kasaturasiz rambo

  • azimli
  • anadolu çocuğu (302)
  • 4555
  • 11
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

prensesim benim

bir rüyam:

londra saraylarındayım. üç tane saray binası var. hangisinden içeri gireceğim, bilmiyorum. birden kendimi en paspal binasının içinde buluyorum. içerde, tam kapının arkasına dizilmişiz. kraliyet ailesi gelecekmiş. ben de bu esnada kızımın, kraliyet ailesinden evleneceği prens arkadaşı ile tanışmak için kapıda bekliyormuşum. kızım, prenses olacakmış. kapı açılıyor, kraliçe, dük, ve prensler hepsi içeri giriyor. bol sayıda prens var. it sürüsü gibi. (rüyamdaki prenslerin temsili resmi)

niçin bu kadar çok prens gördüm: iki sebepten:

a- bizim yenge dizisinde, yenge süpriz olarak, bir çok kayınço ile karşılaşıyor ya. bundan dolayı olabilir.

b- "kral george'un deliliği" filmini yeni izlemiştim. bu filmden etkilenmiş olabilirim.

prensler yemeğe davet ediyor beni. yemeğe geçiyoruz. yemekhane, bodrum katta. yurt yemekhaneleri gibi. demir sandalyeler, kahverengi masalar ve tabildot... tabildotta yemek alıyoruz. prenslerin bu kadar adi bir yerde yemek yemesine şaşarken, bir başka olaya daha şaşıyorum: cumhurbaşkanı müfettişi arkadaşım da burda yemek yiyor. "bunun ne işi var la burda, şimdi bunu burdan kovarlar" diyorum içimden. sanki prenslerden birisi içimi okuyor ve arkadaşıma sesleniyor "sen!! gel ve yanımıza otur. çünkü bizim yemekhanenin durumunu teftişte rapor etmiş ve bu rapor basında çıkmıştı." prenslerin hakkını arıyormuş arkadaşım. demek ki, o da üzülüyordu prenslerin yemekhanesinin perişan durumuna.

yemek yerken, kızımın arkadaşı ile tanışıyorum. ismi lendinsahıt'mış (yazıldığı gibi söylüyorum rüyamda). bu arada prensle çok güzel anlaşıyorum. ingilizce bilmememe rağmen. prensle ingilizce bilmediğim halde süper konuştuğum için beni bir gülmenin tutması bir oluyor. çünkü bir anımı hatırlıyorum.

anım:

geçen ay, fethiye'de tatilde iken ingiliz bir kızla baya kadar konuşmuş ve hiç takılmamıştım. ingilizce de bilmediğim halde. çünkü kız, türkçe biliyordu.

işte lendinsahıt da, türkçe bildiği için bu kadar rahat anlaşabiliyorum. hatta lendinsahıt'ın bir kardeşine şöyle diyorum; lendinsahıt'ın türkçesini övmek için:

"ingiliz olmadığı halde, konuşmasından ingiliz olmadığını anlamadığınız insanlar olur mu?"

"evet olur."

"eğer ben de lendinsahıt'ın bir ingiliz prensi olmadığını bilmeseydim, konuşmasından ötürü kesinlikle türk olduğunu düşünürdüm. o kadar da güzel türkçe konuşuyor."

bu diyalog akabinde lendinsahıt'a diyorum ki: "senin adın da çok uzun. adını kısaltalım, lendi diyelim, london'dan kinaye, lendin diyelim... olmaz mı?"

"ben zaten adımı laminant şeklinde kısalttım. herkes bana laminant der." diyor.

ben de "memnun oldum laminant" diyerek cevap veriyorum. aslında içimden de "memnun oldum, laminant parke. hem türkçe biliyor, hem de laminantın türkçe'de bir parke çeşidi olduğunu bilmiyor. bilmez tabi... koskoca prens, laminant parkeyi nerede görecek ki? her yer birinci sınıf çamdan, ya da katran sedirden, bilemedin cevizden ahşap parke ya da granit mermer. yemakhane dışında tabii...yemekhane bizim kara mozaik dediğimiz mozaikten. allah bilir, laminant, ingilizce'de ne anlama geliyor da, kendisine laminant dedi.." deyişlerini geçirerek, bıyık altından gülüyorum.

laminant'mış, isminin kısaltmasıymış. hem lendinsahıt ile laminant'ın ne alakası var? alakası olsa bile, laminant da, lendinsahıt kadar uzun bir kelime. ne kısaltmasından bahsediyorsun sen?!!!.... hem lendinsahıt diye prens ismi olur la?! prens ismi dediğin corç, wilyım, bilemedin flip neyim olur.

sonra bir odaya geçiyoruz. bu oda da, başka bir arkadaşım varmış. hatta bu arkadaşımın da kraliyet arkadaşından bir sevgilisi varmış. "ooo.. kraliyet ailesi baya iç içe geçeceğiz." diyorum içimden. ama içeriye erkek prens giriyor. meğer prens ile benim arkadaşım eşçinsel sevgililermiş. fakat kimse olayı garipsemiyor, türkler de, ingilizler de... ben biraz garipsiyor ve gene diyorum ki içimden: "tabii garipsemezler. prens ya çocuk... o yüzden garipsemiyorlar. menfaat ilişkisi. arkadaşımın sevgilisi bir prens değil de, gariban bir türk erkeği olaydı, nasıl da kıyamet kopardı..."

rüyamın bu kısmını niye gördüm:

antalya'ya geçen ay yukarda bahsettiğim müfettiş arkadaşım gelmişti. bu arkadaşla ve bazı kimselerle bir lokantada oturuyoruz. birden bire içimizden birisi bana "şimdi ne olmak isterdin?" dedi. ben de birden bire yöneltilen bu soru karşısında, hayatımda her zaman kendime sorduğum ve iki seçenekten birisi arasında hep kararsız kaldığım seçeneklerden birisini söyleyiverdim: "bir prens. arap prens olabilir, ingiliz prensi, monaco prensi hatta çin prensi bile olabilir... yeter ki prens olaydım."

sonra da dedim ki: "birden bire sordun ya bu soruyu... hiç beklenilmeyen bir anda... mesela bir anda, bu soruyu gene sor. adam diyormuş mesela o anki hızla 'prenses olmak isterdim' siz de, aha aramızda gizli eşçinsel varmış diye tepki verirdiniz. ne komik olurdu."

işte bu anımdan ötürü görmüş olmalıyım.

rüyaya devam:

sonra kızım içeri giriyor. "baba, saray halkı, bizim asalak olduğumuzu düşünüyor. istemiyorum ben bunları. neymiş?!.. 3,5 lıralık diş macunlarından kullanmışız." diyor ağlayarak.

bunun üzerine, diş macununu sürdüğüm takma dişimi çıkartıyor ve 3,5 lirayı da çıkartıyorum. dişimi ve parayı masaya koyuyorum. ve diyorum ki:"alın size macununuzla fırçaladığım dişlerim ve macunun parası. ikisi de sizin olsun.nasıl dünürsünüz lan siz?!! size verilecek kızım mızım yok benim. hem türk medeniyeti adeta bir saray medeniyetidir. bütün türkler saraylıdır. eski evlerimizi gezerseniz, yüksek yüksek duvarlar, her evin bir haremi ve cariyelerimiz.... hepsi de vardı bizde"

içimden de diyorum ki: "siyasetim işe yaradı; planım yürüdü. en baştan beri karşı olduğum bu evliliğe, tepkimi en baştan koysaydım, kızımla karşı karşıya gelirdim. ama kızıma zaman vererek, kraliyet ailesinin iç yüzünü görmesini sağladım. ve o'na sıkıştığı anda da destek verdim."

ve en son, rüyamdan ve uykumdan uyanıyorum. hemen oturma odasındaki kızıma gidip "prensesim" diye öpüyorum.

***

not 1: dişlerim takma değil

not 2: kızımla ingiliz kraliçesi elizabeth belgeseli izlediğimizin ertesi gecesi gördüm bu rüyayı...

not 3: prens olmak istemeseydim, orhan gencebay olmak isterdim. ne kadar arabesk!..

not 4: bu yazıyı önceden blogumda yayınlamıştım.

devamını okuyayım »