incir receli

  • 215
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

sevgili

bugünler de pek bir boşum. ne işim var ne gücüm var. taze mezun, mecburi işsizim.
öğrencilikle beraber, özgür günleri de geride bıraktım. öğrenciliği hep yakınan yaşıtlarımın aksine sevdim. yarı zamanlı çalışırken daha da fazla sevmiştim, çünkü kendi paramı kazanıyor çok rahat hareket ediyordum. şu an öyle bir dönemindeyim ki hayatın; 'dersleri var, hava alsın çocuk' diye düşünenlerin artık 'yapacak işi yok, evde otursun, iş yapsın' dediği günlerdeyim.
bi nevi inzivadayım. insanların üstlerine alındıkları, görüşemiyoruz diye küstükleri. bu inde yaşamak, inin dışına çıkmaktan bazen daha kolay olabiliyor. kalk, ortalığı biraz topla, yıkan kurulan, bi kahve yap bir sigara yak, kitabını al, bi dizi izle, sabaha kadar otur, yat, kalk, ortalığı biraz topla. monoton ama didişmenin uzak olduğu bir yaşam biçimi.
bu kısır döngü içinde, aklımdan manyakça düşüncelerin geçtiği de oldu olmadı değil. itiraflık kısmı bile olabilir, ergenlikte gibi davrandığıma dair.
tüm bunları şu sıra aydınlatan, telefonu hiç kapatmasak, hep birlikte uyusak, şu sahilde demlikler dolusu çay tüketsek, o sigara sarsa tabakalarımızı doldurmak için ve ben çekilip, parmaklarının tütün ve kağıtla yarattığı büyüyü izlesem dediğim. bir sevgilim var benim.
günün sonunda, eleştirse de sevse de yorgun da olsa, şefkat ve huzurunun beni beklediğini bildiğim, bir sevgilim.
belki onu çok yoruyorumdur. uzun geceler boyu düşündüm, bende ne bulduğu sorusuna dair. cevabı hep basit oldu onun 'aklını sevdim. ve kahküllerini'
çocuksu bir cevap diyemeyiz belki fakat çocuksu bir masumiyet muhakkaktı onun kahküllerimi sevişinde. benim sırf, aynalardan o gerzek görüntümü silmek için, depresyon nihayetiyle kestirdiğim saçlarımın, bu denli duygusal yankılanmalara neden olabileceğini düşünmemiştim. beni sevenlerin ya da beni sevemeyenlerin ki neden böyle tanımladığımı biraz sonraki kelimelerim açıklayacak diye umuyorum, sevmek için hep şart koşmaları vardı sanki. bir dışa vurma, bir söylem söz konusu değildi ama hep hissettirirlerdi. onlar gibi düşünmez, onların diliyle konuşmazsam, onların göz zevkine uyamazsam özellikle benden nefret bile edebilirlerdi. mutluluk için satır aralarını okumaya mecburdum. kırgınlıkları bilmeye mecburdum. mutlu etmeye mecburdum. ancak ve ancak o adamlar mutlu olursa, mutlu olurum sanıyordum. sevgiye aç değildim ama mükemmel aşkı yakalamak için, onları mutlu edebilmek için elimden geleni yapardım. büyük suçları affetmek dahil. ne gerekse? aşkın mükemmelliyetinin şartlarla değil doğallıkla orantılı olduğunu, kendiliğindenle ölçüldüğünü anlamam için uzun süren cezalarım oldu nitekim. tek kişinin sırtında yaşanmamalıydı aşk. ve hayat bir türlü anlayamadığımı, bin defa kafama vurarak gösterdi. kendinden verip, kendini kaybederek değil, kendin olduğun kadar güzeldi her şey.

işin felsefik sorgulamalarına girmeden, yanında ruhumu soyduğum ve başucuma koyup, kendimi avuçlarına bıraktığım bir sevgilim var. ben olduğum için sevilmenin keyfini çıkardığım, hareketlerimin sorgulanmadığı, yargılanmadığı, onu o olarak sevmenin hazzını tattığım, sırtımda onun yerine de onun yüklerini taşımaktansa, birlikteliğimize dair hayallerimizi taşıdığım bir sevgilim var. bir sorumluluk duygusu değil, telefona uzanıp, nerede olduğumu bildirmek. bir çocuğu büyütmüyorum artık. ona ilişki kodlarını göstermek zorunda kalmıyorum.
bir adam var yanımda ve sanırım ben onunla 'hayatımı' paylaşıyorum.

devamını okuyayım »
18.08.2012 00:04