josef k nereye maria puder oraya

  • 482
  • 1
  • 1
  • 0
  • 6 gün önce

ekşi itiraf

(bahane) itiraf: ben bu başlığa hiçbir şey yazmadım.
yazacak oldum, yeltendim. sonra dedim ki gene neyi büyütüyorsun? ne var bunda? bunun nesi önemli? saçmalıyorsun. yazmadım.

son 40-45 gündür kendi hayatımı tümüyle bir yere hibe etmişim gibi hissediyorum. sürekli dahlim olmayan olaylar silsilesinde o telaştan bu telaşa canhıraş sürükleniyorum. öyle bir boyuta geldi ki, ortalarında isyan etmek istedim, aileme sitemlerle başlayıp bağırıp çağırmalarla sona eren serzenişlerde bulundum. sona doğru bunun anlamsızlığını da fark ettim. şimdi hacıyatmaz gibi o veya şu yana eğiliyorum ama eski halime geri dönüyorum. hareket yok, değişim yok. uyuşuk bir salınım. hani hiç tanımadığım biri olsa da beni dinlese isteği var ya, işte o istek sürecin burasında yok oldu. tanıdık/tanımadık kimse olmasa koca dünyada. kimse olmadan uzunca sussam diye bir hayale dönüştü. veritabanı falan aramaya lüzum kalmadan.

beni bu hale ne getirdi? özetle kişisel huzur alanımdan kendi arzum dışında uzaklaştırılmış olmam. bunu açıkça nasıl ifade etmeli, ailemin iyi ve kötü aşırı yoğun günleri. evimizde mecburiyetten iki aile birden yaşamak, gece uykularını yok eden bir bebek yeğen. sürekli dolaşım halindeki kalabalık, tadilat, boya kokusu konfor alanlarının dört bir koldan istilaya uğraması işte. peşinden gelen tören, törenin hazırlıkları, törenin dedikoduları. hemen bunların ortasında iki ciddi hasta akraba, hastanelerde mekik dokumak, peşinden seviniyormuş gibi törenlerde havalara uçan pozlar vermek. tüm bunların arasına 20 gün antibiyotik kullandıran bir bronşit ve sinüzit sığdırmak. işte geçen uzun ve yorucu günler ve sonunda ağlama krizleri.

uzun sessizlikler, kısa sessizlikler, tombul sessizlikler, yatay sessizlikler, dar sessizlikler, ağır sessizlikler...

insan bu haldeyken önce yokluğu fark edilsin istiyor, bir dost el uzansın istiyor. isteyince de "canım ya şu koşullarda herkes kendini kurtaracak napalım" diye açıkça bir beyanla karşılaşıyor. insan biriktirdiği insanlar adına utanıyor kendi üzüntüsünü bırakıp. telefonlar çalmıyor ya. çalmadığı daha iyiymiş anlıyor insan. çalınca çünkü, bir de azarlıyorlar, neredesin arayıp sormuyorsun diyorlar. halimi merak etmiyorsun diyorlar. ay ben çok önemliyim beni nasıl merak etmezsin diyorlar. hayatını onlara hal hatır sorarak, hastayken bakarak, çiçekler yollayarak geçirdiğin canların, bir tanelerin, senin 40 günlük sessizliğinde, hastalığında bir şeye ihtiyacın var mı demiyorlar. telefonlar çalmasın daha iyi diyor insan.

her yere yetişen o whatsapp grupları, başka zaman olsa bildirimlerle yeri göğü inletir. senin birinin nasılsın? sorusuna ihtiyaç duyduğunda, 40 gün kendi geyiklerine gömülür o grup insanları. öldüm zannedersin. ki ölü olmak iyiymiş bu dönemde.

şimdi sanıyordum ki, bazı telaşeler bitti arkamda kaldı. ama bitmemiş yenileri çıktı masanın üstüne. çıksın. nasılsınları beklemeyi bırakmak lazım. o masa öğretti bunu bana.

herkese gücü yettiğince koşmaya çalışan, iyi niyetle gülümseyen insanlara nasılsın? diye sorun yine de bence. küsmüş ve hırkayı sırtlarına geçirmiş olsalar bile.

gelelim diğer kümeye: herkese gücü yettiğince koşan, hayır diyemeyen, gülümseyen, iyileştiren, dönüştüren güzel insanlar, hani herkese nasılsın diye soranlar, bir şeye ihtiyacın var mı diyenler, nasıl yardım edebilirim diye içten soranlar! siz: alın aynayı karşınıza 45 gün sonra bile olsa kendinize bir sorun: senin için ne yapabilirim?

devamını okuyayım »