kerter

  • 309
  • 0
  • 0
  • 0
  • 9 ay önce

aşık memo

bazı eserleri;

varmola

aşık memo fik elinde dolanır
aklı damcık hayaliyle bulanır
"domal dilber" demeye de utanır
otuzbirden başka çıkar varmola?..

memo'da bir fik var kimse tanımaz
kaşınsa daşşağı kimse kaşımaz
abazanlık yükün kimse taşımaz
benden daha otuzbirci varmola?..

biri dese ki "domaldım, haydi sok"
memo için sokmaktan başka iş yok
aslen otuzbire benim karnım tok
lakin "domaldım, sok" diyen varmola?..

memo'nun barrağı olmuş bir kaya
yürürken korkarım deyecek aya
ne bu ay dam var ne, gelecek aya
oniki ay o'sbir çeken varmola?..

sabah akşam memo otuzbir çeker
çeker amma, damcık diye iç çeker
belli, otuzbir değil de gam çeker
hem damsız hem gamsız yiğit varmola?..

memo'nun fik alev aldı yanıyor
yüreğinde aşk yaresi kanıyor
fik damcığa bir gün değer sanıyor
fike elden başka değen varmola?..

memo'yum, havaya şiir yazarım
bir kestane bulsam hemen çizerim
gordiyon düğümü olsa çözerim
çözemediğim şu: fik fik varmola?..

memo'nun fikte bir kuvvet bir güç
bir kalktı mı zapteylemek pek de güç
fikin istediği şey aslında üç:
bir dam, bir köt, iki dudak... varmola?..

memo'nun iki daşşağı buruşuk
kederden alın derisi kırışık
avucu içinde fiki sıkışık
damsız fikini tutmayan varmola?..

aşık memo fik elinde düşünür
mantar olmuş daşşakları kaşınır
dam bulup da domaltmaya üşenir
hazır domalık bir kase varmola?..

memo yorgun, oturmuş da dinlenir
ikide bir zart zurt eder yellenir
daşşakları sıcak yerde demlenir
dibin tutsa farkedecek varmola?..

memo tutmuş barrağını sokuyor
sokuyor da bir yandan da soruyor:
yahu böyle bir şey nasıl oluyor?
rüyasında dam fikmeyen varmola?..

fikfik vakti

gün ışığı kötten sekip göze duhul etmişse
orda şekil olub beyne "ben bir kötüm" demişse
beyincağız, eli mahkum barrağı dikeltmişse
anlarım ki fikfik vakti gelmiş amma geçiyor
ömrüm kalkan barrağımı indirmekle geçiyor

bana nasip olmayacak dam düşünmeden durmak
dam ve köt fikmek dışında birazcık hayal kurmak
birgün olsun barrağımı yalnız işerken tutmak
anladım ki fikfik vakti gelmiş amma geçiyor
ömrüm kalkan barrağımı indirmekle geçiyor

hayat kısa, sanat sonsuz, deneyim yanıltıcı
fikimi inceledim de şeklen pek kanırtıcı
hayat dururken barrağı uzatmak şaşırtıcı
anladım ki fikfik vakti gelmiş amma geçiyor
ömrüm kalkan barrağımı indirmekle geçiyor

memo der şikayetçiyim hep fikfik düşünmekten
alamıyorum kendimi lakin mastır çekmekten
aslında üzülürüm ben, men edilsem fikfikten
anladım ki fikfik vakti gelmiş amma geçiyor
ömrüm inik barrağımı kaldırmakla geçiyor

gezinti

kaldırımda yürürken kadınlara bakarım
görmek için biraz köt binbir takla atarım
uzun ise etekler onlara çok kızarım
açık göbek, mini, tayt, çıplak bacak ararım..

incelerim onların köt ve memelerini
istemsiz taşlaşan şu fiki yemelerini
"haydi kaldır, domalt, sok, kanırt!" demelerini
düşünerek el cepte fikimi sıvazlarım..

görsem şöyle irice yuvarlacık bir kâse
fikim onu gösterir o nereye yönelse
ee, biz de gidiyoruz fik nereyi gösterse
kendi güzergahımdan hayli uzaklaşırım..

onlar da istiyorlar deli gibi fikişmek
dam ve barrak bir olup saatlerce yiyişmek
ordan geçen bir fiki tutup yolda tepişmek
bunları düşündükçe için için azarım..

kadın kısmı ister ki kendi illa naz etsin
erkek "aç şu kötünü, fikem" diye diretsin
memo ısrarcı değil, kadın ile ne etsin?
yoldan eve varınca otuzbirden çatlarım..

otuzbir

ortalıkta gezen damlar
asit gibi öze damlar
içimde kederler gamlar
ancak abazanlar anlar

fikişmezsem şu barrağım
çatlarsa diye korkarım
taşlaşınca fik, anlarım
beni bir otuzbir paklar

otuzbiri çeker iken
avuçlarım sanki diken
bir kız olsa "yok mu fiken"
dese, derim fikim paklar

her otuzbir sonrasında
ibrahimin sofrasında
yemiş gibi olurum da
doymuşlukla kötüm kalkar

memo der ki bundan kelli
fikişmeyeceğim belli
yine de var bir teselli
dakkada bir fikim kalkar.

alabarrak destanı

küçüktüm ufacıktım
top oynadım acıktım
aniden bir şey oldu
barrağıma güç doldu
kamışa su yürüdü
gözümü dam bürüdü
yaklaştım bir kadına
nazar ettim damına
koşarak kaçtı benden
ben de koştum peşinden
baktım domalmış durur
kâseye şaplak vurur
barrağımı tutarak
kâseye yaptım atak
fakat vazgeçti birden
uzaklaştı fikimden
benim anlamadığım
nerede yanıldığım
istemiyorsa barrak
ne ister domalarak
birden çalıştı kafam
anlasana be adam
fiki tekrar dikelttim
köte doğru yönelttim
ucu bile değmeden
yine kaçtı önümden
ne kadar istesem de
sokamadım kötten de
fikim elimde kaldım
düşüncelere daldım
bu kadın pek acayip
vermez kendi isteyip
dam köt fikfikletmiyor
hiç mi barrak yemiyor
bari dedim yalasa
dili fike dolasa
bu hoş beklenti ile
tutup fiki elimle
iyce yanaştım ona
doğrulttum suratına
fiki yakın görünce
düştü büyük dehşete
fırladı kaçtı ordan
bakakaldım ardından
soramadım adını
fikemedim damını
tutamadım memeden
yiyemedim lüleden
o gün bu gün barrağım
zonklar onu ararım
fikim her daim kaya
bakıyor hep semâya
sanırsın çatlayacak
paşşaklar patlayacak
memo artık otuzbir
çekerek yaşıyacak
ateşin söndürmezse
dünyayı domaltacak

dedim dilber yok mu sana fik sokan
dedi yoktur şu an damıma koyan
dedim eğil bana sen ol domalan
dedi kolay değil dilber domaltmak

dedim bak barrağım kaskatı oldu
dedi benim dam da su ile doldu
dedim hah bu sefer dam görndü
dedi dur bakalım yok barrak sokmak

dedim seni tutum fike oturtsam
dedi fike ait yok benim tasam
dedim tamam işte azcık kanırtsam
dedi amma yaptın olmaz kanırtmak

dedim çok naz ettin bir damcık için
dedi uyuşmuyor benle niyetin
dedim memo yine elinde fikin
otuzbir dururken niye ki sokmak...

otobüs

otobüste gördüm güzel bir kadın
bir çift meme, bir köt, ince bir karın
aniden barrağım oldu kapkalın
baktım her yerine, hiç çekinmedim

o iri kaseyi tutasım geldi
çıkarıp barrağı sokasım geldi
sokarken enseden öpesim geldi
"güzel bana domal, ver" diyemedim

kötün bana dönük, gözüm arkanda
hiç barrak isteği yok mu damında
dön bak duman tüten fik var ardında
otursa üstüne, isteyemedim

tişörtün belinden görünür teni
damcık hizasında dolanır eli
usulca yanaşıp deydirsem fiki
deyse tene fikim, erir biterdim

kıstırsaydım onu arka koltukta
yalasaydım kâseyi bir solukta
kavrasaydım belini, fik olukta
attırsaydım, şimdi düşünmez idim

indi güzel benden önce durakta
hoş bir burukluktur kalan barrakta
"yok mu başka güzel?" fikim merakta
var ya da yok, ben hep otuzbirciydim

aşık memo yine fiki doğrulttu
barrağı bîçare, eliyle tuttu
otuzbir çekmekten damı unuttu
helâya attırmak kadermiş derim...

daşşakların cefası

yaz gelince insanların kanları fıkırdıyor
kızların köt-göğüsleri giysilerden fırlıyor
fakat benim derdim büyük, sıcaklar sırtımda yük
donda duran daşşaklarım terledikçe terliyor

çıksam yola, bakmak için kadınlara kızlara
takılsam şöyle genişçe kâselerin ardına
gözlerim kötte, varmasam hiç zamanın farkına
biraz uzunca yürüsem daşşaklarım yanıyor

malumunuz daşşak hayli şefkat isteyen organ
kış mevsimi geçer iken don daşşak için yorgan
oysa yazın ter akıtan daşşak çok çeker dondan
teri emip meşin olan don daşşağı kesiyor

gönül ister daşşak için serin olsun havalar
lakin kışın kalın giyer, göstermez manitalar
gizlenir yazın görünen damlar kötler bacaklar
damköt-daşşak ikilemi beynimi çatlatıyor

memo sanki istemez mi kötleri seyreylemek
sergilenen göğüslere bakarak keyfeylemek
"damcık" deyu bağıran şol barrağını dinlemek
barrak dimdik lakin daşşak "aman elleme" diyor

soku hatun, keçi, aşık atışması

soku hatun:

barraaaa!.. barrraaaaaak!...
barrak istiyorum!.. barraaak!..
fik istiyorum!.. fik fik istiyorum!...

aşık memo:
dur dilber, bir dakika kulak ver bana...

barrağımın dam arzusu hayli çok
fakat sana sokmak niyetim hiç yok
o halde bağırıp çağırmak niye
damcığa barraktan başka bir şey sok

havuç, hıyar, kabak, belki pırasa
seç al zerzevattan uzun ne olsa
kavun karpuz zor da, patlıcan varsa
zorla çeperleri, olsun karnın tok

memo der ki dam domaltmak çekici
dünya fani, fikiş fokuş geçici
attırmamış barrak her dem çekici
sert fiki tut elinle her yere sok...

soku hatun:
beni doğru yola döndürdün, anladım ki ululardan bir
ulusun memo. ver o mübarek eteğini öpeyim..

keçi ve köylüler:
-beeeeh!.. beeeeeeeh!..
-dur lan gıpraşma geççü!
-eyi dut olum!

aşık memo:
damcık bulamazsan bile fikmeye
barrak hep eğilimli baş dikmeye
derim kalkan fiki illa bir yere
sokmak beyhudedir o'sbir dururken

istersen keçi fik, ister koala
istersen git orangutan kovala
memo der hemen fiki yakala
hayvan fikmek ne ki, o'sbir dururken

keçi ve köylüler:
-beeee beeee
-büyüksün memo, ver o naçizane eteğini öpelim...

bir köylü:
anladık ki yücelerden bir yücesin, gel dilersen bizim köyün aşıklarıyla
atış memo... işte damzurumlu damrah ve kötçeoğlan..

aşıklar:
damcık ne güzel bir organ
barrak için sanki yorgan
herkesler damcığa hayran
köt fikene şaşırırım
* * *
kötün çeperleri pek dar
fiki dört bir yandan kavrar
herkeste köt arzusu var
fikmem diyene inanmam
* * *
köt deliği herkeste var
fiken kendinkin hatırlar
her kim fiki kötten sokar
topluğundan kıllanırım
* * *
illa ki damcık diyorsun
köte hiç el etmiyorsun
sen kötünden korkuyorsun
sen yoksa gizli top musun?

aşık memo:
memo der ki damı kötü bırakın
asıl güce, fikinize bir bakın
eli halka yapıp barrağa takın
otuzbir çekerken dam köt farketmez

memo'yum sebze yemeği sevmezim
fikim demir lakin dam köt fikmezim
otuzbirsiz bir gün dahi geçmezim
kendinkini tutmayan yiğit sayılmaz...

aşıklar:
büyükmüşsün memo, bize doğru yolu gösterdin, gerçeği öğrettin.
artık pîrimizsin, ver öpelim o eteğinden...

aşık memo fikinin doğrusundaki
nice maceralara doğru kanat çırpar:
köydeki manitaya
beş on kere kaysaydım
o geniş kâsesini
ah altıma alsaydım
oy oy oy...

su başında

dilber su başında sızmış uyumuş
ensesinden koklasam uyanır mı
fikim yine kayınlaşmış büyümüş
arkasından yaslasam uyanır mı

dilberi uyandırsam da döndürsem
sıcak fiki serin köte deydirsem
dam suyunda ateşini söndürsem
acep yese barrağı sevinir mi?

dilber gel de şu fikimi ovala
kaçar isem ardım sıra kovala
tut fikimi parmaklarını dola
ipek tene gergin fik dayanır mı?

arkadan yaklaşıp memeden tutsam
o "noluyor" demeden ben kötten soksam
belinden kavrasam, öpsem, okşasam
gitsem gelsem acaba hoşlanır mı?

dilber fike bir yerlerini uydur
ya dama ya köte dokandır deydir
ya da iki dudak içinde kaydır
barrak damsız kötsüz dilsiz durur mu?

fikim öyle sert ki dağları deler
uzunluğu sahra çölünü aşar
pek de romantik kalp gibi atar
bir domalıp köt versen sanki çok mu?

dilber gitti barrağımdan habersiz
memo'nun fik evvel ezel dilbersiz
otuzbirden bacakları mecalsiz
dağa taşa attırmak yetmiyor mu?

kırk bakire

aşık memo yine
fikinin doğrultusunda gidiyordu:
fikim kalktığı günden beri coştum
dam-köt'ün peşinden çöllere koştum
dam suyuna ekmek banayım derken
içecek sudan oldum, neyleyim şaştım
o da ne, bir vaha!..

vahada yüzen kızlar:
-ha ha ha haa
-şahane-ül tabiât, sanki âb-ı hayât
-ohh, serîn-ül deryâ
-ha ha ha ha
-o da ne!.. el herüf!...
-ciyaaak!.. herüüüf!.. el herüüüf!..

muhafızlar:
-herüfat-ül yabânî!..
-yabânî-ül harâmî!..
-bu herif-ül yabânî, vahâda yüzen hareminize göz dikmüş,
fik sokmaya niyet etmüş idi yâ şeyh barrâkî!..

şeyh barrâkî:
neee!.. tiz kellesi vurula!.. kötüne direk sokula!..

aşık memo:
durun hele, bir çift
sözüm var size
şol barrağım barrak oldu olalı
nerde dam köt meme görsem apıştım
yuvarlacık kâselere bakarak
can havliyle barrağıma yapıştım

kalkan barrak adam boyu olur mu?
sizce benim fik tavana vurur mu?
yiğit kişi otuzbirsiz durur mu?
otuzbirde dünya ile yarıştım

memo dama köte ezelden hasta
bak fiki kalkıyor yine aheste
fikmem damcık sanki fikim kafeste
ben bu otuzbire fena alıştım

şeyh barrâkî:
vallâhî yahşî söyledin yâ seydî. ve lâkin ben kolay pes etmem.
şu gördüklerin biraz önce dikizlediğin avratlar. yâni haremimin kırk bâkiresi.
şimdii, bütün gece onların çadırında kalacaksın. sabaha hiç birini düdük-
lemeden çıkarsan kurtulursun. ammaa, birin dahi bafilemiş olursan kellen gi-
der! anladın mı yâ seydî, kellen gider!..

gece çadırda kırk bâkire:
-el barrak!..
-barrak-ül kayâ, taşşak-ül hayâ
-fik-ül fikfik!
-hadi!.. hadi fik beni!..
-sok bana!..
-beni de fik!..
-hadiiii!.. fik bizi memooo!.. hadiiii!..

aşık memo:
durun kızlar,
bir çift sözüm var size
şu odada tam kırk tane damcık var
kırk barrak şu garip canda ne arar?
tek fikim var ki ancak bana yarar
kırk dama bir kerrede attırayım

doğrusu kâseleriniz şâhâne
fekat fikfik kâse içün bahane
yok mu hıyar her dama birer tâne
siz sokun ben barrağımı ovayım

valla hepinizi fikmek isterdim
lakin fikimle elime söz verdim
eğer sokuşsa tüm tasam derdim
fikimi elimde şaklatacağım

anlıyorum, barrak istiyorsunuz
bir fike oturup kalkmak arzunuz
memo der ki el çok hoş bir uzvumuz
siz parmaklayın ben avuçlıyayım

kırk bakire:
anladık ki ululardan bir uluymuşsun memo.
ver o mübarek eteğini öpelim.

şafak sökünce muhafız:
hmmm, nâbarrak vü nâtaşşak.. tamâmiyle bekârât.
kırkı da temizdir şeyhim.

şeyh barrâkî:
vay canına!.. bu aşık memo hakîkaten ulu bir-... memo?..
neredesün memo?..

aşık memo ilerledi
nice maceralara doğru:
bir damcık dünyanın en tatlı şeyi
var sen düşün kırk damdaki lezzeti
aşık memo yine doğrulttu fiki
kırk düşünüp kırkbin o'sbir çekiyor...

sfenks

memo yine fikinin doğrusunda gitmiktedir:
issız kayın ormanında tuttum yine kıllı fiki
bir dilber çıksa ormandan, "memo" dese "sok içeri"
götün götün yakınlaşıp domalıverse önümde
acep o'sbir mi çekerim yoksa sokar mıyım fiki?..

(aniden) sfenks:
selam sana aşık memo!.. bana sfenks derler. bu ormanın bekçisiyim. her kim
bu ormana girer, bana rastlamadan çıkamaz. her yabancıya üç tane bilmece
sorarım... eğer ki üçünü de bilirse beni domaltma hakkına sahip olur...
ammaaa birin dahi bilemezse onu adam dömelten ağaçlarıma teslim ederim!...
ve sıra şimdi sende memo!.. bakalım domalacak mısın,
domaltacak mısın?..
ilk bilmecem şöyle:
duvara vurdum duvar yıkıldı
çiviye vurdum çivi çakıldı
ağaca vurdum ağaç söküldü
elime aldım boynu büküldü...

aşık memo:
ama bu soru çok basit.. yanıt "barrak"tan
başka bir şey olamaz...

sfenks:
umduğumdan daha çetin cevizmişsin memo... ama
ikinci bilmecem ilki kadar kolay değil:
biri suskun mu suskun
ağzı hepten yumulu
diğeri pek geveze
ağzı salyalı sulu...

aşık memo:
ağzı hep yumulu olan köt deliği, hep sulu
olan da damcık olsa gerek...

sfenks:
beni sinirlendirmeye başladın memo!.. bilemiyeceksin!..
üçüncü bilmecemi bilemiyeceksin!..
söyle bakalım:
kebabı var
yenilmez
arabınki
içilmez...

aşık memo:
yenilemiyecek tek kebap herhalde "daşşak kebabı"dır... "arap daşşağı"
gibi koyu bir çayı da kimsenin içmek istiyeceğini sanmıyorum...
yani yanıt: "daşşak"...

sfenks:
yoooooooooo!!!....
ühü ühü ühüüü!.. nolur!.. nolur beni domaltma aşık memo!.. daha önce kimse üç
bilmeceyi birden bilememişti!.. nolur bana bi şans daha ver!.. bir bilmecelik daha
şans ver nolur!.. ühüüüüüü!..

aşık memo:
tamam, sana son bir şans.. ama bilmeceyi ben soracağım. bilirsen ağaçların beni
gönüllerince domaltsınlar. fekat bilemezsen beni bırakacaksın, yoluma gideceğim..

sfenks:
ta- tamam!.. kabul!.. hadi sor!..

aşık memo:
barrak var damda değil
damcık var fikte değil

sfenks:
hah hah hah haaah!.. kendini ele verdin memo!.. beni domaltmak dururken bir şans
daha vermek saflığında bulunan kim?.. tabi ki yanıt sensin!.. yanıt "aşık memo"

aşık memo:
bi daha düşün bakalım. ormana gelen yabancılara domalmamak için çırpınan
kim?.. çevresi kütük barraklı ağaçlarla çevriliyken hiç birine domalmayan kim?..
ya kendisini fikfiklemeyeyim diye ayaklarıma kapanan kim?..
tabi ki sensin!.. yanıt "sfenks" olacaktı...

sfenks:
ühüüü ühüüüü!!... ne diyeyim, yendin beni, büyükmüşsün memo!.. haydi şimdi var git
yoluna ve beni kaderimle baş başa bırak...

aşık memo ilerler
nice yeni maceralara doğru:
sfenks mfenks demeden ah keşke domaltsaydım
dev kâseye abanıp lüleden tıklatsaydım
şimdi vah vahlanarak otuzbir çekmez idim
eher ki şu fikimi kötünde şaklatsaydım

kukuşka

aşık memo yine
fikinin doğrultusunda ilerliyordu:
gezerim dünyayı, yollar hep yokuş
tuttum fiki birkez tutuş o tutuş
o gün bugün tokatlarım ben çavuş
fik fik artık haram aşık memo’ ya
cay canına, burda bir şehir
varmış. nasıl da görmedim...

bir kadın:
hey yabancı!..
uzun yoldan gelmişe benziyorsun yabancı. herhalde öncelikle bir şeyler yeyip karnını doyurmak istiyorsundur..
peki yemekten sonra mala vurmak istemez misin? şööle sana bi sakso çeksem... sonra analda oraldı derken
sabahı bulsak?..

aşık memo:
gönül ister seni şurda fikeyim
damından kötünden ayar edeyim
kâh eline kâh ağzuna vereyim
lakin o'sbirciyim ben, sokamam sana

başka bir kadın:
hey yakışıklı!.. biliyorum dev memeler istiyosun di mi?.. hınzır senii.. beni domaltırken memelerimi
avuçlamanı ben de öyle çok istiyorum ki.. hadi.. hadi domalt beni.. hadiii...

aşık memo:
kurban olam beyaz memelerine
domal hele yakınlaşam kötüne
bakarak gün görmemiş yerlerine
bir otuzbir patlatam senden yana

başka bir kadın:
sok!.. haydi sok!.. soksana!.. barrağını hissetmek istiyorum!.. sok hadiii!!!...

aşık memo:
dilber domalmış da karşımda durur
gözlerim damını kötünü görür
korlaşan barrağım sanırsın erir
otuzbir çekeyim ben yana yana

kadınlar:
-hadi, fik beni hadi!..
-sok bana!..
-em beni!..
-yala beni!..

aşık memo:
memo der ki kızlar gelmen üstüme
değdirmeyin bana el, bacak, meme
sözüm geçmeyecek yoksa fikime
attıracağım siz bakarken bana

kraliçe vajinya:
belli ki ululardan bir ulusun memo... fakat dilersen bir de bizim hikayemizi dinle...

bundan tam bin yıl önceydi...
o zamanlar bu şehir, yani kukuşka, kervanların gelip gittiği, varlıklı, cıvıl cıvıl ve mutlu bir şehirdi...
fakat varlığın getirdiği köt kalkmasından mıdır, mutluluğun getirdiği rahat batmasından mıdır
bilinmez, bir zaman geldi ki kadınlarımız gösterip gösterip vermez oldular...
-hadi be, bi kerecik sokuyum be..
-ay ne yapışkan şeymişsin sen..
domaldık diye sokman mı lazım?!..
-aşığım sana anyüs!..deliler gibi aşık!..
-damcığımdan uzak dur!..
-bi köt verin... şu fakire bi köt verin...

artık kukuşkalı erkekler için sabah akşam otuzbirden başka yapacak şey kalmamıştı... bir gün şehre bir
yabancı geldi. ve tabi ki tüm mala vurma çabaları sonuçsuz kaldı..
-morbash'ın daşşaakları adına!
ben bu işten çok sıkıldım!
kimsenin fiklemediği bu adamın bir morbash rahibi olduğunu nerden bilebilirdik?..
-eyy tanrılar tanrısı morbash!..
lanetin bu şehir üzerine olsun!..
-ey gafil kukuşkalılar!.. erkeklerinizi alıyorum ve
size bin yıllık azap veriyorum!.. bin yıl sonra
bir şansınız daha var!.. onu da kullanamazsanız
sonsuza dek barrak yok size!..

erkekler ortadan yok olunca morbash'ın laneti tez zamanda üzerimize çöktü. tüm şehir barraksızlıktan
kıvranmaya başladı..
-barraaakk!.. barrraaakkk!...
-yok mu fikeen!.. yok mu beni fikeeen!..
bin yıl boyunca bizi gizleyen ormanın içinde iniltilerimiz yankılandı.. ve işte bin yıl sonra bize verilen şans
sensin aşık memo... içimizden biri sana fikilmeyi başarırsa üzerimizdeki lanet kalkacak... ve ben, kukuşka
hükümdarı kraliçe vajinya, halkımın önünde domalıyor ve bana kanırtman için sana yalvarıyorum!..

aşık memo:
barrak barrak dedikleri ne ola ?
biraz kıl tüy, bir kafa, bir de sopa
al tahtayı biraz yont, fik olur sana
sonra nerden istersen sok fiki gitsin

bilin ki barrakta değil keramet
el çabukluğundadır marifet
hızlı sokup çıkaran o elde hikmet
sok her hangi bir şeyin sapını gitsin

memo der ki gamlanma fiksiz kalınca
bul bir şey pürüzsüz, uzun, kalınca
önce şöyle derin soluk alınca
sokuver damcığa, sal soluk gitsin

kadınlar:
-ne kadar da doğru söylüyor!..
-eveet, pürüzsüz olmalı!..
-uzun!
-hem de kalın!
-sokalım gitsin!..

kraliçe vajinya:
ey kukuşka halkı!.. artık azaplı günler geride kaldı!.. şu andan itibaren kırk gün
kırk gece şenlik ilan ediyorum!.. sopalar sokulsun! borular döşensin! tokmaklar vurulsun!..
..memo, sen de katıl şenliğimize, bize bakıp otuzbir çekersin...
..memo?.. neredesin?..

aşık memo:
memo kaldı barrağıyla başbaşa
hasta olmuş oturdu herhal taşa
o taşları vurayım şu mor başa
salla başı ormana attır da gitsin !

cilveloy nanay da

(cilveloy nanay da müziği eşliğinde)
(italikler halay çeken kız korosu)

dam da nay da köt de ninay nanay da
fiktirilay soktirilay nanay da

soksam fiki soğuk suya hoy nanay da
fik de looy nanay da
fokor fokur kaynatır oy nanay da
sok de looy nanay da
domalsan da soksam sana hoy nanay da
köt de looy nanay da
şıkır şıkır oynatır oy nanay da
baş da looy nanay da

dama barrak giren de hoy nanay da
attıran fik inen de hoy nanay da
hopppaaaaa!
tey tey tey tey

memo bak kötümüz nasıl yuvarlak
tek arzumuz damarlanmış mor barrak
kaldır fiki damcıklar oldu kaymak
sok barrağı bize de hoy nanay da

fikim tokmak kötleriniz de davul
siz domalın ben vurayım nanay da
hazır domalmışken seyreyleyip de
patlatayım bir otuzbir nanay da
fik de looy nanay da, hoy,
baş de looy nanay da

gitti memo ne fik kaldı na başşak
bize düşen damcuğu parmaklamak
parmak sulu damcuğu kurcalarken
memeyi sıvazlamak hoy nanay da
hopppaaaa!
tey tey tey tey

damcık otu

aşık memo yine
fikinin doğrusunda ilerliyordu

yaşlı nine:
dur oğul! daha ileri gitme!..
o gittiğin korulukta "damcık otu" derler bir ot vardır yiğidim. fiki olan her şeye
saldırıp barrak yiyen çiçekleriyle barrağı yakalar ve cansız bırakana kadar emer de
emer. yörede er kişi komadı, nice fikişken yiğidi candan, nice verişken gelini fikten etti.
köylük meydanı barraksızlıktan kendini yerden yere vuran kadınla kızla doldu.
gitme oraya oğul...

aşık memo:
dilber köt sallayu sallayu gezer
yan bakub kâh yüzüm kâh fikim süzer
çiçek gibi damı olsa ne yazar
o'sbir çekib boşa attırmış isem

yaşlı nine:
anladım ki ululardan bir ulusun oğul. ama yine de sana derim ki damcık otundan ve
köydeki barrak delisi kadınlardan uzak dur... haydi sana uğurlar ola...

aşık memo ormanın
derinliklerinde ilirlerlerken:

--hışır hışır hışır--

dur damcık otu, bir çift sözüm var sana
bir mor baş bir boyun ise isteğin
niye beklersin ki bir barrak için
bu yöre toprağı mantarca zengin
sok mantarı dama fikler kurtulsun...

daha sonra, mantarlara domalan kadınların
ve damcık otunun yanında, yaşlı nine:
aşık memo, sen olmasan hem fik ihtiyacımızı gidermek, hem de damcık otunu
yatıştırmak için doğal zenginliğimiz mantarı farkedemiyecektik... kızlarımızı
hâlâ fikebilirsin. sahi istemiyor musun?.. memo?.. nerdesin?..

aşık memo:
arı oldum çiçeğe konamadım
fiki tuttum bir dama sokamadım
memo'yum ben, o'sbire doyamadım
geziyorum her an fikim havada...

salacam kobrayı alem üstüne

"dibi kıllı ucu mor damarlı boru"
işte kızlar size en çetin soru
bilenler gelsin de tutsun ucunu
yoksa ben salacam âlem üstüne!...

hafif dokanınca birden kabardı
demin pembe iken şimdi morardı
bir de baktım üstü damar damardı
salladım fikimi âlem üstüne!...

damcuk fikmediysen sakın üzülme
hele köt fikmediysen hiç büzülme
barrağına bakıp bakıp süzülme
tut fikini salla âlem üstüne!...

bir kasvet kapladı artık içimi
tutacaksa tutsun biri fikimi
domaltmazsam hemencecik birini
salacam kobrayı âlem üstüne!...

fikim ip gibiyken urgana döndü
çarşafa sarkıktı yorgana döndü
zonkladıkça memo çılgına döndü
attırdı sonunda yorgan üstüne...

niye?..

kamışa su yürüyüp fik kalkınca
sevinmiştim dam fikeceğim diye
yıllar geçti aradan, nerede damlar?
paso otuzbir çekiyorum, niye?..

dam fikmekken arzuladığım tek iş
tek arzum tumak iken memeyi
yıllardır tuttuğum meğer fikimmiş
onu de hep sıvazlıyorum, niye?..

amanın!.. benim mi bu önümdeki fik?
benim mi bu kıllı kıllı daşşaklar?
bakın! bakın! fikim nasıl da dimdik!
lakin benden başka gören yok, niye?..

sevgiliyi kuytu yerde domaltıp
çıplak köte gergin fiki sürtmeden
sulu dama barrağımı daldırıp
fikmeden bitecek şu ömür, niye?..

niye kaldım daşşaklarım ortada?
niye bana domalmadınız kızlar?
dam ordaysa aha fik işte burda
niye girmez bu fik o dama, niye?..

memo anla artık, sana fikfik yok
tuttuğun şu fik senin tek dostundur
dost görünen damdan sana hayır yok
o'sbir duruken damcık tutkusu niye?..

baldamcık sultan

aşık memo yine fikinin
doğrusunda ilerliyordu
barrak bakar daim semaya doğru
damcıklar sulanmış fikim dosdoğru
bilmem sokmamak mı, sokmak mı doğru
sokmam sokmuş sayıp çekerim o'sbir

aniden, davullu muhafız başı:
destuuur!..
-güm be de güm be de güm-
destuuur!.. yüce hünkarımız yalahaddin emyûbî'nin
kızı baldamcık sultan şehri dolaşmaya çıktıııı!.. destuuuuurr!..
eğiliin!.. eğiliin!.. destuuuurr!..

baldamcık sultan:
üfff... ne sıkıcı bi şehir burası yaa... ortada bi tane bile barrak yok...

aşık memo:
bin bir dilber geçer her gün önümden
hiç biri domalmaz kendiliğinden
ben demem ki "domal, fikem kötünden"
domalmış farzedip çekerim o'sbir

eğilmiş kalabalıktan bir adam:
vallahi güzel söyledin yabancı. amma hemen eğilmezsen canından olacaksın. zira
baldamcık sultan'ın kötünü görmenin cezası ölümdür...

baldamcık sultan:
aaa!.. bakın bakın!.. orada biri fikini kaldırmış bana bakıyor!..

muhafız başı:
nee!.. muhafızlar!.. çabuk yakalayın deyyusu!..

muhafız:
yakaladım serçavuşum!

muhafız başı:
iyii!.. görsün bakalım prensesin kötüne bakmak neymiş!.. haydin saraya dönüyoruz!..

baldamcık sultan:
fike bak... ihi ihi ihi...
......
sadrazam amcaa!.. bil bakalım bugün şehirde neler olduu!..

sadrazam:
seni yaramaz seni... ne haylazlıklar yaptın bakalım?..

baldamcık sultan:
baak... sokakta fiki kalkık bir adam buldum... domaliyim mi onaaa?.. noolur domaliyiiim...

sadrazam:
nee!.. kattiyyen olmaz!.. tiz vurun bu adamın kellesini!..

aşık memo:
fikim kah sağ yana kah sola yatık
amma ekseriyet havaya kalkık
domalsa da fikmem kimseyi arkık
fikmiş gibi yapıp çekerim o'sbir

sadrazam:
belli ki ululardan bir ulusun yabancı... ve öyle sanıyorum ki bizi büyük bir müşkülatımızdan
kurtarabilecek tek er kişi sensin...

bir süre önce hünkarımız yalahaddin emyûbî, anüstanya şehrini kuşatmak için sefere çıktı. o giderken kızı
baldamcık sultan henüz küçücük bir çocuktu. fakat kuşatma tam beş yıl sürdü. bu arada baldamcık sultan'ın
memeleri çıktı, kötü kabak damı tabak gibi oldu. "barrak isterim, barrak isterim!" deyu tutturdu... hünkarımız
anüstanya'yı alınca oraya saray yaptırıp yerleşti... kızı baldamcık'ı da tez zamanda yanına ister...
fakat minicik bıraktığı kızını kabağı yardırmış olarak bulursa o da bizim kabakları yarmaz mı?..
meselenin özü şu ki yabancı, baldamcık sultan'ı iki günlük yolculukta bafilemeyecek er kişi bulmak
kabil değildir...
...sen... belki bu işi becerirsin ha?.. söyle yabancı...

aşık memo:
damcık kovalarken yolumu şaştım
köt peşinde nice dağ kaya aştım
memo der ki artık kendimden geçtim
yollar bitmez ben hep çekerim o'sbir...

sadrazam:
yani... yani kabul ediyor musun?..

aşık memo:
evet

sadrazam:
o halde haydi!.. hazırlıklar başlasın!.. yolculuk vaktidir!..

saklandığı yerden, defterdar:
kahretsin!.. onu ben götürüp ben fikecektim!.. kahretsin!.. sırf baldamcık'ı düdükleyebilmek için sarayda güven
kazanıp defterdar oldu. amma madem öyle, o halde ben de gider eski dostlarım kırk yarâmiler'e başvururum!..

..........
muhafız:
duuurrr!... kimdir ooo?!...

defterdar:
defterdar puştî!..

muhafız:
parola?

defterdar:
kırk barrak seksen daşşak

muhafız:
geç!..

defterdar:
işte böyle reis. kızı darbüzük boğazında kıstırıp kaçırdık mıydı çok yüklü fidye alabiliriz...

reis yarâmi:
hi ho ho hoooo!!.. amma yaptın ulan defterdar!.. hi ho hooo!.. ulan, hiç güleceem yoktu!.. ne saftorik adamsın
ulan, ne fidyesi!.. kızı kaçırdık mıydı domaltır domaltır fikeriz olum!..

defterdar:
ama...

reis yarâmi:
üzülme lan keraneci, sen de fikersin!..

........
baldamcık sultan:
yaaa, hadi memo yaa... hadi yaa... amaaan üüfff... hadi soksana şu fikini bana yaa...
damım da öyle sulandı ki...

aşık memo:
sulu dama barrak girse hoş olur
fakat yaş fik memo'ya nâhoş olur
o'sbircinin fiki daim taş olur
sen domal ben fiki sıvazlıyayım

baldamcık sultan:
üf amaan sıkıldım... bari yer değişelim...
...bak fikinin üstüne de oturdum, bi hamle etsen girivericek damcığıma... hadii, bak o da sepsert olmuş...

aşık memo:
memo der yanaşma fike boşuna
domalsan da sokmam fikimi sana
domalacak isen domal karşımda
seyreyleyeyip fikim sıvazlıyayım

baldamcık sultan:
memoo, bu suyun başı çok güzelmiş, burda konaklıyalım mıı?..

aşık memo:
olur.

gece, baldamcık sultan:
memooo... ...hadi amaa... ...sok artııık... ...mmmmh... ...öyle uykum var ki... ...mmmhhh...

ertesi gün, reis yarâmi:
hâlâ dar büzüğe girmediler mi?

yarâmi:
şimdik giriyorlar reis...
reis!.. girdiler!..

reis yarâmi:
iyi, ver bakim şu dürbünü!...
ahhaa!...
-yuvarlanan kayalar- ...lambır lumbur lambır lumbur gübmür...

baldamcık sultan:
ay ay ay, noluyo memoo!.. noluyoo!..

aşık memo:
şşşt.. telaşa mahal yok...

reis yarâmi:
nı ha ha haaa!.. çıkış yolunuz kapandı!.. artık kırk yarâmilerin elindesiniz!..

aşık memo:
durun hele, bir çift sözüm var size...
dilber domalıp da göğsün eğince
memeleri ağır ağır sallanır
ardı sıra geçüb pompalar ise
memelerin sallanışu hızlanır

yürü dilber eteklerin sürünsün
aç eteği beyaz kötün görünsün
o vakit fik nasıl kalkar görürsün
beyaz köte kara barrak yakışır

dam dediğin bir küçücük kutucuk
fike yorgan, sıcacık, yumuşacık
hangi barrak hangi dama girecek
dar damcığa kalın barrak sokulur

körpe dam önünde fik inik durmaz
kalkan fiki sıvazlamazsan olmaz
memo der ki insan o'sbirden ölmez
güzel kız adama fik sıvazlatır

yarâmiler:
-otuzbir çekerek-
şak şak şak... şak şak şak... şak şak... şak şak şak şak...
-baldamcık'ın üzerine attırarak-
fışk fışk fışk fışk... fışk fışk... fışk... fışk fışk...

reis yarâmi:
...ihhh... kılıncı kaldıracak dermanım kalmamış... meğer ki ululardan bir uluymuşsun aşık memo...

........
baldamcık sultan:
babişkoooooo!!!..

yalahaddin emyûbî:
kızım!.. baldamcığım!.. ne kadar da büyümüşsün!.. bu halin ne yapış yapış?..

baldamcık sultan:
ay sonra anlatırım, önce sana memo'yu tanıştırıyım.. memo?.. memo nerdesin?..

aşık memo:
bir kez şu barrağı dama bükmedim
prensesler domaldılar fikmedim
otuzbirden başka birşey çekmedim
eh be memo, vur taşlara başını
başka iş yok, okşa fikin başını...

domalkız

tarlada çalışan çocuk:
baba... ben çok susadım...
baba:
güneş de zaten tam tepeye çıkmış. hadi karakaçan'ı da alalım,
domalkız'a gidip testileri dolduralım...
çocuk:
baba, domalkız ne demek?..
baba:
domalkız işte... yani domalan kız...
çocuk:
iyi de bizim dereye niye domalkız demişler?..
baba:
ben sana hiç anlatmadım mı bunu?..
çocuk:
yoo...
baba:
o zaman hadi, hem gidelim hem anlatayım...

............

--domalkız'ın hikayesi çok eskidir. bana dedem anlatmıştı, ona da dedesi anlatmış... çoook eskiden
bu ormanda domalkız derler bir orman perisi yaşarmış... işte bu periciğin bütün işi gücü ormanda şarkı
söyleyip çiçek toplayarak kendi halinde mutlu bir yaşam sürmekmiş...

domalkız:
damııım tatlıııı, kötüüüm tatlıııı
memelerim kaanaaatlıııı...
ah bir fike doomaalsaaam
şen şakrak tabiiaaatlııııı...

--yine böyle şen şakrak çiçek toplarken arkasından bir ses duymuş.

aşık memo:
o köte bülbül öte!..
köt dedigin iki beyaz küredir
bir de ortalarındaki lüledir
yeri dersen damın tam dibindedir
kabak köte patlıcan fik kalkmaz mı?..

domalkız:
sen de kimsin?

aşık memo:
domal dilber domal görünsün damcık
aşık memo damcık seyretsin azcık
parmakla o narin damı birazcık
narin dama kaba barrak kalkmaz mı?..

domalkız:
memo ha?..

--domalkız damına kötüne methiyeler düzen bu adama aşık oluvermiş... ama domalkız'ın bilmediği bir şey
varmış...

domalkız:
eğer hoşuna gittiyse beni damımdan fikebilirsin memo... hadi, sok damıma fikini...

aşık memo:
memo gezdi tüm alemi dolaştı
nice dama milim kadar yanaştı
fiki yandı daşşakları tutuştu
birin dahi domaltıp fikmiş değil...

--domalkız'ın bilmediği şey, aşık memo'nun dam fikmez köt domaltmaz bir
otuzbirci olduğuymuş...

domalkız:
ha anladıım... sen kötümden fikmek istiyosuun... e o da olur...

aşık memo:
her damın yanında bir de köt vardır
hem de çeperleri damcıktan dardır
damını kötünü tez elden yardır
lakin başkasına, memo'ya değil...

domalkız:
ama... ama... hiye fikmiyosun beni?... hadi, hiç olmazsa ağzıma alayım...

aşık memo:
fik dilin üstünde usulca kaysa
dudaklar barrağı çepçevre sarsa
yinede o'sbirde var her ne varsa
damında kötünde dilinde değil...

domalkız:
nolursun fik beni memo!.. nolur!.. sok fikini bana!..

--domalkız fikmesi için memo'ya yalvarmış durmuş.

--peki memo fikmemiş mi baba?..

--ee, memo bu, tabi ki fikmemiş...
bîçâre domalkız'ın tanrılara dua etmekten başka çıkarı kalmamış...

domalkız:
ey götümpos dağı'nda oturan mor barraklı tanrılar, koca kötlü tanrıçalar!.. ey kabak
kötlü köthena, lale büzüklü anyüs, damı kıllı damdodith!.. yardım edin şu zavallı
periye, sokun memo'nun fikini damıma ve kötüme!..
...memo beni fiksinnn... ...fiksinnn... ...fikkk...fikkk...fikkkk...

--sesi götümpos dağı'nda yankılanmış... damcık tanrıçası darodith, kase
tanrıçası köthena ve büzzük tanrıçası anyüs, domalkız'ın haline acımışlar.

damrodith:
bakın hele... domalan bir kadın ve sokmayan bir erkek... ne büyük trajedi!.. bu işe bir dur
demeli, damcık barrağı yemeli!..

köthena:
peki var mı bir planın?

damrodith:
elbette var. öyle bir aşk iksiri biliyorum ki nice duyarsız yontulmamışı kulum kölem ediverdi...
-böhüüü böhüeaaa!.. aşıkım sana aşıkım!..
sok de sokayım fik de fikeyim!.. böhü böhüü!...
işte bu iksir damımın suyudur.. bir damlası dahi sırılsıklam aşık eder memo'yu...

--damrodith sihirli dam sularını memo'nun üstüne serpmiş...

--peki nolmuş baba?. sokmuş mu memo?..

--beklemişler, beklemişlern, beklemişler... hiç bişey olmamış...

aşık memo:
vuslat aşkı öldürürmüş diyorlar
sonra hem dam hem de köt fikiyorlar
fikmem, sürsün aşkım sonsuza kadar
gözüm yaşlı
fikim daim havada
aşığıım ben
büzzüğe de dama da

köthena:
anlaşılan o ki zaten aşık olan aşık memo'ya aşk iksiri yaramadı. daha fike daşşağa
yönelik bir iksir gerekiyor... o iksir de olsa olsa daşşaklı at fikasus'un ossuruğu olabilir...
o ossuruk ki her kim koklar ise barrağı at barrağı gibi olur, bir dama sokmadan da inmez...
ama şu var ki fikasus yalnızca mala vururken ossurur...

--köthena bir kısrak kılığına girip fikasus'un otladığı diyara varmış...

köthena:
böylece bir de at barrağı yemiş olacağım, ne güzel...

--köthena kaçmış fikasus kovalamış, köthena kaçmış fikasus kovalamış.
-duguduk duguduk duguduk - yakalıyamaz kii - dur kız cilveli, gaçma-
ta ki memo'nun yanına gelene kadar...
-evet, tam şimdi! - lak! - zort! -
fikasus memo'nun suratına osuruvermiş...

--memo napmış?.. sokmuş mu?..

--tabi ki hayır, yine hiç bişey olmamış...

aşık memo:
fikim olsa bile beygir barrağı
sıvazlarım hep yukarı aşşağı
sallarım o'sbir çekerken daşşağı
o'sbircinin
fiki zaten havada
sokmaz memo
büzzüğe de dama da

anyüs:
bana sorarsanız memo'yu iknaya çalışmak boşa çabalamak... domalkız'a tek gereken
tutup damına sokacağı bir fik...

--anyüs bir anda memo'yu bir barrağa dönüştürmüş...

domalkız:
memo!.. benimsin artık memo!.. benim!..

--duruma çok sevinen domalkız memo'yu tam damına sokacakken memo yine dile gelmiş...

aşık memo:
dur hele, bir çift sözüm var sana.
eğer tek arzu ettiğin barraksa
kıllı boruyu damına sokmaksa
sok bir tokmak, olmasın fazla kısa
kılsız olsada olur
hiç farketmez
dam tokmakla barrağı
ayırdetmez

damrodith, köthena, anyüs:
meğer ki ululardan bir uluymuşsun memo...

--tanrıçalar memo'ya hak vermişler ve onu eski haline çevirmişler...
aşık memo fikinin doğrusunda ilerleyip uzaklaşmış...

aşık memo:
bin bir damcık gördüm ben şu dünyada
dam aynı dam cinde de insanda da
dam fikmedim çölde de ormanda da
dama köte
kaldırsada fikini
memo yine
çeker otuzbirini

domalkız:
ühüü ühüüü... me-.. memoo... ühüü ühüüüü....

--domalkız ise domaldığı yerde kalakalmış. gözünün yaşları ile damının suları
birbirine karışarak günlerce ağlamış... fakat onun bu durumu başkalarının dikkatini
çekmeye başlamış...

satirler:
-lan oğlum, ne diyorum!.. günlerdir böyle domalmış duruyo!..
-e abi, niye fikmiyoruz o zaman?..

--kabağı yardıracağını anlayan domalkız tanrılara tekrar yalvarmış...

domalkız:
ey tanrılar ve tanrıçalar!.. madem beni memo fikmedi, o halde hiç kimse fikmesin!..

--tanrıçalar domalkız'ın hiç olmazsa bu dileğini yerine getirelim demişler. bir anda
domalkız'ın damı bir pınara, damının suları ve gözyaşları da bir dereye dönüşmüş...

...işte bizim derenin ve domalkız pınarı'nın hikayesi bu...

oğul:
peki baba, memo domalkız'ın haline hiç üzülmemiş mi?..
baba:
bilinmez ki oğul... bazısına göre memo bir daha hiç buralarda gözükmemiş... bazısı da
der ki memo her ayın otuzbirinde domalkız pınarına gelip kana kana su içermiş... hatta
rahmetli annanem gördüğünü bile söylerdi...
oğul:
baba...
baba:
söyle.
oğul:
büyüyünce ben de otuzbirci olucam...
baba:
olursun tabi oğlum... azmeden herkes otuzbirci olabilir...

kötpembe

aşık memo yine fikinin
doğrusunda ilerlemektedir:
-tipi, kar fırtınası - vuuvvvvv... vvvuuuvvvvv...-
bir sıcacık damcıktan mahrum haldeyim
fikim sıcak lakin titremekteyim
memeler yaslansa göğsüm ısıtsa
acep yine illa o‘sbir der miyim?..
bir ev...
-tak tak tak-

kapıdaki kız:
kim o?..

aşık memo:
tanrı misafiri...

içerideki yaşlı adam:
gel yabancı gel!.. buyur otur bakalım ocağın başına... kız kötpembe, misafire koy bi
kase tarhana da yumulsun sıcacık kaseye... belki sonra da senin kaseye yumulur. he he...

kötpembe:
babaaa!..

baba:
he he he... işte oğul, biz gördüğün gibiyiz. bir mecalsiz moruk ve bir fike hasret kızcağız...

kötpembe:
babaaa!..

baba:
sen anlat bakalım nesin, kimsin, kimlerdinsin? bu kış kıyamette yollara düştüğüne göre var
herhalde bir derdin...

aşık memo:
dam peşinde dünyayı gezdim durdum
lakin ne dam fiktim, ne köte koydum
memo der ki koşturmaktan yoruldum
yorulmadığım şey o'sbir çekmektir...

"dam, dam!" diye feryad ettim her yerde
meğer fikfik yokmuş memo'nun serde
fikim yükseldi hergün perde perde
indirmenin yolu o'sbir çekmektir...

baba:
belli ki ululardan bir ulusun aşık memo... tabi kötpembeyi bi domaltıversen iyi olurdu ammaa...

kötpembe:
babaaa!..

baba:
...madem otuzbircisin napalım... kız kötpembe!.. kalk memo'ya döşek göster, yorgundur, yatsın...

kötpembe aşık memo'yu
yatırıp üzerini örterken:
be-be-... ben... barrak istiyorum barrraaaakkk!!!.. barrrraaaaaaakkk!!!.. fik beni memo!.. hadiii!.. sok hadi!..
hadi sok memo! sok! soook!.. sok şu fiki!.. sok hadi sok!.. sok fiki!..

aşık memo uyuklıyarak:
mmm... memo der ki... memo... mmmhhh... hrrrnnn... rrrzzzz....

kötpembe:
...fik beni memo... fik beni... fiiikk... fiiikkk... fiiikkk...

memo'nun rüyası:
gökte uçan kötpembe:
fikemeez... fikemeez.. memo beni fikemeeez... memo beni fikemeeez... ihi ihi ihi... fikemezsiiin...
-kanat sesleri-flap flap flap flap-

fikindeki kanatlarla
uçan aşık memo:
dam uçsa da aradığı barraktır
mor baş bulup tepesine konmaktır
konmadıysa senin fikin ucuna
memo, yapacağın kanatlanmaktır
-kanat sesleri-pır pır pır pır-

kötpembe:
fikeemeeez kiiii...

aşık memo:
işte memo, sana cillop gibi dam
hele bir fik ne tasa kalır ne gam
şu barrağın etsin bir kerre bayram
yapacağın şey fiki kanırtmaktır

uyanan aşık memo:
ha?..

kötpembe:
hhrrrnnn... zzznnn... hhrrzzz... hhrrrnnn... mmmhh... fff... fik... fik... fi... mmmhhh...

kötpembe'nin rüyası:
kötpembe:
evet... evet görüyorum. tam aşağıda bir fik var... bu hizadan atlarsam lak diye üstüne otururum...
hoppa!..
geliyoruuuuuum!...
aaaaaaaaaa -paft!-
ama... ama fike değil daşşaklara geldik...

aşık memo:
daşşağımın kılları
yay gibi burma burma
her gördüğün barrağı
damına girer sanma

kötpembe:
sen... sen... nur yüzlü aşık memo!..

aşık memo:
memo der ki sen barrağa inanma
fiksin diye kimselere domalma
fik dediğin bir uçarı göçmen kuş
sok parmağı gül kokulu damcığa

senin fikte benim damdadır gözüm
dinle bak, kulak ver, sanadır sözüm
damcığa fik sokmaya yoktur lüzum
yeter parmak dama, avuç barrağa

uyanan kötpembe:
ha?..
hay allah, nasıl da uyumuşum, şafak sökmüş...
memo rüyamda seni... memo?.. memo nerdesin?..

ufka doğru uzaklaşan aşık memo:
kışın damlar kuytularda saklanır
sokmayanlar ben gibi hayıflanır
memo naçar, o'sbir olmuş uğraşı
yaz kış demez barrağını şaklatır...

kutsal kase

aşık memo yine fikinin
doğrusunda ilerliyordu:
fikim tekne ben tayfa, aştım nehirler
fikim rehber ben yolcu, gezdim şehirler
gördüm kavun memeler, davul kaseler
tokmak fiki davula bir vuramadım...

...
bir ilde dilberler dolanıyorsa
yollarda memeler sallanıyorsa
insan hemen fike davranıyorsa
işte şehir diye ben buna derim...

ne zaman ki yolda bir kase görsem
derim ki içimden "şunu ellesem"
"evvela domaltsam, sonra köklesem"
kaskatı kesilir taşlaşır fikim...

meme görmez isem o gün mutsuzum
dam domaltmak dersen, zaten bahtsızım
fikfik içün gayri pek umutsuzum
kaldı yine bugün elimde fikim...

şehir meydanındaki kadınlar:
anlaşılan uzun zamandır fikin havada dolaşıyorsun yabancı. şehrimizin kadınları birbirinden
güzeldir. fik fikebildiğini!.. onu fik, bunu fik... istersen gel beni fik!..

aşık memo:
memo der damlara gözlerim baksın
barrağım her daim havaya kalksın
o'sbirciydi namım, o'sbirci kalsın
siz domalın bense o'sbir çekeyim...

kadın:
belli ki ululardan bir uluymuşsun aşık memo... madem ki dam köt fikmiyorsun, o halde şehrimizin sırrını
sana anlatabiliriz...
şu kapanmış kadınlar kim dersin memo?.. tapınağın rahibeleri mi?..

aşık memo:
belki...

kadın:
hayır hayır... onlar kendilerini göstermek istemeyen çirkin kadınlar. tapınaktaki kutsal kase'yi ziyarete
geliyorlar...
bak işte kutsal kase bu... seyret şimdi olanları...

kutsal kase'den su içen
çirkin bir kadın:
gluk... gluk... gluk... gluk...
-aniden güzelleşerek-plinnnngg!-

kadın:
işte memo, kutsal kase'nin içinde biriken kutsal damcık suyu şifalıdır. memelere dirilik, kaselere dirilik verir.
saçları ipek yüzleri bebek gibi, damları tabak kötleri tabak gibi yapar. en buruşmuş damcıkları dümbelek
gibi gerer, en folloşlamış büzzükleri dasdaracık eder...
işte bizim için bu denli değerli olan kasemizi, en seçme muhafızlarımız koruyor...
onlar ki kimseye boyun eğmeyen, kaseyi korumak için kötlerini ortaya koyan yenilmez savaşçılardır...
...ama... ama neler oluyor!.. bunlar da nesi!..

uçan kanatlı fikler:
...svip... svip... svip svip... svip svip svip... svip svip svip... svip svip...

muhafızlar:
-ay çok şiriin!..
-yakalayın!.. yakalayın!..
-dur kaçma!..
-hi hi hi hi...

kötündeki süpürgeyle
uçarak gelen cadı:
aahh hah hah haa!.. aha ha haa!.. kaaseeee!.. kutsal kase benim olacaaak!.. beniiimm!..

kadın:
bu kahkaha!.. bu ses!.. aman tanrım olamaz!.. bu... bu...
bu batının kötü cadısı karakun!.. bırak o kaseyi yerine pis cadı!.. bırak onu!..

karakun cadısı:
haa ha ha ha haaa!.. ha ha ha haaaa!.. ha ha ha ha ha haaaa!..

kadınlar:
-kutsal kase çalındı!.. kutsal kase çalındı!..
-kutsal kase çalındı!..
-kutsal kase çalındı!..
-yooooo!..
-kutsal kaseee!..

kadın:
ühüü ühüü!.. artık... artık ben bir hiçim!.. bu... bu şehir bir hiç!.. artık yollarda sallanan memeler olmayacak
memo! çünkü... çünkü kutsal suyun etkisi... sadece... sadece bir gün sürer!.. bak!.. ben de çirkinleştim! kutsal
su vaktim gelmişti, ama şimdi önce ben sonra bütün şehir... bir bir çirkinleşeceğiz... bir bir acuzeye döneceğiz
memo!.. karakun
cadısı'ndan kaseyi geri almamız ise imkansız... çünkü hiç birimiz büyüden anlamayız memo!.. biz sadece
fikfikten anlarız... sadece domalmayı, yalamayı biliriz... oysa artık kimse bizi domaltmayacak!..
ühüü ühüüü!..

kadınlar:
-gittiii!.. gittiii!..
-napçaz, gittiiiii!..
-bööö!.. böaaaaa!..

aşık memo:
kasesiz zamanlar ben hep iç çektim
kaseler peşinde nice yol teptim
yine varsa kase dağlar ardında
koşarım, uçarım, yine giderim...

kadın:
çok tehlikeli memo, boşuna niyet etme kaseyi geri almaya... kutsal kase'yi fikmek isteyen çoktur. eğer ki kase
fikilirse tılsım bozulur. atmıklı dam suyundan kime şifa gelir ki... hem bırak kutsal kase'yi, senin kaseye
bile çizerler... ama madem gidiyorsun, yolun açık olsun memo...

........
ağaçların arkasında
pusuya yatmış haydutlar:
-hadi parvon!.. saldıvalım patvon!.. hadi!.. hadi!.. hadi!..
-ulan saldırıp allahın meczupunu mu domaltıcaz!.. dur hele şu kaseyi ele geçirsin!.. ondan sonra ben...
dünyada her çeşit kaseyi domaltmış olan ben, en nihayetinde kutsal kase'yi de domaltmış olacağım!..
-patvon be, ben gövdüm, bu kasedeki sudan içen kavılavın memelevi kocaman oluyo... biz içsek bizim de
fikimiz büyüv mü?..
-ben ne bileyim olum!.. hadi hadi, izleyelim, kaçırmıyalım herifi!..

.........
tepedeki kulübesinde
karakun cadısı:
nıha ha ha ha haa!.. az sonra dünyanın en güzel kadını olacağım!.. büyü gücümle fikiş gücüm birleşince
bütün erkekler kölem olacak!.. dünyanın bütün barrakları benim olacak!.. benimmm!..
-kaseden su içip güzelleşerek- lıp lıp lıp lıp... plinnnng!.. plinnng! plinnng!..-
ha ha haa!.. bu dama bu köte fik sokmayacak yiğit var mı şu dünyada?!.. artık gelsin barraklar, gitsin daşşaklar!..

aşık memo:
dam görünce her bir barrak dikilir
barrak dikildi mi damcık fikilir
fik damcıktan dam barraktan sıkılır
sıkıntısız bir iş var ki: otuzbir...

karakun cadısı:
ahha!.. işte ilk barrak ayağıma geldi... hey sen, çabuk gel beni fik!..

aşık memo:
memo'da bir fik var hiç yere inmez
istese de fiki bir yere girmez
şuncacık aklı var fikfik'e ermez
anladığı tek şey var ki: otuzbir...

karakun cadısı:
bana bak sefil yadatık!.. beni büyü yapmaya zorlama!.. sok diyorsam sok o fikini!.. yoksa o fiki solucana çeviririm!..

pencereden giren bir kuş:
ogoaak!.. ogoaak!.. ogoaak!..

karakun cadısı:
o da nesi!.. kahretsin! bir taşakuşu!..

karakun cadısı'nın
kötünü kavrayan taşakuşu:
ogoaak!.. ogoaak!.. ogoaak!.. ogoaak!..

karakun cadısı:
git burdan pislik!.. kötümü sana fiktirmem!.. defol! defol!.. kahretsin, kaseyi kaptı!..

kutsal kase'yi kapıp
pencereden uçan taşakuşu:
ogoaak!.. ogoaak!.. ogoaak!..

süpürgesini kötüne
sokan karakun cadısı:
tabi yaa!.. taşakuşlarının yavrulama mevsimindeyiz!.. kutsal kase'yi yavrularına domalttırmadan
ona yetişmeliyim!..
-aşık memo, bastonunu çevirip kötünde süpürgeyle uçan karakun cadısının damına sokarak- ...hooop, cluk!..-

..........
kayaların üzerindeki yuvada
yavru taşakuşları:
gvöt!.. gvööt!.. gvövöööt!..

kutsal kase'yi
taşıyan taşakuşu:
ogovvk?.. ogovvk?..
-aşağıdan gelen bir taşla vurulan taşakuşu düşerken- tonk!.. ogoooooooooo..........-

dev:
allaallaaa... bu ne böyle yaa... bunca yıldır taşakuşlarına pusu kurup yavrularına getirdikleri kaseleri çalarım,
hiç böyle bir kaseyle karşılaşmış değilim vallahi... eh napalım, bugünkü rızkımız da buymuş...

ağaçların arkasına
saklanan karakun cadısı:
vay canına! kase bu defa da salkımtaşak devi'nin eline geçti!.. salkımtaşak'ın tek bir amacı vardır,
o da köt fikmek... hangi köt olduğu farketmez... ona kutsal kase yerine fiktirebileceğim nefis bir kötüm var!..

haydutlar:
-hadi parvon!.. saldıvalım patvon!..
-dur be olum!.. kaseyi ele geçirsinler hele!..

karakun cadısı:
ay bi bakar mısınııız... ay çok pardooon, buralarda bi kase kaybettim dee... hiç dikkatinizi çekti mi acibaaa?..
ay hep buralarda bööyle arıyorum ama bulamıyoruuum...

salkımtaşak devi:
belkim bu olabiler mi aceba?..

kutsal kaseyi alan
karakun cadısı:
kasem!.. kasem!..

karakun cadısını fiken
salkımtaşak devi:
-şluk!-
kase!.. kase!..

fikilen karakun cadısı:
...oğğğhhh, kaaseeeeemmm!..

-stomp! stomp! stomp! stomp!-
-ahand ohanda ahanda ohanda ahanda ohanda-
fikişen devle cadının yanından kaseyi alan
aşık memo ormanda ilerlerken, haydutlar:
-dur yolcu!.. sende bizim bi emanetimiz varmış. he he he...
-evet, patvon kaseye bavvağı kanıvtacak!..
-işte!.. işte dünyada domaltılabilecek en güzel, en nadide, en kutsal kase!.. onu ben fikeceğim!.. ben!..
-patvon be... fikmeden evvel vercen mi bi yudum?..
-ne?.. ne yudumu!..
-hani patvon, su memelevi büyütüyodu ya... hani fiki de büyütüyoduv diyoduk...
-fiki mi büyütüyo?.. -fikinin iki kat büyüdüğünü düşünüp kutsal sudan içince damı, kötü ve memeleri çıkarak-lıp lıp lıp lıp... plönk!.. plönk!..-
-pa-pa-patvon?.. o kadav güzelsin ki...
...
-dur!.. dur lan!.. gelme üstüme!.. gelme!..
-ohh patvonum benim!.. tam tipimsin... ohhh...
-elleme lan!.. ayıp olum, bi gören olur!..
-ohh..patvoonnn, ooohhh...
-şşşşt, devam et!...
-stomp! stomp! stomp! stomp!-

.........
şehirde bir kadın:
heeey!.. memo geliyor!.. kutsal kase'yi getiriyor!.. aşık memo kaseyi getiriyor!.. duyduk duymadık demeyin!..

kadınlar:
-löngür löngür-
-açılın!..
-açılın ayol!
-çekilin!
-pinnng!.. ping!.. pinng!.. pinnng!..-

kadın:
ohh... sayende tekrar taş gibi vücuduma kavuştum memo... memo?.. nerdesin?..

ufka doğru ilerleyen
aşık memo:
kase sözü düşmez oldu dilimden
bin bir kase geçti her gün önümden
barrağımı bırakmadan elimden
ömür boyu attırdım ben her yana...

.........
ertesi gün ormanda
salkımtaşak devi:
ulan karı dün gözüme nasıl da güzel gözükmüştü, bi de şu haline bak mına koyyim yaa...
nası kurtulcam ki bundan...

dev'e sarılmış yatan
karakun cadısı:
...mmmhh... canım... mmmmmmm...

iç ses

aşık memo yine fikinin
doğrusunda ilerliyordu:
dam peşinde kalmadı dolaşmadığım belde
hastasıyım damcığın fikim daima elde
lakin bir kerre dahi dam domaltmış değilim
hep otuzbir otuzbir, nerde ah fikfik nerde...

ooof of of... yürü yürü daşşaklarıma kara sular indi... biraz oturup dinleneyim...
eh memo, sen daha çok yorulursun
dün yaşa bugün taşa oturursun
sen de fiksen ya tuttun mu kör gibi
bilmem ki otuzbirde ne bulursun...
otuzzsshhh... hhhrrrrnnn... hrnzzzzz...

aşık memo'nun
rüyasındaki iç ses:
memoooooo... meeemoooooo... meeemooooo...
memoooo!.. gel memooo!.. seni bekliyorum!.. geeeell!..
hadi gel memooo... dosdoğru yoluna devam et... karşına çıkacağım... domalt beni memooo... domaaalt...
fik beniii... fiiikk... hadi memooo... geel... bak domaldım seni bekliyoruuum... fik beniii... fiiik...
gel fik beni memooo... fik beniii...

uyanan aşık memo:
ha?!..
hayırır inşallah, pek garip bir rüyaydı...

iç ses:
...gel memooo... fik beniii...

aşık memo:
hatunun sesi de kulağımdan gitmiyor...

şeftali ağacına çıkmış kız:
ay çok pardon, bi saniye bakar mısınıız... ay ben buriya şeftali toplamaya çıkmıştım ama şimdi inemiyoruuum...
ay acebaa bana yardım eder misiniiiz...

aşık memo:
edebilirim.

aşık memo'ya sarılıp
sürtünerek inen kız:
ay bak indiriyorum ayaamı... tutuyo musuuun... ay ay ay... ay sıkı tut aaay!.. ay ay ay düşüyorum aaay!..
bak tutuyosun di mi, bırakıyorum kendimi bak... bak sıkı tut... bırakıyorum bak...
ay ohhh... çok şükür indim şu ağaçtan... ay sana o kadar müteşekkirim ki... şeftali yer misin?..

aşık memo:
yerim.

kız:
ay hep ezilmiş bunlar... hah!.. işte sağlam bi tane!.. al, tüylü, körpe ve sulu... alsana... yoksa tüyünden
huylanır mısın?..

aşık memo:
sen miydin rüyamda beni çağıran?
"fik memo, fik beni" diye bağıran?
senin mi kafamda yankılanan ses?
"domalt sok fikini" diyen o nefes?

kız:
akikkikkikki!.. akikkikkikki!.. seni çapkın seni!.. şeftaliyi görünce aklına hemen damcık geldi di mi!.. ay vallahi
kimsenin rüyasına felan girmedim ben ama fikeceğini bilsem girerdim... e hadi, fik çok istiyosan...

iç ses:
...memooo... gel memooo... fik beniii... fik beniiii...

aşık memo:
fikmem seni değilsen
dilber rüyama giren
sokmam senin değilse
o ses "memo sok" diyen...

kız:
ay fikmiycek misin ayol?.. aaa... adama bak gidiyo... ayol boşuna mı domaldık!..

iç ses:
...fik beni memooo... fik beniii... gel sok banaaa...

-ormanın içinden gelen sesler- hırş... hışır hışır... hışırt... gııırç...-
ormanda kaçıp
kulübeye saklanan kız:
gelme!.. gelme üstüme!.. gelmeee!..

aşık memo:
düşümde göründü domalmış dilber
yoksa sen misin o dilber cevap ver
kulağımda sesi "memo fik beni"
sensen o seni hemencik fikmeli

kız:
be- be- ben... her türlü barraktan kaçıp buralara saklanmışken ne diye kalkıp senin rüyana gireyim!..
ama... ama bir gün köşeye sıkışacağımı biliyordum... demek fikilme günü bugünmüş... napalım,
mukadderat... haydi o halde... hazırım fikilmeye...

iç ses:
...bana gel memooo... fik beniiii... fiiikkk...

kız:
hadi... hadi fikmiyo musun?.. hep bu günü beklemiştim!.. fiksene hadi!.. fik!..

aşık memo:
fikmem seni değilsen
dilber rüyama giren
sokmam senin değilse
o ses "memo sok" diyen...

iç ses:
...gel memooo... gel fik benii... domalt benii...

pencereden bakan kız:
sen!.. sen!.. evet sen!.. tanıdım seni!.. evet evet, fikinden tanıdım!.. çabuk gel buraya!..
hadi çabuk yukarı gel!.. sessiz ol, sessiz!.. abimler duymasın!..
fikinden tanıdım seni!.. sen yolunu gözlediğim beyaz fikli prensimsin benim!.. hadi fik beni!.. ama sessiz ol,
abimler duymasın. onlara kalsa nikahsız barrak yok bana. ama damcık bu, torba değil ki büzesin...

aşık memo:
uyurken düşüme girdi bir kadın
fikilsin istermiş meğerse damın
yoksa barrak isteyen o sen misin?
kulağıma bir "fik beni" der misin?..

kız:
ben kimsenin rüyasına girmedim ama sen yıllardır benim rüyalarıma giriyosun prensim benim!.. hadi sok!..

aşık memo:
fikmem seni değilsen
dilber rüyama giren
sokmam senin değilse
o ses "memo sok" diyen...

kız:
ne!.. ne ne ne!.. yani sen şimdi fikmiyecek misin beni!..
süknettin aabeeey!..
zorlagir aabeeey!..
kanırtcan aabeyyy!..
yetişiiin!.. fikiyolaaar!.. bacınızı fikiyolaaar!.. namus elden gidiyooo!.. damcık elden gidiyo yetişiiiin!..
çabuk olun salaklar çabuk!.. kaçıyo herif!.. şu tarafa gitti, çabuk!..

abiler:
fikti mi? fikti mi?..

kız:
ne fikecek be! kolay mı öyle taş büzüklü kötnur'u domaltmak?!.. şu taraf, çabuk!..

abiler:
yakalıyalım ipneyi!..
...şu tarafa!...
...yok aabey burda...
ülen kaçırmıyalım herifi!.. acele edin!..
...hadi lan hadi!.. bu tarafa!.. hadi!..

mağaradan gelen ses:
...memooo... gel memooo... geeeeel...
...işte sonunda geldin memo... hoş geldin... burası benim çilehanem... yıllardır burda fikfikten uzak
yaşıyorum... bir lokma, bir hırka, bir patlıcanla geçen yıllardan sonra gönül gözüm açıldı... ve düşümde
seni gördüm... o zaman ben de senin düşüne girip sana göründüm. kulağında ses oldum seni çağırdam. çünkü
sen de benim gibi fikfiksiz bir çile içindesin. dertli damın halinden dertli barrak anlar. anladım ki senin tek
fikeceğin dam bende, benim tek yiyeceğim fik sende... hadi memo... fik beni...

ufka doğru ilerleyen
aşık memo:
ben hep peşinden gittim kulağımdaki sesin
"domalt memo, sok fiki" diyen ılık nefesin
fakat fiki sokunca yok olacak ise ses
sokmayıp o ses ile otuzbir çekmek enfes...

iç ses:
...memooo... gitmeee... fik beniiii... gel memooo... fik beniiii... sok banaaa... memooo... memooooooo...

atışma

aşık memo:
aman kızlar can kızlar
fikime kurban kızlar
siz domalın ben sokam
kınalı kötten kızlar

kızlar:
aman memo can memo
damcığa hayran memo
kaldırır da sokmazsın
barrağı taştan memo

aşık memo:
gül saksısı var camda
al kiremitler damda
domalmanız yeterli
köt de fikerim dam da

kızlar:
kum bırakır geride
akarken su derede
dam sulanmış bekliyor
memo fikin nerede?

aşık memo:
pazardan aldım biber
doğradım birer birer
mor hediyem var size
domalırsanız eğer

kızlar:
dağlarda çimen yeşil
yel eser efil efil
memo fik bizi diye
kötleri yaptık sebil

aşık memo:
gökte yıldız parıldar
açım, karnım guruldar
barrağım kedi gibi
mırıl mırıl mırıldar

kızlar:
armut aldım pazardan
korunmalı nazardan
memo sokmayacaksan
yala bizi bızırdan

aşık memo:
hamura çaldım maya
yağı sürdüm tavaya
fikim demirden bir kulp
takayım mor halkaya

kızlar:
balta keser ağacı
zordur çıkmak yamacı
boş kaldı bak damcıklar
tıka memo tıkacı

aşık memo:
kızları domaltmak hoş
memo, damlara bak coş
kalkmışken çek otuzbir
damcığa fik sokmak boş

kızlar:
memo bizi domalttın
ama yine aldattın
fikicem sizi dedin
kötleri boş bıraktın

destan

hayli zamandır vardı içimde bir sıkıntı
aniden çıkıveren inceden bir üzüntü

üzülünce çıkarıp okşasam da fikimi
o an daha bir hüzün kaplıyordu içimi

buğuluydu kaseler gözlerimdeki yaştan
evde çöp sepetine attırırken yavaştan

düne değin kıvançla, göğsümü gere gere
otuzbir çekmiş iken şimdi bedbahtlık niye?

aslen niye demenin belli ki alemi yok
sebep açık, ortada: fik sopa lakin dam yok

fikim masaya alttan "tak tak" diye vururken
masaya vurdum yumruk "memo! kalk! dam fik!" derken

çektim donu sıkıştı fik sola bakar halde
çıktım dam hülyasıyla fikimi tutar halde

dama hasret barrağı dikelttim göğe doğru
yürüdüm fikin "yürü!" dediği yöne doğru

kararlıydım fikmeye kıllı kılsız damları
tekrar kıvanç dolmuştum boşverince gamları

sokakta damdan daha bol bir şey varsa eğer
o da köt ve memedir, hepsi de seyre değer

her kızda bir dam, bir köt, bir çift meme bulunur
domalana vururken memelerden tutulur

ne vakit ki memeden kavrar ise ellerim
o an inanacağım: "işte dam fikmekteyim!.."

velhasıl fikfik için, kalbim pıt pıt atarak
çıktık yola ben, fikim, iki de mutlu daşak

sokaklarda bin bir köt, birbirinden iriler
sanki domalmak için yaratılmış gibiler

yürürken köt lobları bir sağ bir sol yapıyor
sanki aradan bana damcıklar göz kırpıyor

domaltsam bir kaseyi damcıktan fikmek için
sokar iken fikimi sevinsem için için

ve yahut da sırt üstü yatırsam bir dilberi
sonra da gidip gelsem bir ileri bir geri

ben üstte saydırırken hatun altta inlese
kötünde şakırdayan daşşağımı dinlese

göğsüne değen burnum memeleri koklasa
ben vurdukça memeler hopur hopur hoplasa

akabinde çıkarıp fiki versem eline
o da tutup deydise yumuşacık diline

saçlarından tutarak okşasam ensesini
attırırken hissetsem fikimde nefesimi

bakıp bakıp düşündüm hep böyle güzel şeyler
kıyırımdan geçerken koca koca kaseler

seyrettikçe kötleri fikime kan yürüdü
ateşlenen barrağım büyüdükçe büyüdü

daşşaklar tortop oldu, barrak desen demirden
girmek ister hatuna kah damdan kah dübürden

lakin mevzu bir türlü oraya varamadı
yüreğimdeki kıvanç bir fike yaramadı

kızlar baktı gözümün hep içine içine
biri bile demedi "oturayım fikine"

ulan, olsaydı eğer sulu bir damcık bende
domalır fiktirirdim damcığımı heryerde

velakin mukadderat, fik sahibi doğmuşuz
damcığa dil dökmeye baştan mahkum olmuşuz

sen domal demedikçe domalmıyor hatunlar
fik isteyen damcıktan aksa da seller sular

o gün akşama doğru umut kestim damcıktan
hatunlar birer birer çekilince sokaktan

fikim kazık şeklinde bir süre durakladım
neden sonra ufaktan haneye topukladım

hüzünlü müyüm? evet, dam fikmemek üzücü
lakin fik hâlâ kalkık, hırsla zonkluyor ucu

bir kız dahi domalıp köt vermese de bana
otuzbir çekeceğim topunun damcığına

anladım ki memo'nun fiki hiç inmeyecek
hep otuzbir çekmekten kederi hiç dinmeyecek...

dedi ki of oof!

memo derler, bir koç yiğit var idi
şol kainat barrağına dar idi
başşakları kor kor olmuş nar idi
bağrı alevlendi, dedi ki of oof!

sabah kuşluk vakti horoz öterken
yağlı ekmek sürüp yumurta yerken
bir taraftan otuzbir de çekerken
attırdı dağlara, dedi ki of oof!

o an dağlar gümbürdedi sarsıldı
yer yarıldı tam ikiye ayrıldı
yeryüzüne bin bir dam köt savruldu
memo çayın içti, dedi ki of oof!

damlar kötler şol dağları aştılar
memo'nun fikini görüp şaştılar
domalarak fike doğru koştular
memo tuttu fiki, dedi ki of oof!

fik bu, tuttuğunda kalkar kafası
dam diye fısıldar sanki nefesi
baş var, göz yok, bilmez, damcık neresi
memo baktı dama, dedi ki of oof!

bir dam seğirterek geldi yanına
domaldı yaslandı fikin ucuna
arzu eder ki fik girsin içine
barrak dile geldi, dedi ki of oof!

söyle memo, fikin hali nicedir?
dam içinde gündüz artık gecedir
soksan, diyeceğin iki hecedir
dam fikenler daim dedi ki of oof!

o anda bir kuvvet geldi memo'ya
başladı barrağı sıvazlamaya
evvel kimse böyle o'sbir görmeye
sel gibi attırdı, dedi ki of oof!

damcıklar o selle dağa savruldu
dağ hepsinin üstlerine devrildi
dünya eski vaziyete çevrildi
memo kaldı yalnız, dedi ki of oof!
saygı sevgi hörmet

not: imla hatası yoktur şiirin orjinal yazımı bu şakildedir. (bkz: karikatür dili)

devamını okuyayım »
21.05.2011 17:38