jennifer gentle

  • 129
  • 0
  • 0
  • 0
  • 3 yıl önce

taksim kışlası

an itibariyle çok katmanlı bir tarihsel sürecin en önemli parçalarından biri olarak tekrar gündeme gelmiş ve yeniden yapılması tartışılan, döneminin en önemli oryantalist yapılarından biri.

öncelikle bu tartışmadaki ilk sorun kışlanın 1940 yılında yıkılma emrinin verilmesi ve yerini alan gezi parkı ile taksim meydanına yapılan eleştirilerin günümüz korumacılık-sürdürülebilirlik kavramları dahilinde dile getirilmesidir. topçu kışlasının müthiş bir estetiğe sahip sıradışı bir yapı olduğu ve içinde yer alan taksim stadının manevi değeri elbette su götürmez. ancak dönemin dinamikleri göz önüne alındığında yeni kurulmuş bir ulus-devletin kentlerini ulus simgeselliği dahilinde şekillendirmeye çalışması ve bunu yaparken 1930'ların başında imgesel temsiliyetin yüzünü tam da batıda şaha kalkmış olan erken modernizm estetiğine çevirmesi çok da şaşırtıcı değildir.

dikkate alınması gereken bir diğer husus, cumhuriyetin ilanından sonra ankara baştan aşağı yeni kurulan devletin topyekün temsiliyetini görselleştirebilmek adına şehrin tamamından tbmm ve bakanlık yapılarına monumental olarak yeniden inşa edilirken, geç osmanlı döneminin ışıltılı başkentinin adeta üvey kardeş gibi dışlanması ve yapı faaliyeti ve müdehalelerinin durmasıdır. çünkü eski ideoloji tüm görsel temsilleriyle birlikte yok sayılıp dışlanmaktadır ve istanbul, özellikle pera, bu ideolojinin tüm parıltısıyla yaşandığı yerdir. bu şartlar altında tam da bu bölgede bir değişikliğe gidilmesi kaçınılmaz olmuş, henri prost'a yaptırılan nazım planı dahilinde dönemin belediye başkanı lütfi kırdar tarafından topçu kışlası yıkım emri verilmiştir.

bunları yazarkenki amacım bu yıkımı yüceltip alkışlamak değil, ancak olayı tarihi çerçevesine oturtarak başka türlü bir okuma yapılmasına olanak sağlamaktır. yoksa böylesi anıtsal ve zarif bir yapının yıkılmasının herhangi bir aklanabilir tarafı elbette yoktur.

aynı aradan 70 yıl geçtikten sonra eski yerine yapılması istenen yapının herhangi aklanabilir bir tarafı olmadığı gibi...

tarihi bir yapının ihya edilmesi için gereken en büyük şart orijinalliktir. yerinin boş olması, aynı malzemenin bulunması, işlev şemasının aslına uygun olarak tekrar uygulamaya geçirilmesi gerekir. içinde otoparklar, kitapçılar, cafe ve restoranlar olması tasarlanan, üstüne üstlük sanki yıllardır tek ihtiyaç duyulan şeymiş gibi ortasında bir buz pateni pisti olacağı hayal edilen, taş malzeme ve taş ustası bulmak mümkün olamayacağı için kartonpiyerle yapılacak olan yeni yapının orijinaliyle herhangi bir ilgisinin bulunması söz konusu değildir. morfolojik bir benzerlik beklemek bile yanlıştır. ayrıca bu hilkat garibesi yapıyı yapabilme adına cumhuriyet döneminin en önemli tarihi eserlerinden biri, gezi parkı yıkılacaktır. bu noktada durumdaki ikiyüzlülük ve çelişki iyice ortaya çıkmaktadır. çünkü tarihselciliğe saplanıp kalmış birtakım bulanık zihniyetler farklı göstergeleri amaçları için kullanmak adına şehrin tarihsel devinimini baltalamaktadırlar. kent canlı bir organizmadır, kendi kendini dönüştürür. kente yapılacak bu müdahale ise olsa olsa onun nefesini kesmek ve onu ölüme terk etmektir.

amatör bir tiyaro dekorundan farksız olacak olan kışla bir ucube gibi kentin en önemli boşluğuna nasıl yerleşir? "herkes buraya elbette giremez" cümlesi ne demektir? mimarlık mesleğinin bir etik anlayışı yok mudur? bu eğitimi almış olan biri projeyi utanmadan sıkılmadan nasıl sunabilir? peki biz sonrasında bu kentte yaşamaya nasıl devam edebiliriz artık?

sonuç olarak yazıktır. yazık dahi değildir, suçtur. biraz bilincimiz varsa seslerimizi çıkarmamız, çeşitli mecralar bulup bir şeyler yapmaya çalışmamız gerekmektedir.

devamını okuyayım »
08.11.2012 16:29