşma. böylelikle rousseau bir düzenden insanın özgürlüğünden vazgeçemeyeceğinihatta özgürlüğü tatmış birinin böyle bir duruma net karşı koyacağına inanır: “seninle öyle bir sözleşme yapacağım ki, hep benim iyiliğime ve senin zararına olacak; keyfim istediği sürece ben uyacağım, yine keyfim istediği sürece sen uyacaksın ona.” böylesi bir sözleşmenin imkansızlığı ortadadır ve insanların toplum haline geçmelerinin sebebi onların köleleştirilmeleri değil, artık doğal yaşam halinde korunmalarını güçleştiren ve varlıklarını koruyamayacak olmalarıdır. açıktır ki korunmalarını güçleştiren ve varlıklarını koruyamayacakları şey dışardan gelen bir tehlike değildir. bu şey mülkiyetin ortaya çıkmasıyla beliren ardı arkası kesilmeyen savaşlar ve cinayetlerdir. toplum sözleşmesi fikri insanları birbirinden koruyacak bir düzen isteminin sonucudur böylece. toplum sözleşmesiyle varılan bu çözüm, herkesin mülkiyetin tanınması ile özgürlüklerine kavuştukları bir toplum düzenidir. burada artık önümüzdeki problem, eşitsizlik üzerine söylevde betimlenen mükemmele yakın ve adresi belli bir toplum hali varsa rousseau'nun niye toplum sözleşmesine gerek duyduğu sorusudur. yani toplum sözleşmesi ile kurulan uygar toplumda doğa toplumunun erdemlerine yeniden kavuşmanın yolları aranır ve ilkel toplumun erdemleriyle uygar toplumun yararlarını bir araya getirecek bir düzen kurgulanır. rousseau sözleşmeyle kurulmuş bir toplum halinde bireyin doğal özgürlüğünü yitirdiğini ama toplum sözleşmesiyle kazandığı toplumsal özgürlüğün ve mülk edinme özgürlüğünün yanı sıra doğa halinde olmayan manevi özgürlüğün tüm doğa halindeki özgürlüklerden kat be kat üstün olduğuna inanır. doğal özgürlükte tutkusunun esiri olan ‘aptal ve imgelemden yoksun olan insan’ toplum halinde anlıklı bir varlık ve birey olmasını manevi özgürlüğe borçludur.böylelikle toplum sözleşmesinin onun için merkezi sorunu,“bireylerin bütünün ahlaki ve siyasi bir bütünlük halinde kaynaştırılması, bireysel çıkarların toplumsal çıkarların bütünleyici bir parçası olarak tasarlanması, bireysel iradenin kamu iradesi içersinde eritilmesi idi

devamını okuyayım »