incola sum in terra

  • her eve lazım (738)
  • 516
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen ay

konur sokak

1980'lerin ikinci yarısı. mülkiyeliler'in hemen yanında, dost kitabevi'nin tam karşısında aspava kıraathanesi vardı. biz orada otururduk bazı sabahları, bazı akşam üzerleri. sıkıldığımızda arada bir dost'a girer, camekânın önüne dizilmiş yeni çıkanlar bölümünü karıştırır belki bir şeyler alır tekrar aspava'ya dönerdik. o zamanlar yayıncılık bu kadar gelişmiş değildi, çok az yeni kitap çıkardı, dolayısıyla takibi de kolaydı. dergicilik yaygındı ama. her nev'i siyaset, sanat, edebiyat dergiciliği. kimini birimiz, kimini öbürümüz alır, değiş tokuş ede ede okurduk. mülkiyeliler'e pek girmezdik, hem pahalı, hem biraz resmi gelirdi bize. sonra sonra, iş güç sahibi olunca, 1990'ların başlarından itibaren filan oraya da 'takılmaya' başladık. garsonlardan devlet vardı. ben lakabı sanırdım meğer gerçek adıymış. bir gün devlet, rahmetli ulus'un * yanına gelmişti siparişini almak üzere de masadakilerden biri kulağıma eğilip "bak, 'ulus devlet'" demişti. evet, o zamanlar da soğuk espri modaydı. sonraları, gene 90'ların başlarıydı sanırım, aspava kıraathanesi kapandı. yerine yanlış hatırlamıyorsam adı papağan olan bir pideci açıldı; papağan kebap'tı galiba. sokaktaki anomalinin başlangıcına ne kadar da uygun bir isimdi. kebap ve papağan! biz sokak sakinlerine kıraathane faslından yeni bir yer lazımdı. derhal bulundu. dost'un elli metre kadar ilerisindeki engürü kıraathanesi. buradaki devamlılığımız daha uzun sürdü. müdavimleri arasında kıymetli insanlar vardı. önündeki açık alan aspava'ya göre daha geniş, sokağa, gelip geçenlere daha hâkimdi. önünden geçmekte olup da 'gel hele gel, bi çayımızı iç,' dediğimiz eş dost çaresiz otururdu. ilişki sahiden kurulurdu. cep yoktu, whatsapp yoktu. herkes herkesin ciğerini bilirdi. neyse, geçmişe bu kadar güzelleme yeter. ne diyorduk, konur sokak. 90'ların ikinci yarısına kadar sokak adına layık bir yer olarak kaldı. terzi vardı, bakkal vardı, kuaför değil bildik berber vardı, kırtasiyeci vardı, şimdi hatırladım, münhasıran bir de kadın terzisi vardı ki o terzi diktiği elbiseleri dükkân camının arkasında sergilerdi. artık 90'ların sonlarıydı galiba, bir duyduk ki engürü kapanıyormuş. yav niye ki demeye kalmadan mekânda tadilat başlamıştı bile. ne olacakmış bura böyle dedik de 'bazaar' olacak dediler. nası yani dedik 'bi milyoncu' gibi bi şey, ıvır zıvır, hediye mediye dediler. sonraları sokak boyu pıtrak gibi çoğaldı tabii bu bazaarlar. unutmadan şeyi de söyleyeyim, engürü kıraathanesi'nin hemen yanında daha ziyade yabancı yayınlar, dergiler, plaklar satan bir de kitabevi vardı. bir gün rahmetli fikret kızılok'u görmüştüm o kitabevinden içeri girerken. önceleri mülkiyeliler'in hemen bitişiğinde küçücük bir yeri olan imge kitabevi de asıl büyük yerini engürü'nün karşı çaprazında açmıştı. neyse, engürü de kapanmıştı işte. bize sanki bütün izzet ikbal kapıları kapanmış gibi gelmişti bu kapanış. ne yapsak ne etsek? yâr bize bir mekân! konur 1 bitmişti. bi de şu konur 2'ye bakalım ne varmış dedik. içine girip ilk king'imizi oynadığımızda dedik ki 'yahu bura da iyiymiş, devam edelim.' orası da buluş kıraathanesi'ydi. engürü kadar uzun süreli olmasa da, arada bir yok yazılsak da oraya da devamsızlıktan kalmayacak kadar devam ettik. sonra sonra kimimizin eğitim, kimimizin iş, kimimizin evlilik, çoluk çocuk derdi derken herkes bir yana dağıldı gitti. sokağın da tadı çoktan kaçmıştı zaten. köroğlu'nun babasının oğluna dediği gibi, "oğul biz kör olduk, tamam da bakma sen; dünyanın da yüzüne bakılacak hâli kalmadıydı."

devamını okuyayım »