jarawa

  • 159
  • 2
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

the bonobo and the atheist

dünyaca ünlü primatolog frans de waal'ın insanlarda ve hayvanlarda, doğuştan gelen empati, özgecilik ve işbirliği konusundaki veriler karşısında cila kuramının yanlışlanabilirliğini göz önüne serdiği kitap. insan evrimindeki şiddet odaklanmasına karşı çıkıyor ve bunu geniş ölçekte irdeleyerek yapıyor. toplumsal içgüdüler, gayri ahlaki itkiler, davranışsal ve evrimsel psikoloji üzerinden verdiği açık örnekler oldukça ikna edici. yazarın iyimser bakış açısını destekleyen bir çok veri var. aynı zamanda militan ateizmine de karşı. richard dawkins gibi neo-ateistlere eleştirel yaklaşıyor. "aktivist ateizmin bir travmayı yansıttığı tezinde insanın dini geçmişi ne kadar katıysa, ona karşı koyma, eski emniyetin yerine yenisini koyma ihtiyacı da o kadar büyük olur." diyor.

kitaptan altını çizdiğim alıntılar:

• benim için dine duyulan ihtiyacı anlamak, onu yerle bir etmekten daha önemli bir hedef. ateizmin temel önermesi, tanrı'nın var olmayışı, bana hiç ilginç gelmiyor. kimsenin varlığını ya da yokluğunu kanıtlayamayacağı bir şeyin varlığı konusunda didişmekle ne kazanacağız?

• ahlakın nasıl işlediğini anlamamıza yardımcı olsa bile bilimden ahlakı yönlendirmesini beklemek, yumurtanın tadını bilen birinden yumurtlamasını beklemek gibi olur.

• ahlakı bir grup değişmez ilke ya da kanun olarak görmek dinden kaynaklanır. bu kanunları bizim için formüle edenin tanrı mı, insan mantığı mı yoksa bilim mi olduğu o kadar önemli değildir. bütün bu yaklaşımların ortak noktası yukarıdan aşağı yönelmesi, temel önermeleriyse insanın nasıl davranacağını bilmediği, bunu ona birinin öğretmesinin gerekli olduğudur. peki ya ahlak günlük sosyal etkileşimle ortaya çıkıyor, soyut bir zihinsel seviyede yaratılmıyorsa? ya ahlak, bilimin çok sevdiği düzenli sınıflandırmaların ıskaladığı duygulardan temelleniyorsa?

• darwin ahlakın doğrudan doğruya hayvanların sosyal içgüdülerinden türediği tahmininde bulunmuştur.

• şempanzeler on iki yaşına gelene kadar erişkin olmaz.

• amerikalı filozof patricia churchland, insan ahlakının, bakım eğilimlerinden kaynaklandığını söylüyor. organizmanın kendi beden işlevlerini düzenleyen sinir devresi, yavruların ihtiyaçlarını içerecek biçimde şekillenmiştir ve yavrulara adeta kendi uzvuymuş gibi muamele eder. çocuklarımız bizim parçamızdır, bu yüzden de onları hiç düşünmeksizin korur ve kollarız, tıpkı kendi vücudumuza yaptığımız gibi.

• ahlakın, mevcut medeniyetlerden ve dinlerden en az yüz bin yıl önce geliştiğini gösteren arkeolojik kanıtlar vardır.

• ya şempanze benzeri öfkeli bir atadan değil de bonobo benzeri iyi huylu, empatik bir maymundan gelmişsek? bonobo niçin görmezden gelindi? ya şempanze, atalarımızın prototipi olmak yerine aslında barışçı bir soyun, şiddet eğilimli aykırı üyesiyse?

• bonoboları insanın aklına gelebilecek ve gelmeyecek (ayaklarından asılı vaziyette tepe aşağı) her türlü pozisyonda cinsel ilişkide bulunurken gözlemledim. yaygın cinsellik, yetişkin her erkeğin her çocuğun babası olma ihtimalini beraberinde getirir. cinsellik bonobolar için su içmek kadar doğal ve yaygın olmasına rağmen enseste hiç rastlanmaz.

• dişi bonobolar arasındaki sevgi dayanışması insan dişilerine karşı da yapılır.

• bazı insanlar dogma için deli olur ama içeriğini seçmekte zorlanır. seri dogmacıya dönüşürler.

• insanlar sadece inanmak istedikleri için inanırlar. bu bütün dinler için geçerlidir. inanç, belli insanlara, hikayelere, ritüellere ve değerlere duyulan bağlılıktan çıkar. emniyet, otorite ve ait olma arzusu gibi duygusal ihtiyaçları karşılar.

• bilimle uğraşanlar insandır ve insanlar psikologların "onaylama eğilimi"
(kendi görüşümüzü destekleyen verilere bayılırız) ve "yanlışlığını ispat eğilimi" (kendi görüşümüzü çürüten verileri kötüleriz) dedikleri kavramlara göre hareket eder. biliminsanları, kuramların "güvenilirliğini" ve "güzelliğini" överek, bazı şeylerin nasıl işlediğine ya da işlemesi gerektiğine dair kendi düşünceleri üzerine temellenen değer yargılarında bulunurlar.

• dogmatizm zihni kapatır.

• "bütün her şey tek bir şeydir ve tek bir şey bütün her şeydir - planktonlar,
denizdeki fosforlu ışıltı, dönen gezegenler, genişleyen evren, bütün hepsi
zamanın esnek ipiyle birbirine bağlıdır."
john steinbeck, the logfrom the sea of cortez (cortez denizi seyir defteri)

• "kanıt yokluğu, yokluğun kanıtı değildir".

• şempanzeler anlık bakışlar ve vücut duruşlarıyla iletişim sağlamakta ustadır. dile ve açık jestlere ihtiyaç duymadan bir sonraki hamlelerini haber verirler. vücut diline bel bağladıkları için insanların verdikleri işaretleri de çok iyi okurlar. hatta bu konuda o kadar iyiler ki benim ruh hallerimi ve niyetlerimi benden bile daha iyi biliyorlar sanki. bize bakınca içimizi okuyorlar.

• şempanzelerde başkasının iyiliğini gözetme, minnettarlık ve intikam gibi özellikler bulunur.

• başkalarında algıladığımız motor edimlerin sinirsel temsillerini beyinlerimizde etkin hale getiririz. empati, yüzlere, seslere, duygulara dair bilinçdışı bedensel bağlantılardan kaynaklanır. insanlar empatik olmaya karar vermez, kendiliklerinden öyledirler. empatinin kökeninde, bedensel eşzamanlılık ve ruh halinin bulaşıcılığı vardır

• empati taraf tutar. zürih üniversitesi'nde başkalarınin acısına verilen tepkileri ölçmek için yapılan deney de bunu göstermiştir. bir grup erkeğe, kendi takımlarının ya da rakip takımın taraftarlarının, ellerine bağlanan elektrotlarla canlarının yakılması seyrettirilmiştir. isviçrelilerin futbolu ciddiye aldığını söylemeye gerek yok. sadece kendi kulüplerinin taraftarları onlarda empati uyandırmıştır. hatta rakip takım taraftarının elektrik şokuna maruz kaldığım seyretmek, beynin haz bölümlerini harekete geçirmiştir.

• disiplinli bir toplumun arkasında genelde sosyal hiyerarşi vardır. sosyal hiyerarşi, devasa bir kısıtlamalar sistemidir ve yine böyle bir sistem olan insan ahlakının öncülüğünü de muhtemelen bu yapmıştır. anahtar, dürtü kontrolüdür.

• "içgüdü" hayvanlara ya da insanlara, belli koşullar altında belli şekilde davranmalarını söyleyen genetik bir program.

• primatlar arasında hiyerarşi var, ama zorbalık yoktur.

• biyolojik açıdan temel duygular, doğa ana'nın bizi, sağduyu çerçevesinde yapmamız gereken şeyi yapmaya yönlendirmesidir. sosyal duygular, bize toplumsal olarak yapmamız gerekeni yaptırmanın yoludur ve ödül/ ceza sistemi sayesinde geçmiş deneyimlerimizi kullanarak her iki alanda da performansımızı geliştiririz.

• toplumsal kodlar: yardım etme ve zarar vermeme. hiyerarşik doğamız ve ceza korkumuzdur.

• yargıçların öğle yemeğinden sonra, öncesine nazaran daha müsamahakar olduklarını kanıtlayan çalışmadan haberiniz var mı? israilli yargıçların şartlı tahliye kararlan, öğle yemeği öncesi yaklaşık %0'ken, yemekten sonra %65'e çıkıyor. benim için bu, insanın nasıl akıl yürüttüğünü mükemmelen özetliyor. akılcı karar alma sürecini, zihinsel eğilimlerden, bilinçdışı değerlerden, duygulardan ve sindirim sisteminden ayn düşünmek imkansız.

• insanlarda topluluk yararı, aydınlanmış şahsi çıkardan kaynaklanır. iyi işleyen bir bütün kurmaya uğraşırız çünkü onun içinde daha rahat ederiz.

• ahlaki değerler, değişmez bir insan doğasını yansıtmaktan ziyade kendimizi örgütleme şeklimizle ilgili bir şeydir.

• ölümü kabullenmek o kadar zordur ki onu düşünmemeye çalışırız ve ölen kişi, günün birinde onunla karşılaşacağımız daha iyi bir yere gidiyormuş gibi davranırız.

• din, inançtan çok daha fazlasıdır. mesele dinin doğru olup olmaması değil, hayatlarımızı nasıl şekillendirdiğidir.

• din bizi okyanusun karşı kıyısına geçirmiş bir gemi gibidir; iyi işleyen bir ahlakla devasa toplumlar kurmamıza imkan tanımıştır. artık kara göründüğü için bazılarımız gemiden inmeye hazırlanıyor. iyi de karanın göründüğü kadar sağlam olduğunu kim söylemiş?

devamını okuyayım »
25.09.2017 15:47