kordon boyu izmirim

  • 318
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

anna karenina

direk şıpoylır diyim de, konudan bahsedeceğim film olacak herhalde...

--- spoiler ---

bu tip hikayeler her zaman için etkileyicidir. insan ruhunun kıvrımları, olmadık şeylere bir anda açılıvermesi ve konu aşk, tutku, arzu olunca bu ruh kıvrımlarındaki en kuytu köşelerin bile açığa çıkıvermesi. madam bovary fransız, anna karenina rus, bizde de aşk-ı memnu benzer alanlarda dolanırlar, bu kadar evrensel bir şey işte, tam insan olma hali. en zayıf, en güçlü, en korkak, en cesur bir sürü halleriyle.

çok bilinen bu hikayeyi teatral anlatım biçimiyle yeniden kullanıma almak değişik ve hoş bir fikir. zaten film totalde kostüm-dekor, sanat yönetmenliğine, sinematografiye (adaylıklar vs için, ki müzikler de güzel, o da olur bak)) göz kırpıyor aslında. sinematografisi, anlatmak istediği duyguyu, anı verme adına renk kullanımı (özellikle karakterlerin giysileri, anna ve vronsky'nin beyazlıkları gecenin karanlığında, trenin buzla kaplı bembeyazlığı-işçinin kömür karası yüzü ve daha pek çok sahne) oyuncuların pozisyonlanmaları en dikkat çeken özelliği.

yazılmıştır sanırım, tüm entry'lere bakamadım ama vals sahnesi sanat yönetimi için filmin herhalde kartını en güçlü kullandığı sahne. ama allah için yönetmen ruhunu koymuş oraya, bir vals ve de valse entegre eser miktardan hallice sevişme, vals müziğiyle de yoğrulup bu kadar güzel anlatılabilirdi. yasak aşkın tutku ve ihtirasını vermede epey etkili olmuş vals müziği. tabii, bu etkiyi yaratan şeyler arasında anna'nın kostümü, genelde kostümler ve özellikle o muhteşem kolyesi, artı küpeleri, yüzükleri, yani o imparatorluk rusya'sının görkemini veren tüm zenginlik göstergelerini saymadan olmaz.

imparatorluk rusya'sı ile değişmekte olan bu imparatorluğun sosyal yapısı da (eski kafalı moskovalılarla, havalı petersburglular olarak atfedildiği üzere) sanki verilmek istenmiş ama çok yedirilememiş gibi. sanki o yasak aşk'ın da içine doğduğu o sosyolojik durum eleştirisi biraz kenarda kalıyor gibi. ama yine de güzel. anna ve vronsky illaki etkiliyorlar, ki bu büyük oranda romanın güçlü temellerinden geliyor zaten.

gerçi jude law'u aldatılan koca/imparatorluk temsilcisi değil de, yasak aşkın diğer kahramanı olarak o vals sahnesinde, anna ile yasak aşkında görmek istemez miydim? isterdim elbet yalan yok ama alfie'de gördüydük zati diyerek teselli bulduk artık yapacak bir şey yok.

ve ister fransız, ister türk isterse de rus olsun, illaki işin sonunda kadın herbişeylerin bedelini en fecisinden öderken, erkekler gül gibi ortalıktadır, yazgısına yandığım.
bu arada, keira'nın o gül motifli kolyesi, kaç yıl önceki titanik'teki kate'inkini iyi döver bence. oscar'larda bile taktıydı onu, burada harcarlarsa keira'nın kolyesini yanarım.

edit: lepridik'ten gelen bir mesaj unuttuğum önemli bir noktayı hatırlattı bana, teşekkürler. filmde bir yasak aşkın sebep olacağı duygu çatışmaları vs (bahsettiğim sosyal kısmın iyi yedirilememiş gibi durması da aynen) yani duygusal derinlik kısmı biraz eksik kalmış gibi hissedilebilir. ama tam olarak eksiklik de değil çünkü filmin yapısı teatral, ve o teatrallikle zaten yabancılaştırma yapıyor yönetmen ve yabancılaştırmada da duygu derinliği beklemek biraz fazla derin olabilir tabii... o yüzden biraz...değişik ya da eksikli gelebilir. bu tip bir yabancılaştırmalı kurguda, oyuncular da yapabileceklerini yapmışlar bence. yani genelde izlenebilir bir iş.

son not: jude law'a o vals sahnesini çok gören herkeslere (castçısı, senaristçisi, yönetmen ve herkesçiklere) selam çakarım bizim semalardan.

--- spoiler ---

insanın anlaşılması ne kadar zor ya da ne kadar basit bir varlık aynı anda olabileceğini görmek, kuralların ve normların, sınırlarının zorlanmasına ve kurulmuş yapının bozulmasına ne kadar izin ver/m/eyeceğini bir kez daha görmek, mücevherlerin ve kostümlerin göz alıcılığıyla hoş bir iki saat geçirmek için seçilebilir bir film. güzel müzikleri de cabası.

devamını okuyayım »
05.01.2013 22:12