issa

  • 2497
  • 105
  • 34
  • 0
  • evvelsi gün

olive kitteridge

hbo tarafından minidizi yapılması çok yerinde olmuş. hbo faktörü sayesinde büyük bütçeyle çok iyi oyuncular toplanmış ve yapım baştan sona bir oyunculuk şölenine dönüşmüş. frances mcdormand, olması gerektiği gibi hiç "ben oynuyorum" demeden muazzam canlandırmış olive'in her halini, her yaşını. aynı şekilde richard jenkins de öyle. ve gerisi: bill murray, peter mullan, zoe kazan.. hemen hepsi rollerinde enfesler.

kitabı okumadım ama izledikten sonra iyi ki minidizi yerine film yapıp (daha fazla?) kırpmamışlar diyor insan. zira filmleştirilmeye çalışılıp orası burası eksiltilse hiçbirşeye benzemezmiş. bu minidizi halinden yarım saat bile eksiltilemez gibi geliyor bana. öte yandan diziye çevrilmeye kasılsa o da sıkarmış. hatta ben şahsen izlemeye bile teşebbüs etmezdim dizi olsa. dramanın iyisi, bana göre en fazla minidizi olur; dizi olursa hafakan basar. bizim millet "öyle bir geçer zaman ki" isimli dizi şeklinde işkenceye 2 sezon bile nasıl dayandı, nicelerine hala nasıl dayanıyorlar, dayanmak ne kelime nasıl da zevkle(?) izliyorlar anlamam.

"mature audiences" dedikleri olgun izleyiciler için kesinlikle. en ufak müstehcenlik veya şiddet vs olduğundan değil. hiç yok zaten. ama 25 altı bünyeleri pek açacağına ihtimal veremiyorum anlatılan hikaye(ler)in.

hayata dair çok güzel enstantaneler var. olaylar amerika'nın maine'inde de geçse yaşananların çoğu son derece evrensel. zaten hikayede öyle fantastik olgular, mucizemsi durumlar, büyük rastlantılar, kişisel menkıbe tatminleri, hahramanlık geçitleri.. yok. gayet normal hayatlar var.

insan her yerde insan. çocuklar her zaman ilk önce anne babalarını suçluyorlar kendi makus talihleri için. kişi, her zaman en yakınındakileri incitiyor en fazla. nedense her şey, en çok kaybedildikten sonra kıymetleniyor.

--- spoiler ---

özellikle, evliliğin başında olanlar mutlaka izlesin. bir evlilikte en azından iki taraftan biri "ful+ful" henry olabilirse o evlilik mışıl mışıl yürür gibi geldi bana. ama bunun olması pek gerçekçi değil tabi bu zamanda. öyle "peygamber"lerin nesli tükenmek üzere. bu yüzden iki taraf da elinden geldiğince henry olmaya çalışmalı. sihirli nosyonlar: katıksız sevgi, bol şefkat ve olabildiğince hoşgörü.

olive, zeki, dürüst, iyi yürekli ve çalışkan bir kadın. fakat aileden miras "demon" (~kötü ruh)ları ile çatışmasında genelde yeniliyor. bu, onu çok hırçın ve yakın çevresini feci yorabilen biri haline getiriyor. yasak aşkı o'casey öldükten sonra biraz da yaş aldıkça giderek daha olgunlaşıyor, törpüleniyor hoyratlıkları ve kocasının kıymetini çok daha iyi anlar hale geliyor. yine de "o kadar" oluyor, olabiliyor işte. en iyi hali bile tam bir "huysuz ihtiyar".

gençler haddim olmadan size bir tüyo daha vereyim mi?
işte her insanın içten içe en fazla aradığı şey o son sahnedeki hal:

konuşmana bile "gerek" olmadan koyun koyuna yatıp bir manzarayı, camdan gözüken yolu, ne gösterdiğini çok da umursamadan televizyonu veya belki sadece boş bir duvarı beraber seyredebileceğin o insanı bulabilmek. beatles'ın dediği gibi "onun elini tutmak" (bkz: i want to hold your hand). sadece "onun elini tutmak" bile seni mutlu ediyorsa ancak o zaman o iş ölüm sizi ayırana kadar mutlu devam eder. evlenmeyi düşündüğün kişi hakkında belki de sorman gereken tek şey: ikimiz de 80 küsür yaşımıza geldiğimizde sabah kalktığımda onu yanımda görerek uyanmak hala güne huzurla başlamamı sağlayacak yegane sebebim olacak mı?

--- spoiler ---

devamını okuyayım »