jimi the kewl

  • 11460
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

otpor

youtube'da videosunu inceleyip hakkında batıda yazılmış kimi yazıları ve yapılmış yorumları okuduktan sonra, türkiye'de bilhassa akp yandaşı olanların bu örgütle gezi parkı direnişi arasında kurdukları bağlantıyı irdeledim. açıkçası ilk bakışta, özellikle de 2011'de yine taksim'de çekildiği söylenen mehmet ali bora'lı ön-direniş söylemini içeren videoyu da göz önünde tutarsam, akp'nin "dış güçler" iddiasını makul bulabilirim, ancak burada çözemediğim bir iki husus var. onlardan bahsetmek istiyorum.

bu yapılanmayla ilgili detaylı bilgi veren "the revolution business" başlıklı video (kaynak) her şeyden önce nihaî bir amaca ulaşmıyor, ulaşamıyor da değil, bizzat ulaşmıyor: video boyunca kullanılan dil, otpor'u yaşanan onca devrim hareketinden sorumlu tutmakla ve onun arkasına washington'u koymakla birlikte, otpor'u illuminati ya da masonlarla ilgili çok yapılanın aksine, suçlu çıkarmıyor. milosevic'i, kaddafi'i, mubarek'i yıkmış adamlar, "kötü yapmışlar" mı diyeceksiniz? bununla birlikte ilgili film otpor'u aklamaya da çalışmıyor, sadece "bu devrimlerin tetiklenişinde ve organize edilişinde otpor vardır" deniliyor. "siz de dikkatli olun, bunların asıl amacı ülkenizi bölmek, vs." denmiyor, aksine sonunda mubarek'e karşı devrimi yapan insanların bir "karşı devrim" olabileceği korkusunu hissettiklerinden, dolayısıyla devrimde bir sonraki aşamaya geçilmesinden yani diktatörün yıkılmasıyla elde edilmiş özgürlüklerin ilkeler ve yasalar bağlamında sağlamlaştırılması gerektiğinden bahsediliyor. yani "otpor görevini yaptı, sıra sizde" mesajı veriliyor.

çözemediğim şey ilkin burada kendini gösteriyor, eğer tunus, mısır, libya, suriye, bahreyn, cezayir, ürdün ve yemen gibi ülkelerde baskıcı islamî kurallarla örülü, klerikal faşizmini uygulayan totaliter rejimlerden veyahut ukrayna ve beyaz rusya gibi ülkelerde halkı açıkça baskı altında tutan siyasî sistemlerden yana değilseniz, otpor girişimini / işleyişini anlatan bu videodan ve diğer yazılanlardan hareketle otpor düşmanı kesilmeniz mümkün değil. hatta yapının arkasında washington'ın olduğunu, doğrudan bush'un ve clinton'ın dilinden kanıtlamaya çalışıyorlar. eğer klasik bir kör amerikan karşıtlığı içinde değilseniz, büyük ortadoğu projesinin daha az kanın aktığı bir "dışarıdan demokrasi getirme" girişimine dönüşmüş olmasından memnuniyet bile duyabilirsiniz. acaba, diyorum, otpor aleyhine gibi görünen yayınlardaki amaç da zaten bu mu? peki, öyle olsa bile, niçin?

bir husus daha var, kimi türk haber kanallarında yapılan yayınlarda (örneğin şurada: http://goo.gl/zgsqw) otpor'un türkiye'de de operasyona giriştiği ve rte'yi yıkmaya çalıştığı söyleniyor. rte'nin özellikle de ankara mitingindeki açıklamalarına bakarsak, o da bu minvalde bilgilendirilmiş, dolayısıyla şu an hükümetin de gezi olaylarının arkasında otpor'u bulup çıkarmak için operasyona girişeceğini düşünmek yersiz değil. burada oluşan ve mutlaka "her şeyi otpor yapıyo" noktasındaki akplilere hatırlatılması gereken tuhaf durumsa, türkiye cumhuriyeti'nin akp döneminde otpor'un önceki operasyonları yönünde hareket etmiş ve söz konusu ülkelerdeki gençlik hareketlerinin neredeyse hepsini desteklemiş olmasıdır. zira otpor adı kullanılmasa da, ilgili ülkelerdeki hareketlerin hepsi akp nezdinde meşruiyetini yukarıda bahsettiğim baskıcı rejimlere isyan hareketi olarak kazanmıştır. (örneğin bkz. 1, 2, 3, 4)

o halde akplilerin savunduğu "gezi parkı olaylarının arkasında otpor vardır" iddiasıyla birlikte ortaya şöyle bir manzara çıkıyor: otpor merkezî siyaseti abd'den yönetilen ve harekete geçirilen bir örgüt olmakla birlikte daha önce akp'nin bölge siyaseti bağlamında desteklediği bütün devrim hareketlerinin arkasında yer alan bir örgüttür. dolayısıyla madem otpor eliyle baskıcı rejimi yıkılma sırası türkiye'ye geldi, o halde -başbakanın yabancı medyayı ama özellikle de cnn'i suçlamasını da göz önünde tutarsak- otpor'un arkasındaki ana tasarlayıcı abd artık bölge siyaseti açısından türkiye'nin başında recep tayyip erdoğan'ı görmek istemiyor. o halde başbakandan ve akp kurmaylarından açıkça otpor'u suçlayacaklarsa, geçmişte ukrayna, beyaz rusya ve islam coğrafyasında meydana gelen devrimlerdeki tutumlarından ötürü bir özür ve geri adım beklemek yersiz değildir. bunu yapabileceklerini sanmıyorum, "ilgili ülkelerde bizdeki gibi bir demokrasi geleneği yoktu" savunması yapmaları, dolayısıyla kendilerinin bir mubarek ya da kaddafi olmadığını vurgulamaları daha olasıdır.

bununla birlikte başbakanın bölge siyasetinde, belirleyici otorite tarafından, antidemokratik / baskıcı uygulamaları vurgulanarak gözden çıkarılmış olmasını iç siyasette erbakan çizgisine yaklaşarak örtmek isteyebilir, en azından benim son mitinglerindeki söyleminden anladığım bu. ilgimi çeken küçük bir detay da belki size bunu düşündürür: ankara mitinginin başında, kimi iç ve dış güçlerin yediği siyasî figürleri sayarken menderes ve özal'la birlikte erbakan'ın da adını andı, daha önceki, kalabalığa dönük hitaplarında pek yapmadığı bir şeydi bu.

tekrar otpor'a dönersem, bazı noktalarda örgüte yakıştırılan ve diğer müslüman ülkelerde ayaklanmış gençlerin söyleminde onlardan bağımsız olan kendi söylemimin izlerini gördüm. bu beni baskıcı otoritelere karşı benzer tepkiler verilebileceğini düşündüğümden pek şaşırtmadı. örneğin mısır'daki ayaklanmaya katılan bir genç "barışçıl direniş" vurgusu yapıyor, ki ben de bunu başından beri savunuyorum, sosyal medyadan gördüğüm kadarıyla bu konuda yalnız da değilim. aynı genç polisleri de (ya da askerleri de) ikna etmek olgusundan söz ediyor, ki ben de, birçok direnişçi gibi aynısını düşünmüş (sanırım bugün çarşı da bunu resmen dile getirmiş, "polis bizim dostumuzdur" şeklinde bir açıklama yapmış) ve listeye akp seçmenini de eklemiştim. beni de bırakın, genel direnişçi temayülü paralel minvalde. mesela otpor'un teori babası gene sharp "insanlar korkmadığında, o diktatörlük büyük beladadır." diyor, hangimiz şu an bunu düşünmüyoruz? (sharp'ın gezi parkı olaylarını da düşünerek yaptığı son açıklama şöyle: "her eylem kendisinin benzersiz olduğunu düşünür ama aslında diğerleriyle her zaman çok ortak nokta vardır. hükümetten duyulan memnuniyetsizlik, hükümetin buna aşırı sert müdahalesi, sert müdahalenin tepki olarak daha fazla gösterici çekmesi… çok sık rastlanan şeyler." kaynak)

önceki devrimlerin hepsinde demokrasi talebi ve direniş zaman içinde sokaklarda cümbüşe ve mizah dilinin güçlenmesine neden olmuştu, şu an bizde olan ne? ilk baştaki çatışmacı ruh dinerek tümüyle özündeki "barışçıl direniş"e evrildi (mubarek rejiminin son günlerinde tahrir meydanını hatırlayın), şu an bizde olan ne? demem o ki, gezi parkı olaylarının arkasında otpor olsa olmasa da, zamanın ruhu bizi mısır, tunus ya da ukrayna'daki gençlerle aynı düşünce tarzına çekiyorsa, çokrenkli ve kültürlü olan bizlerin talebi hükümetin yıkılması bile değilken, salt yatak odamızdan kamu yaşamına kadar özgürlük alanımızın daraltılmamasını istiyorken, hata mı ediyoruz, vatan / millet düşmanlığı mı yapmış oluyoruz? ortada bir otpor oyunu varsa bu akp'nin önceki yanaşmacı ve fırsatçı bölge siyasetinin elinde patlamış olduğunu gösterir, bizim taleplerimizin meşruiyetini ortadan kaldırmaz. ne istiyoruz? çevre ve orman siyasetinizi gözden geçirin, kapitalist yağma ekonomisi uygulamayın diyoruz, bu talebin arkasında otpor olsa ne olur, olmasa ne olur.

bir ipucu daha: insanların yatak odasına ya da içtiği içkiye karışmamak ve mikrofon eldeyken bölücü değil, sakin ve herkesi kucaklayıcı konuşmak oyunu bozar. her şeyin tek bir kişi tarafından (örneğin ekonominin, dinin, sporun, sosyolojinin, psikolojinin, vs.) bilinemeyeceğini kabullenmek de sağlığa iyi gelir.

@addendum: günlerdir kafamı kurcalayan (bir punduna getireyim de, araya sıkıştırıvereyim dediğim) bir şeyi eklemezsem olmaz, ben arap baharı nanesinin başladığı dönemde twitter'da birçok kişiyle bunun bir "dış güçler / abd" oyunu olup olmadığı konusunda tartışmıştım. düşüncem daha çok arapların böyle bir özgürlük ayaklanmasını kendi başlarına yapamayacağı yönündeydi, dolayısıyla aksi yönde düşünen bazı arkadaşlarım beni vicdansızlıkla suçlamıştı. açıkçası çok umursamamıştım. şimdi türkiye'de gelinen noktayı düşününce, gezi parkı olaylarının da arkasında "dış güçler" olduğunu düşünmek beni rahatsız etmiyor ama olgunun tümüyle bu şekilde açıklanabileceğini de düşünmüyorum, dolayısıyla tavrımın aynı olduğunu söylesem de, araplara az da olsa haksızlık yapmış olabileceğimi düşünmüyor değilim. neyse ki kuşkunun tek imanım olduğunu itiraf ettiğimden beri bu tür gelgitler beni yaralamıyor.

devamını okuyayım »