jaheira

  • azimli
  • anadolu çocuğu (343)
  • 1860
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

la casa de papel

eksiklerine ve yer yer güzelim senaryonun içine etmelerine rağmen, yıllardır aradığımız kandır. sonunda, içinde bol bol amerikancılık, artistlik bulunan ve "dünyayı biz yarattık oluum" tavırlarıyla bıktıran bir amerikan yapımı değil; kaliteli bir avrupa yapımı izlemek çok iyi geldi. ispanyollar gerçekten güzel iş çıkarmışlar. ama eksiklerinden bahsedecek olursak eğer; önce spoilersız, sonra da spoilerlı birkaç şey söylemek isterim:

ilk olarak: bu ispanyolların türklere çok benzediği bir gerçek. çalışma tarzlarından da belli: adamlar 4. sezonun çekimleri devam ederken bir yandan da gelecek bölümleri yazıyormuş. izlerken de bunu yaptıkları öyle belli oldu ki. dizi senaristleri, bunun bir manevra kabiliyeti doğurduğunu iddia etseler de, bana göre hiç profesyonelce değil. senaristlik ve yardımcı yönetmenlik yaptım zamanında, o yüzden bu işlerden biraz anladığımı düşünüyorum. bir kere, 4. sezonun hayranların beklentisinin çok altında kalmasının asıl nedeni bence budur. çünkü: önünde koca bir sezonun senaryosu için boş bir tahtan varsa ve o tahtaya da 8 bölüm sığdıracaksan; bunu o koca tahta üzerinde görüp, 8. bölümü yazıyorken bile 1. bölümde de değişiklik yapabilmek bir manevra kabiliyetidir. kurgu dediğin şey nöron ağları gibi bağlı birbirine, öyle de olmalı. türk dizisi çekmiyorsunuz siz. türk dizilerinde "sonra şu olsun, buraya gitsinler" taktiğiyle sadece gelecek olaylar senaryosu yazılır. siz diziyi geçmişten geleceğe taşıyorsanız eğer; geçmişi sıkıca örüp geleceği öyle yazmanız gerekir, aynı ilk iki sezondaki gibi. tamam, 3. sezonun başlarında kısıtlı zamanları varmış ama 4. sezonda da mı zamanınız azdı bre hombreler?

adamlar öyle saçma hatalar yapmışlar ki, yarattıkları profesör karakteri kadar bile zeki olamamışlar. yarattığın karakter senden daha zekiyse seni yener adamım. sıçarsın. zaten en çok darbeyi alan karakter de profesör olmuş. resmen dağıtmış, paramparça etmişler güzelim karakteri.

sonra o flashback'ler... yukarıda anlattığım "çekimler devam ederken senaryoya devam etmek" taktiğinin götünü kurtaran olaydır bu. bilmem ne bölümünde sen paris planını devreye sokacaksan, tabii ki flashback yapıştırıp onu öyle araya sıkıştırabilmek kolay bir yoldur, yapılır da. ama, ilk 4 bölüm yazılıp çekilmeye başladıktan sonra diğer bölümleri yazmaya kalkarsan, önceki bölümlerde yaşananlar senin sınırın olur. bence bu durum her şeyin aksine senaristlerin yaratıcılığını da, kurgusunu da kısıtlar. bu yüzden bol flashback'li bölümler çekilmiş. adamların yerleri dar çünkü. o planı ilk bölümde anlatamamış ki adam, basmış flashback'i, koymuş eski görüntüleri, oldu bittiye getirmiş. flashbackler bir olayı başka bir yere bağlamakta bir köprü görevi görüyor çünkü. tıkanılan her yerde de flashback'e başvurulmasının nedeni bu.

şimdi, spoiler'lı birkaç kelam etmek istiyorum. 4. sezonu yeni bitirenler için la casa de papel:

--- spoiler ---

dizi, netflix'e geçtikten sonra büyük oranda gelişmiş, değişmiş ve büyümüş. bu bir gerçek. ama olayın ironisidir; her şey aslında dizinin ana teması gibi: para. netflix, kayda değer bir bütçeyle yeni sezonların kapılarını açtı. kendi kurallarını da koyduğu belli oluyor: konunun uzatılması, daha çok amerikan müziği, dizide mutlaka bir yerlere sıkıştırılmış eşcinsel ilişki ve aşırı plot twist. ama bir dk. sakın yargılamayın. eşcinsellerle ilgili hiçbir sıkıntım yok. bıktıran netflix eşcinselliği tayfasından da değilim ama senaryoda sırıtacak bir konuysa bu, lütfen yapmayın. en başından beri helsinki'nin gay olduğunu biliyorduk, palermo'yla da bir ilişki yaşayacaklarsa tamamdır. hiçbir sıkıntı yok. ama son derece gereksiz, saçma ve berlin karakterini resmen kağıt öğütme makinesi gibi paramparça eden bir sahne yaşandı. yahu, berlin gibi maço bir erkeğin hapur hupur başka bir erkeği öpmesi nedir lan? gördüğümüz kadarıyla kendisi de devam ettirdi. bu sahne hiçbir şeyle bağıntılı değil, hiçbir işe yaramıyor. bırak palermo platonik takılsın, n'olacak yani? berlin, erkekliğiyle sürekli övünen bir adam. bırak palermo'yla french yapmayı, bu olayı rüyasında görse çükünü keser. şapkasını giyip selam verip gitti lan adam. daha çok şey söyleyeceğim ama dur.

4. sezon bittikten sonra hazırlanan 1 saatlik la casa de papel belgeselini izledim. adamlar gerçekten türk gibi çalışıyorlar. suyun altında uzun süre kalacak sahte altın külçelerini köpükten yapmak kimin fikriydi? hemen çıksın ortaya. yağmur yağacak bir günde gökten para yağdırma sahnesini çekmeye kalkışıp hava durumuna zerre bakmayan arkadaş da çıksın ortaya. gerçi, bu saçmalıklar dışında olan teknik konulara hiçbir şey diyemem. elinize sağlık. çok zor bu işler. 10 saniyelik bir sahneyi 2,5 saatte çektiğimizi bilirim. ama şunu da görmezden gelemem: bu diziyi almanlar çekse her türlü standart sapmasına kadar profesör gibi hesaplamışlardı her şeyi.

3. ve 4. sezonda resmen karakter katliamı yaşanmış. ilk sezonda belli başlı özelliklerine aşina olduğumuz karakterler yer yer ters yüz edilmiş, yer yer hiç dokunulmamış. ikisi de kötü. öyle büyük bir olaydan ve o kadar çok paradan sonra herkes değişir. ama kimse 180 derece değişmeyeceği gibi; kimse aynı da kalmaz. özellikle tokyo, helsinki, nairobi ve denver karakterlerinde zerre değişim olmadığını görüyoruz. ama özellikle çeteye sonradan katılan monica ve raquel güzel değişmiş -para faktörü. profesör ise rahatlayınca güçsüzleşmiş. akıllı bir adamın yapmayacağı birçok şeyi yapar hale gelmiş. berlin ise resmen yeni sezonlarda bambaşka bir adam olmuş. normalde 2. sezonla dizinin bitmesi planlandığı için 2. sezonun sonunda öldürülerek efsaneleştirilmek istendi belli ki ama onsuz da olmadı değil mi? yeni sezonlarda yine dizinin kıçını kurtaran karakter oydu. ilk iki sezonda en popüler olan karakter de oydu çünkü insanlar kötü adamı seviyor bebeğim. prison break yayınlanırken t-bag'in milyonlarca hayranı çıkmıştı birden ortaya. işte aynı nedenden dolayı tüm sezonlarda berlin'i izledik. sadece bu sefer daha sanatsal, daha insancıl halini yansıtarak sempatiyi yükseltmek istemişler. yüksek ihtimalle 5. sezonda da yine flashbacklerle çıkacak karşımıza.

hep yanlış karakterleri öldüren senaristler bir süre sonra bir sürü gereksizle baş başa kalacak. nairobi'yi öldürmek kimin aklının eseriyse çıksın suçunu itiraf etsin. sizin ben beyin zarınıza tüküreyim. dizinin yaratıcısı alex pina'nın bir röportajını okudum: nairobi karakterinin, tokyo'nun haricinde bir kadın karakter daha yaratmak amacıyla ve oyuncu alba flores'i de önceden tanıdıkları için, ona özel olarak yarattıklarını söylemiş. be vicdanına tükürdüklerim; dizinin en parlak, en sevilen karakterlerinden birini bok yoluna öldürmek nedir? senaryoyu su gibi akıtan karakterlere en başta yol vermek, diziyi izlenilmez kılan karakterle hâlâ yoluna devam etmek neyin, kimin taktiği? intihar projesi gibi resmen. ilk kısımda mascu'yu öldürmek de aynı derecede bir hataydı. çok komik, eğlenceli de bir adamdı ama her şeyden önce dizinin iyimser, koca yürekli, orta yaşlı bilge adamıydı. herkesi yola getirebilecek sözler söyleyebilen tek kişiydi. the walking dead'deki hershel'dı o adam. olacak iş değil. the walking dead bu adamlar için güzel bir örnek olabilir aslında. dizideki en parlak karakterleri öldürünce zıbamm diye düşen the walking dead reytinglerine bir baksınlar. aynısı onların da başına gelecek.

nairobi'nin yerine kim ölebilirdi söyleyeyim mi size? profesör haricindeki herkes! evet, nairobi'nin yerine herhangi biri ölse bu kadar üzmezdi. diziye de bu kadar zarar vermezdi. çünkü nairobi karakteri sahnelerini dört gözle bekleten, çok sıra dışı bir karakter. çok yönlü. suçla dolu bir geçmişi olmasına rağmen o kadar sempatik, o kadar sistematik ve vicdanlı ki. bu 3 özelliğin de eski bir suçlu olan tek bir bünyede bulunması zordur. hem öldürdünüz de n'oldu? dizinin tüm keyfi kaçtı, favori karakterim bile yok artık.

şimdi, o olayı başa saralım. ben kendimce ve kısaca alternatif bir 4. sezon yazayım:

alicia yine nairobi'yi pencereye çekip nairobi'yi vurdururdu, orası tamam. sonra bizimkiler ameliyat eder ve nairobi'yi kurtarırlardı, burası da tamam. ama gandia tokyo'yu vursa, işte bu mükemmel bir hamle olurdu. burada iki seçenek var: ya tokyo'yu öldürmek ya da vurmak. ya da... onu sonra söyleyeyim. şimdi, gandia tokyo'yu kaçırıp bir örümcek gibi inine saklayacak. nairobi de insin aşağı altın eritsin, onun mekan orası. gandia'nın dışarı çıkıp, asansöre el bombası atıp, bizim iki salağın miğferle üstünü kapatıp sadece kulak çınlamasıyla kurtulduğu sahneyi önce bir silelim. binayı sallayan, o kadar büyük bir patlamada hiçbir şey olmasa kolun kopar. sonra, 5 kişinin ortasında zik gibi duran gandia'ya, o 5 kişinin ağır silahlarla mermi banyosu yaptırıp tek bir yerine isabet ettiremediği, resmen mantığımıza kürtaj yapan sahneyi de silelim. çocuk kandırmıyorsunuz.

tamaamm... şimdi, gandia tokyo'yla sığınakta birlikte. bu adam herkesi tek tek öldürmeye and içmedi mi? lıkır lıkır içti hem de. tokyo'yu canlı tutmasının tek bir nedeni olabilir: götü güzel ve senaristler sırf götü güzel diye izleyenlerin, toplam seyirci sayısı içerisinde büyük bir yüzdesi olduğunu biliyor. gandia tokyo'dan istihbarat falan da almıyor; "buradan nasıl çıkacaksınız söyle! altını nasıl çıkaracaksınız söyle!" diye işkence de etmiyor. e öldürsün o zaman. fırsat bu fırsat. ana karakterler de ölür değil mi? (bkz: game of thrones)

şimdi, bizimkilerin sığınağın yerini bulduğunu ve gelmek üzere olduklarını gandia duyar. tokyo'ya da "seni yavaş yavaş öldüreceğim kancık karı. olaya biraz daha renk katardım ama çok zamanım yok." der. sonra, bankanın tüm hoparlörlerinden tokyo'yu bir el ateş ederek vurmasını canlı canlı herkese dinletir. hemi de tam karnından vurur. tokyo bağırır falan. bunu da tüm ekip dinler, motivasyonları çöker, ruhen dağılırlar. sonra bunu duyan rehineler de biraz gaza gelir, yine arturito gazlar onları ama o sırada bizim gizli ajan elindeki silahla oranın kontrolünü mathias'la birlikte alır. bizimkiler canhıraş sığınağa girmeye çalışırlar. ama tabii bu zaman alacaktır ve tokyo kan kaybedecektir. gandia başka bir çıkıştan kayıplara karışır çünkü mantıklı düşünürsek eğer bir sığınakta tek bir çıkış olamaz. (daha sonraki bölümlerde de gandia bulunmayacak, 5. sezona bir açık kapı ve heyecan odağı bırakılacak.) sonra bizimkiler gelir. tokyo kollarından asılı, her yer kan. nabzına rio bakar ve ağlamaya başlar. çünkü, yoğunlaştırılmış ve geliştirilmiş anatomi derslerinin verildiği zamanlarda rio işkence gördüğünden dolayı dersleri kaçırdığı ve halihazırda salak da olduğu için tokyo'nun zayıf da olsa nabzının attığını anlamaz. sonra bizimkiler tokyo'yu çözer, başında ağlarlar ve bir tahta tabutun içine koyarlar. (tabutu dışarı gönderme sahnesi falan olmayacak ama. orayı da kaldır. normalde o sahnede dışarı çıkan diğer güvenlik görevlilerini 5. sezonda gandia kurtarmaya gelebilir, heyecan olur hem.) 4. sezonun son sahnelerinde tokyo gözlerini korkuyla açacak, bir tabutun içerisinde, kimse yok ve ortalık sessiz. yaralı ama ölmemiş. ...ve tam o sırada son sahne olan rio'nun "diri diri gömüldü" yazan afişlerini göreceğiz ve tükkanı bu sezonluk kapatacağız. o diri diri gömülme olayına da süper bir gönderme olacak.

peki bunun böyle olması gerekliliği neydi? çetede vurulmayı hak eden biri varsa 1. sıradaki kişi tokyo'dur. ilk kısımda her şeyi bok eden, durmadan başına buyruk aptal aptal, ergence işler yapan o değil miydi? yine de halk tarafından yüzü bilinen ve hayran olunan da o. işte, öldüğü zannedildiğinde de efsaneleşirdi. bu er rio'yu kurtarmak planı da tokyo'nun başının altından çıkmadı mı? çıktı. en büyük fedakarlığı onun yapması gerek o zaman. hem tokyo öldü sanılırsa rio paramparça olur, hurdaya çıkar. bir kere olay onun nöbetinde oldu ve gandia'yı vuramadı. kendini de suçlayacak ama en çok palermo'yu suçlayacak. işte tam da bu yüzden: gandia köpeğini salan, tüm bu olayların sorumlusu, bencil, vefasız, puşt, who let the dogs outçu palermo'yu rio gördüğü yerde alnının çatısından vuracak. al sana kaos, al sana reyting, al sana adalet. seyirci bunu görmek istiyor. bir kere nairobi vurulunca ben helsinki'den bekledim bu hareketi ama o dangalak da affetti ya lan. inanılır gibi değil. helsinki palermo'nun acısını yaşasın bari, onu hak etti. nairobi'den, bogota'dan ne istediniz? aşkları daha yeni başlamıştı be vicdansızlar. ayrıca, çıkış planını bir tek palermo biliyorsa o da profesör'ün salaklığıdır. eşek bağlamaya gönderecek olsan güvenilmeyecek bir adama çıkış anahtarını vermiş. gerçi bir flashback daha basıp raquel'e de anlatmış olduğunu, raquel de bankaya girdiğinde palermo piçine zaten hiç gerek kalmadığını anlarız. peki gandia kaybolursa nasıl inecek o helikopter derseniz: "kaybolmadan önce elleri bağlıyken konuşturursunuz o zaman" derim ben de. işte, tüm sezonu çekimler başlamadan yazmak gerektiğinin ne kadar önemli olduğuna dair başka bir örnek daha: zaman çizelgesinde yerlerini değiştirirsin, zıplamalar eklersin.

bir kere bu alternatif son birçok açıdan daha iyi. çünkü 5. sezon için iki adet pimi çekilmiş bomba bırakıyorsun. birincisi: gandia nerede? ikincisi: tokyo ölecek mi kurtulacak mı? fakat bunlar n'aptı? kim öldü, kim kaldı hepsini gördük. şu an 5. sezonu büyük bir merakla beklememiz için tek bir olay var mı? yok. alicia'nın proseför'ü bulması diyebilirsiniz ama hayır. profesör ölmeyecek zaten onu biliyoruz. alicia'nın da kariyeri bitti. hayata tutunacağı tek şey doğmamış bebeği. kocası yok. para da her şeyi satın alır, yüksek ihtimalle çetenin en son üyesiyle tanışıyoruz.

hem kimse ölmesin ya. en çok şu rio piçini kurtarmak için gelip de ölürlerse üzülürüm. hep mi bunlar ölecek? bir kere de zayiat vermeden kurtulsunlar. yaralansın ama ölmesinler. palermo piçi ölebilir ama. zaten o altın için gelmişti. gandia da ölebilir. berlin haklıydı çünkü. adam gördüğü gibi anlamış gandia'nın çıban başı olduğunu.

bazı açık kalmış konular da var: bir kere rio'nun tüm taşıyıcıların yerini öttüğü neden tekrar gündem olmadı? o taşıyıcılar için profesör bir şey yapmayacak mı? bunların hepsinin tek tek paket olduğunu öğrenen underground adamlar bir daha bu adamla iş yapmak istemez o zaman. hiç de sözünün eri değilmiş diye. güven kaybederler deepweb'de. buna devletin bir şey yapması lazım.

eveett.... cezayir'de mezarcılık yapan türk osman'a gelelim şimdi de. bir kere orada muazzam derecede ispanyolca konuşan, katalan tipli bir türk ne arıyor? türk hayranlara böyle selam çakmak hiç oldu mu? ayrıca, orada çektikleri video bomboş, zerre güvenilmeyecek bir kaynak. amk, proseför ballandıra ballandıra "amaaaa.... bizim istihbaratımızın daha iyi olduğunu tahmin edemeyecekler bile" diye anlatıyor ama tek gördüğümüz: bir çölde ne aradığı belli olmayan bir türk, bir tane çukur ve tabut. bu hikayeye inanacak insan sadece yandaş basın okuyan bir çomar olabilir ancak. hadi polis onun o adam olduğunu bilir de, herhangi bir geri zekalı, çölün ortasına, elleri kolları bağlı bir adamı oturtup istediğini söyletebilir. hiçbir güvenilirliği yok ki o videonun. arkadaşım, bu rio'ya işkence ettikleri yer oralarda terk edilmiş bir yer değil miydi? bul orayı, çek videosunu: "bak bu masada sorguladık, al bunlar da atılmış karton kahve bardakları, al bak buraya asıp üzerine su döktük, al bak burada ayakta bekledi, bunlar boku püsürüğü..." diye göster hepsini. yay o videoyu. oraya kadar gidip de bir tek mezar mı gösterecektiniz? resmen çocuk kandırıyorlar ya. gazetecilerin de buna tamam demesi, daha fazla kanıt istememesi ve hiç şüphelenmemesi? pfeh...

alicia sierra karakteri muazzam ama. bayıldım. bence yeni karakterler içinde en iyi ve en güçlüsü o olmuş çünkü imkan verilse profesör'ü ve ekibini dağıtabilecek kadar zeki ve pis oynamayı seviyor. bir yorumda okudum: "alicia'nın iyi yönleri hiç gösterilmemiş, sadece kocası öldüğünde sempati besliyoruz." denmiş. alicia'ya sempati beslemek zorunda değiliz ki? sadece nefret edilecek bir karakter de değil. onu bu şekilde görmek aşırı bir yüzeysellik. alicia karakteri istediğini elde edebilen, çok güçlü ve hamile kadınların kişilerde yarattığı "hassas, anaç, güçsüz" kavramlarının hepsine roket atarla giren bir karakter. siz sadece profesör'e mi hayransınız? o da pek sütten çıkmış ak kaşık değil. sonuçta hamile, genç, yaşlı demeden insanları rehin alıp onlara büyük bir travma yaşatmak da az bir şey değil. alicia, profesör'le aşık atabilecek tek kişiydi. profesör "seni yendüm raquel" diye artistlenirken iyiydi ama alicia onu o satranç tahtasına gömebilecek kadar cin fikirli. bence mükemmel bir versus oldu çünkü profesör'e denk, hatta bazı yönlerden de ondan daha iyi olan bir rakip çıktı karşımıza.

mesela, alicia neleri yapmazdı biliyor musunuz? profesör'ün yaptığı birçok aptallığı yapmazdı. profesör çok zeki biri olabilir ama sosyal zekası çok düşük. planlarında insan faktörünü bu denli hesaplayamaması bu yüzden. bu her şeyi planlayan, her şeyi düşünen profesör, grup psikolojisinin, insan ilişkilerinin standart sapmalarını herhalde dizide heyecan olsun diye hesaplamıyor.

bir kere rio ya da tokyo'yla kuyuya inenin ben aklına sıçayım. hayır, hatalarından da ders almıyor ki. bir kere, kurtarmak için milyonlar döktüğünüz o rio; ilk soygunda sizin her türlü sırrınızı rehinelere 5 saniyede dökmedi mi? rio öter, rio satar, rio bir ergen.

böyle işlere girişmeden önce birkaç kural koymak iyi olmaz mıydı profesör? öyle "kişisel soru yok, ilişki yok" demekle olmuyor bu işler. normalde herkes birbiriyle iyi ilişkiler kurup, herkesle iyi anlaşıp bir bağ kursa kimse kimseyi satmaz. mesela, palermo'nun grubun galaksisinin dışında olması herkesi satmasının asıl nedenidir. nairobi ölünce herkes yıkıldı değil mi? bu bağı ilk soygunda kurmak gerekiyordu işte. insanlar birbirlerini tanıdıkça sever ve birbirlerini öyle kollarlar.

mesela soygundan önce şöyle kurallar koy ya:

1. çiftlere sesleniyorum: soygun esnasında birbirinizden ayrılmak yasak arkadaşlar. zaten 4-5 gün, bilemedin bir hafta kalıp çıkacağız. aylar harcadığımız, ucunda milyon dolarlar olan planı kimse böyle sikip atamaz. soygun bitsin, ne bok yerseniz yiyin.

2. duygularınızı anlatmak yasak, çıktığınızda içinizi dökersiniz. oraya lak lak etmeye ya da duygularınızı paylaşmaya değil, soygun yapmaya geldiniz. neymiş? soygun! tek ve biricik gayeniz bu.

3. herkes soyguna odaklanacak. herkes işini düzgün bir şekilde yapacak ve birbiriyle sidik yarıştırmayacak. birbirinizi sevmek zorunda değilsiniz. ama orada bir avuç adamsınız, birinize bir şey olması tüm ekibi tehlikeye sokar. bu yüzden, planı ya da ekip arkadaşlarını herhangi bir şekilde tehlikeye sokanı paketleriz, ilk sezonda biricik abim berlin'in tokyo'yu sepetlediği gibi biz de sizi dışarı salıveririz. ama bu sefer polise vermeyiz, kurtarmak için fazla prodüksiyon gerekiyor çünkü. sizi soygundan sonra istediğiniz 3. dünya ülkesine bırakırız ama altından pay vermeyiz. bence adil.

4. rehinelerin gazına gelip birbirinize ya da rehinelere dalmanız yasak. herkes kahraman olmak istiyor çünkü. rehinelerden hiçbiri planınızın işlemesini istemiyor. bu yüzden onların gazına gelip de, anasınıfı bebesi gibi tavırlarla salak salak işler yapmayın. arturito'nun içeri girmesi muhtemel, çünküm ben her olasılığı hesapladım. çünkü ben her olasılığı hesaplarım. monica'yı görmek, denver'i öldürmek ve sizi ayırmak amacıyla bir şekilde içeri girecek, biliyorum. bu yüzden denverciğim sana söylüyorum, gelinim monica sen anla. pardon, stockholm. o heriften uzak durun, türlü türlü şekillere girmeyin.

5. rio yeni işkenceden çıkan bir ergen olduğu için ona silah vermeyin amk. elektronik işlere koşturun, kalan zamanda da altının başında nairobi'ye yardım etsin. ne yapacağı belli olmaz o denyonun. tokyo, sus. plan benim.

6. ilk sezonda sizin salaklıklarınız yüzünden 2.4 milyar basabilecekken 1 milyarlan çıktık. bu sefer de planı piç ederseniz sizin muhtelif yerlerinize bizzat korum.

hadi bol şanslar, yolunuz açık olsun yiğitlerim.

çok mu zordu bu cümleleri kurmak? bu kuralları koysan en azından yanlışlarından ders çıkarıyor derdik ama yine don gömlek girmişsiniz içeri. hayır, dış etkenlerle plan aksayamıyor mu? tüm sorunların illa gruptaki salakların hatalarıyla mı dolu olması gerekiyor? başka türlü sorun yaratamıyor musunuz?

güzelim senaryoyu bok ettiler ya. gerçekten, sanki çok iyi başlayan ama çok kısa zamanda sıçan bir türk dizisi izliyorum gibi geldi. ispanyollar bize gerçekten benziyormuş.

karakterlerle ilgili de birkaç şey eklemek isterim:

berlin: 4. sezonda kendisine ağır bir darbe vurulsa da, bana görecharming sıfatının direkt karşılığı olan bu adam, bence dizinin christian bale'idir. çünkü aynı christian bale gibi bir yapımı "o yapım" yapan oyuncu oldu. adam charming... ilk sezonda gıcık olunmasına rağmen, deliliğinin, maçoluğunun, kadife ceketinin, rönesans ve direniş ruhunun öyle bir çekiciliği var ki... adamı tanıdıkça hayran olmak dışında elden bir şey gelmiyor.

berlin aslında nedir biliyor musunuz? ideal bir eski kocadır. hemen aşık olur, en romantik şehirlerde, en klasik romantizmle bir kadını havalara uçurabilir. ama dengesizin teki olduğu için bir süre sonra mutlaka batırır. fakat, onunla geçirilen her anda hayatı dolu dolu yaşatır. adam ölmek üzereyken bile evlenen biri. 5 kere aşka inanmış. çok güzel bir ayrıntıydı o. carpe diem felsefesini sonuna kadar yaşıyor. kendisiyle çok güzel, kısa bir dönem geçirilir, sonra yer yer yad edilir. yollar ayırsa bile, zihinlerden hiç ayrılamayacak bir adam. bunları diyorum ama: hiç evlenmedim, haliyle hiç de boşanmadım ancak bende öyle bir izlenim bıraktı kendisi. önceki 5 eşi de bunu doğrulayacaktır. heheh...

nairobi: favorimdin be bebeğim. bum çiki bum çiki bum... yüzüklerine ayrı, kişiliğine ayrı hayrandım. yaşama sevincine ölüm hiç yakışmadı. helsinki'ye bir nevi eş olması, bogota'yla yeni yeşeren aşkı o kadar güzeldi ki. ekipte tek, adamakıllı ve profesyonelce çalışan bir tek o'ydu. keşke çocuğunu da alıp götürebilseydi uzaklara. öldükten sonra 1 saat kesik kesik ağladım. senaristlerin gözü kör olsun.

tokyo: götü güzel. başka hiçbir özelliği yok. dizideki götü güzel kız boşluğunu dolduruyor, o kadar. tokyo'nun ekibe ne gibi bir katkısı var allasen? bilişim dahisi mi? güzel mi tünel kazıyor? çok mu iyi silah kullanıyor? plan yapabilecek ya da kaosu durdurabilecek bir zekası mı var? para basmayı, altın eritmeyi mi biliyor? hepsine benden bir hayır. türlü türlü kapris ve kompleksleri olan, dengesiz ve hiç güvenilmeyecek biri. diğer grup üyelerinin onu lider diye onaylaması zaten deli saçmasıydı, hiç değinmiyorum. herkesi satabilecek, vicdanı pek gelişmemiş, mantığı hiç gelişmemiş sıradan bir karakter. koca soygunun ortasında rio ergeni onu terk etti diye sarhoş olmak nedir ya? ortalıkta bir berlin de yok ki seni paketleyip kurtların önüne atsın. ama yok, götü çok güzel olduğu için ölmüyor ya da yakalanmıyor, evet.

helsinki: türk hayranlarına olan ilgisiyle gönüllerimize taht kurmuş, yeni john coffey'miz. iri gövdesinin içinde muhteşem bir kalp taşıyor. ekipte tek saçmalamayan kişi o sanırım; sadece işini yapıyor, olay çıktı mı koşuyor, elinden geldikçe çabalıyor, ortalık karıştırmıyor. profesör'ün en çok güvenmesi gereken karakter bence.

oslo: kısa bir tanışıklık oldu ama büyük adamdı. yoo, gerçekten büyük, kocaman bir adamdı. bana göre dağ gibi adamın ölmesi pek olmadı ama, zannediyorum ki ispanyolca bilmiyor diye çıkarttılar. zaten ne sahnesi yazacaksın öyle adama? bir süre sonra sıkılırdı insanlar. belki hodor dili ve edebiyatı öğretilebilirdi ama.

rio: dayak fakiri. birinin bunu bir güzel, şöyle etraflıca dövmesi gerekiyor. işkenceden çıktı ama işkence ayrı, eğitim dayağı ayrı. ekip içerisinde yaptığı her dangalaklıkta bunu helsinki'ye vereceksin, dayak manyağı yapıp geri gönderecek. bir daha mı hata yaptı? bir daha dövecek. yoksa ne akıllanır, ne de büyür bu. bakıcısı olan tokyo geri zekalısında da iş yok zaten. onda azıcık kafa olsa; bunu dizginler, biraz eğitirdi ama kılavuzu karga olanın burnu boktan çıkmıyor işte.

denver: tokyo'nun erkek versiyonu. baktığında pek bir özelliği yok ama dizinin yakışıklı kadrosunu dolduruyor işte. salaklıkları komik, gülüşü gıcık, fevriliği diziye azıcık tempo katıyor, o kadar. ama hakikaten yakışıklı şimdi, hakkını yemeyelim. aynısının uzun boylusu ve yeşil gözlüsü de bende var. heheh, çok şanslıyım. sevgilim aynı denver yakışıklılığında ama çok şükür aklı başı yerinde. monica'nın zekayı umursamadığını tahmin ediyorum.

moscu: orta yaşlı bilge adam kadrosunu dolduran, diğer sezonlara da çok katkı yapabilecek bir karakterdi. bana göre çok erken gitti. onu, denver, monica ve cincinnati üçlüsüyle görebilmeyi çok isterdim. grupta ayağı yere basıp, ne olduğunu ve ne olmadığını tam anlamıyla bilen tek karakterdi bence.

raquel/lisbon: sanırım en çok değişime uğrayan karakter oldu. kariyerini mahveden profesör'e aşık olduktan sonra sahip olduğu hayat bana göre profesör'den önce onun gruba bağlılığını sağlayan yegane etken. gruba da büyük katkısı var. her türlü protokolü bilen, sağlam silah kullanan, zeki ve geçmişi başarılarla dolu bir polis bulunmaz bir nimet. bak yeni aklıma geldi: kendisini 3. sezonun sonunda sadece 2 dakikalığına öldü sanmıştık. ölmediğini neden hemen gösterdiler ya? bir merak edeydik, üzüleydik keşke. bir taktik hatası daha.

monica/stokholm: bence ispanyol kezbanı. tokyo'nun henüz tam gelişmemişi. yavrucum, soygunun ortasında denver'den ayrılmak nedir ya? kocan lan o senin, 2 haftadır çıkan ergenlerin ayrıldığı gibi ayrılınır mı? bir de tam soygunun ortasında. kocanı en çok senin tanıman gerek. denver böyle bir olaydan sonra ağır dengesizleşir. ki, zaten dengesiz. sırf para için evlendin, onu da biliyoruz da çoluğun çocuğun var, hayatınızı riske atma bari.

palermo: seni 5. sezonda öldürmeyen senarist bu işi bıraksın olm. arturito bile senden daha sevimli lan. gerisini sen düşün. senin cezanı bu olaylar bittikten sonra keseceklerdi ya; ya helsinki ya da bogota senin kafana sıkmalı. ama en güzeli, eline neredeyse hiç silah almamış profesör'ün sana sıkması olur. ahhh, o sahneyi görmek isterdim. abisinin planının dibine bomba koymak ve koca ekiple birlikte soygunu bu denli tehlikeye atmak affedilir bir şey değil. her şeyden önce berlin'in anısına büyük saygısızlık. senin cezanı profesör kesmeli.

marcella: grubun en büyük yeni kazanımı. tam görev adamı. hayvanseverliği de karaktere büyük renk katmış. dışarıda olduğu için sevindim. umarım başına bir şey gelmez çünkü dizinin kalitesini arttırmış. hiç saçmalamıyor, tam iş bitirici. tüm ekip böyle adamlardan oluşsa ilk soygunda 5 milyar bile basarlardı.

bogota: moscu ölünce orta yaşlı, iyi niyetli, koca yürekli bilge adam boşluğunu dolduran karakter olmuş. şahsına münhasır, eğlenceli bir adam. nairobi'yi kaybetmesi iyi olmadı. palermo'ya sıkacak biri varsa ve bunu helsinki yapmayacaksa kesinlikle bu adam yapmalı. yine de eli iyi iş yapan bir eleman. umarım onu da abuk subuk sahnelerle ya da ölümle harcamazlar.

alicia sierra: yukarıda bol bol anlattım ama bana göre yarattıkları en güçlü karakter. salt kötü, çok zeki, çok sıra dışı. kariyerini de bitirdiğine göre bana göre ekibe girmesinde hiçbir sıkıntı yok. güvenilmez ama işin ucunda milyon dolarlar olursa bana göre gruba büyük katkı sağlar. raquel'le onu yan yana ve aynı safta görmek çok zor olur ama para işte. yalnız, alicia da bunlara katılırsa polis teşkilatında ağır bir fetöcü taraması yapılacak gibime geliyor. bunların soygunlarıyla ilgilenen her detektif bunların safına geçerse ne komik olur ama.

albay tamayo: isminden dolayı kulağa asyalıymış gibi gelse de aslında değil. sıçıp batıran polis boşluğunu dolduruyor. bu sezon angel'e acımışlar herhalde.

prieto: abicim, son yaşadığın olaydan sonra seninki hiç kalkmaz. sadece bunu söyleyecektim.

suarez: bence çok sağlam polis. sadece üstleri çok dangalak olduğu için elinden bir şey gelmiyor. ama karizması, boyu posu çok hoş adam. çıktığı var mıdır acaba? ahahahaha...

arturito: yeni sezonlarda tekrar sokulması aşırı gereksiz olan karakter. ortalık karıştırmak için yeterince malzeme bulamadıkları için koymuşlar bence oraya. o kadar askerin ve polisin olduğu yerde de merkez bankasına balıklama dalabilmesi de büyük başarı ve saçmalık, yine senaristleri tebrik etmek istiyorum. o sahnenin tek güzel yanı, helsinki'nin bunu görüp de "arturito?" demesiydi. ahahahhahaha... şaşkınlıkla karışık, sanki eski bir dostunu görmüş gibi. arturitttooo? ahahahhahah... aklıma geldikçe gülüyorum.

--- spoiler ---

bu dizi ispanyolları çok sevdirdi ama. oyuncularına da uluslararası büyük bir ün kazandırdı. her yerde berlin'in el silencio del pantano (the silence of the marsh) ve profesör'ün -durante la tormenta (mirage) filmlerinin reklamları dönüyor. nairobi'nin vis a vis dizisi varmış zaten, ona da başlayacağım bir ara. bu süreçte ispanyolca öğrenmeye başlayan ve bir ispanyolla evlenme hayali kuran kişi sayısında da bir patlama olduğunu tahmin ediyorum. e adamlar keyifli insanlar. sürekli sevişiyor ve içip şarkı söylüyorlar. şu virüs olayları bitsin, seyahat acenteleri de kaymağını yer bunun.

gelelim ciao bella'ya. dizinin en güzel parçası olan ciao bella'nın; direnişin, faşizm ve emperyalizm karşıtı bir simge olmasının dizinin başarısında büyük rol oynadığını düşünüyorum. insanlarda ilham verecek bir simge arayışı da vardı zaten. aslında bence hepimiz içten içe birlik olup direnmek istiyoruz, ciao bella söylemek istiyoruz. değişim umudu herkesi mutlu eder. ciao bella da mükemmel bir simge ve insanların sisteme olan gizli nefretine karşılık olabilecek belki de tek güçlü şarkı. aynı zamanda dizinin bu denli tutmasında insanların zekaya ve pelerinsiz kahramanlara olan hayranlığı ve içten içe bankalardan, parayı elde tutanlardan nefret etmesinin de etkisi olduğunu düşünüyorum. tabii, diziyi küllerinden doğuran ama kendi kurallarını da direten netflix bu diziyi taa ilk sezondan alsaydı ciao bella'yı asla duyamazdık gibime geliyor. iyi ki öyle olmamış.

son olarak bir şey itiraf edeyim: bu diziyi 4. sezon yayınlanana kadar hiç izlememiştim. nedeni de şu: popülerliği kusturacak kadar rahatsız ediciydi! resmen ben izlemeden dizi benim için öldürülmüş, üzerine kezzap dökülmüştü. hilal cebeci bile çıkıp, kırmızı tulumlarla ciao bella söyledi ameka, ne düşünebilirdim ki? sonra, bir haberde o burak yeter denilen vitaminsiz dj'in klibinden bir parça gördüm. hafif tombul, sarışın, instagram bağımlısı bir kızın kırmızı tulumla biriyle el çakıştığı sahne vardı. travmatikti, anlıyor musunuz? benim için bir travmaydı. bu kadar kaliteli bir dizi, bu kadar kalitesiz tiplerin elinde itibarsızlaştırılmıştı. bu kadar kusturan bir popüler kültür ögesi gördüğümde uzaklaşıyorum. bu geri zekalılar yüzünden bu kadar geç izledim işte. sevgilim çok ısrar etti izle diye. "izledikten sonra kritiğini yaparız" dedi. tamam dedim, başladım ben de. izlemeye başlayınca tüm bu gördüklerimi hafızamdan silerek devam ettim. iyi ki izlemişim ama. sadece, o 4. sezonun sonlarını görmez olaydım, bir tek bunu isterdim. bakalım 5. sezon neler getirecek...

devamını okuyayım »