karacasah

  • 151
  • 17
  • 1
  • 0
  • geçen hafta

ayasofya

malum bugünlerde ayasofya çok fazla konuşuluyor. ayasofya ibadete açılmalı mı? müze olarak mı kalmalı? neden müze yapıldı? bu sorulara herkesin farklı cevapları var ve cevaplar genelde politik ya da dini sebeplerle şekillenmiş oluyor. lakin ayasofya’yı hakikaten tanıyor muyuz? osmanlı’nın en büyük güç göstergesi, cumhuriyet’in yeni kimliğinin baştan aşağı değişiminin en önemli ögelerinden biri ve 80 sonrası türkiye’nin ‘beyler biz de boş değiliz gelin bakın yarımada’ya da ağzınızın suyu aksın’ diye övünebileceği eski istanbul’un en önemli parçalarından biri. yani her dönemde apayrı bir önemi olan ve gerçekten de dünyanın en ‘güçlü’ kültürel miras ögelerinden biri ayasofya. şimdi hiçbir politik tartışmaya girmeden ayasofya nasıl müze oldu ona bakacağız. umarım faydalı bulursunuz. olabildiğince özetlemeye çalıştım, birçok detayı atladım. isteyene daha uzun ama maalesef ingilizce yazdığım versiyonunu gönderebilirim ??

son 1500 yılda ayasofya birçok deprem gördü, çok işgal gördü, çok yangın gördü. hatta ‘resim yasak kardeşim silin şu çizdiklerinizi!’ diyenler de oldu. bu 1500 yılda hep restore edildi, farklı şekillerde farklı ekollerle. bu restorasyonların hepsi çok ince işçilikle yapılmıştı çünkü bina öyle böyle değil inanılmaz bir işçiliğe sahipti. bu usta işçiliğin arkasında aydınlı anthemius ve miletli ısidore’nin olduğunu da atlamayalım.
eser çok önemli badireler atlatmış lakin bence geçirdiği (bence) çok büyük iki değişim var. birincisi istanbul’un fethi, ikincisi eserin müze yapılması. (bir de bir ara katolik kilisesi olması var ama onu geçelim şimdi.)
ilk değişime bakalım önce. fatih’i hepimiz biliyoruz tamam. lakin türkiye’de çok büyük bir kesimin salt istanbul’u alan fatih olarak bilmesinin yanında kendisi hızlı bir entelektüel. fatih, istanbul’u fethettikten sonra ulemayı toplayıp: ‘beyler şimdi bu mükemmel eseri dan dun değiştirmeyeceğiz, ilimle yapacağız bu işi!’ diyor ve o güne kadar ayasofya’nın geçirdiği (532’den 1453’e) tüm onarımları, değişimleri tüm özelliklerini içeren bütün belgeleri osmanlıca’ya çevirttiriyor. büyük bir işe girişmeden tüm teoriye hâkim olmak istiyor ki tarihi koruyup eseri öyle yüceltsin.
cumhuriyet dönemine geçmeden biraz eserin tarihini inceleyelim. eserin bulunduğu alandaki ilk yapı 360 yılında yapılan ahşap çatılı bir kilise. bu kilise 404 yılında yanıyor ve 415 yılında başka bir kilise yapılıyor aynı yere. 532’deki nika ayaklanması’nda yine yakılıyor burası ve 537 yılında günümüz ayasofya’sının inşası başlıyor. 1204 yılına kadar kilise ortodoks karakterini korurken dördüncü haçlı seferi ile bu yılda kilise ortodoks karakterini kaybedip bir katolik kilisesi oluyor bu da 1261 yılında son buluyor tekrar ortodoks oluyor. 1453’te ise eser bir camiye dönüştürülüyor. fatih döneminde bir minare ekleniyor ve sonrasındaki yüzyılda ise üç minare daha ekleniyor yapıya.
şimdi geliyoruz eğlenceli bölüme. sıktıysam affola. malum 19. yy’ın başında osmanlı’da bir batıya dönüş çabası vardı. tanzimat, ıslahat falan hatırlarsınız bunları. hah o isimlerden biri de abdülmecid idi, tanzimat fermanı’nı yapan padişah. neyse sultan abdülmecid’e diyorlar ki ‘haşmetlim ayasofya dökülüyor buna bir çare bulalım.’ ‘tamam ama bırakın ya şu geleneksel tamir metodlarını. ben size güzelliği getiricem.’ diyor sultan abdülmecid hooooop fossati kardeşleri getirtiyor italya’dan. “buongiorno padişahim size bir restorasyon yapıcaz ortalık yerinden oynayacak.” diyor fossati kardeşler. tabii fetihten sonra caminin içi sıvanmış ve üzerine arabesk işlemeler yapılmış kimi yerlerde yani kilise havası tamamen yok olmuş. fossati kardeşler sıva onarımlarını yaparken, sıvanın altından mozaik çıktığını görüyorlar. sıvayı kazımaya devam ediyorlar ve ne görsünler! mü-kem-mel bir hz. isa ikonu. yıldız yutmuş mario gibi koşuyorlar saraya diyorlar ki: padişahım finito cokare, resultante importante, ortalık karıştı ayasofya’ya gelmeniz lazım. sultan abdülmecid görüyor ikonaları ve ‘bunlar o kadar güzel, o kadar güzel ki! ama maalesef benim dinime göre bunlar yasak. bu ikonalara zarar vermeden tekrar sıva ile güzelce kaplayın. ama sakın zarar vermeyin.’, diyor. restorasyonun bütçesini de arttırıyor sultan abdülmecid, ikonalara zarar gelmesin diye. fossati kardeşler başarıyla restorasyonu tamamlıyorlar ve gidiyorlar.
şimdi gelelim cumhuriyet dönemineeeee. gülru necipoğlu’na göre ayasofya’nın müzeleştirilmesi tamamen politikti. laikleşme çabasındaki yeni türkiye’de ayasofya imparatorluğun ve islam’ın şaşalı bir göstergesi idi, bu göstergenin biraz daha azaltılıp daha batılı bir tutum sergilenmeliydi. başka akademisyenlere göre ise müzeleşme süreci hristiyan ve islam değerlerini eşdeğer ölçüde yan yana sergileyip dünya sulhu düşüncesini kültürel anlamda sahaya yansıtmaktı.
müzeleşme 1931 yılında abd’deki bizans enstitüsü’nden thomas whittemore’un türkiye’ye getirilmesi ile başladı. thomas bey ikonaları gün yüzüne çıkardıkça yetkililer büyüleniyordu, iki yıl içinde müze yapılma kararı resmi olarak alındı. her yıl uzman bir heyet ayasofya’ya gelip nisan’dan kasım’a kadar restorasyon işleri ile uğraşıyordu. restorasyonda da fossati kardeşlerin yaptığı çizimler referans alınıyordu. sultan abdülmecid’in bu ikonaları koruyun talimatı belki de fossati kardeşlerin detaylı bir ikona haritası yapmasına yardımcı olmuştu. fatih ayasofya’yı korumak için bin yıllık belgeleri çevirtmişti, 1930’lardaki restorasyon işleri de kendisinden 100 yıl önceki belgeleri inceliyordu. bu restorasyon işleri ikinci dünya savaşı’na kadar sürdü.
burada ilginç bir konu da var. ayasofya’nın içinde devasa büyüklükte çok güzel hat levhalar vardır. halen duvara asılı halde durmaktadırlar gidenler bilir. bu levhalar 19.yy’da yapılmıştır. thomas bey iki farklı görüşe göre bunları yerlerinden indirtiyor. ilk görüşe göre thomas ve kültür bakanlığı bu levhaların ayasofya’nın güzelliğini gölgelediğini düşünüyorlar o yüzden indirtiyorlar. ikinci görüşe göre ise thomas levhaların arkasındaki duvarları incelemek için indirtiyor sonrasında araştırmanın bütçesi kısılıyor ve tekrar bu levhaları yerine asacak bütçeyi bulmaları 1949-1950 yılına kadar sürüyor. bu süreçte levhalar 15 yıl boyunca yerde sergileniyor.
gariptir ki ayasofya’nın müzeleştirilmesi toplumda ciddi bir yankı bulmuyor o dönemde. gazetelerde bile haber olmuyor neredeyse. ama görünen o ki günümüzde ve ilerleyen yıllarda siyasi tartışmaların ana noktalarından biri olacak gibi duruyor.

devamını okuyayım »