invulnerable

  • 953
  • 7
  • 6
  • 3
  • dün

yakınlık korkusu

elias canetti'nin kitle ve iktidar (masse und macht) adlı kitabının özellikle "kitle/dokunulma korkusu" bölümünde enine boyuna incelenir.

"insanı, bilinmeyenin dokunuşundan daha çok korkutan hiçbir şey yoktur. insan kendisine değen şeyi görmek ve tanımak, hiç değilse sınıflandırmak ister. yabancı herhangi bir şeyle fiziksel temastan her zaman kaçınma eğilimindedir. karanlıkta beklenmedik bir dokunuşun sebep olduğu korku, paniğe kadar varabilir. üzerine giydikleri bile yeterli bir güvenlik duygusu vermez; giysileri yırtmak ve kurbanın çıplak, yumuşak, savunmasız etini delmek kolaydır.

insanların etraflarında yarattıkları bütün mesafelerin nedeni bu korkudur. kendileri başka hiç kimsenin giremeyeceği evlere kapatırlar ve ancak orada bir dereceye kadar güvende hissederler. hırsız korkusu yalnızca soyulma korkusu değildir, aynı zamanda karanlığın içinden aniden uzanan bir elden duyulan korkudur.

dokunulma karşısında duyduğumuz tiksinti insanların arasına karıştığımızda da birliktedir; kalabalık bir sokak, lokanta, tren ya da bir otobüs içindeki hareketlerimiz bu duygu tarafından yönlendirilir. insanların yanı başlarında durup, onları yakından gözlemleyebilir ve inceleyebiliriz. bu durumda bile elimizden geldiği kadar gerçek bir temastan kaçınırız. eğer kaçınmıyorsak bu, birisinden hoşlandığımız içindir; o zamanda yaklaşan biz oluruz.

istenmedik bir temas için dilenen özrün çabukluğu, bu özür beklenirken yaşanan gerilim, derhal özür dilenmediğinde gösterdiğimiz şiddetli ve hatta kimi zaman fiziksel tepki, bunu yapanın kim olduğundan emin olmadığımız zaman bile "mütecavize" duyduğumuz antipati ve nefret - zor bir durum karşısında gösterdiğimiz bütün farklı tavırlar ve yabancı bir dokunuşa gösterdiğimiz fevkalade duyarlı tepkiler - burada uyanık ve sinsi olduğu kadar, derine yerleşmiş bir insan eğilimiyle, bir kez kişiliğinin sınırlarını belirledikten sonra insanı asla terk etmeyecek olan bir şeyle uğraştığımızı kanıtlar. insan uykuda, çok daha savunmasızken, bir dokunuşla bile kolayca rahatsız edilebilir.

insan, bu dokunulma korkusundan yalnızca kitle içinde kurtulabilir. korkunun karşıtına dönüştüğü tek durum budur. bunun için insan yoğun bir kitleye gereksinme duyar; kendisine "yaslananın" kim olduğunu artık fark etmemesi için bu kitle fiziksel bakımdan da yoğun ve sıkışık olmalıdır. insan kendini kitleye bırakır bırakmaz, artık kitlenin dokunuşundan korkmaz olur. ideal durumda, kitle içide herkes eşittir; kitle içinde cinsiyet dahil hiçbir ayrımın önemi yoktur. kitlenin içinde kendisini iten her kimse, o da kendisi gibi biridir. onu, kendisini duyumsuyormuş gibi duyumsar birdenbire herşey "tek ve aynı bedende" oluyormuş gibi olur. belki de kitlenin yoğunlaşmaya çalışmasının nedenlerinden biri budur: kitle, her bireyi dokunulma korkusundan, mümkün olduğu kadar bütünüyle kurtarmak ister. insanlar birbirlerine ne kadar kuvvetli yaslanırlarsa, birlerinden korkmadıklarından o kadar emin olurlar. "dokunulma korkusunun bu karşıtına dönüşü" kitlelerin doğasında vardır. rahatlama hissi, kitle yoğunluğunun en çok olduğu yerde en çarpıcıdır."

çeviren: gülşat aygen.

ayrıca: (bkz: solfasol otobüsü/@karviskali).

devamını okuyayım »
08.11.2017 22:03