koyukirmizi

  • 1655
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen ay

öğretmenlerin yata yata para kazanması

“2 dil bilen mühendis adayının” açtığı başlık.
nereden tutsam tutarsızlık, nereden baksam ahmakça…
lafa bakınız: 2 dil biliyormuş da mühendis olacakmış da... sanki kız vereceğiz adama... lan değişik, bize ne senin cv'nden…
nasıl bir çelişkidir bu senin içinde yüzdüğün?
bu boktan eğitim sisteminin sana öğrettiği iki dille ve sana verdiği/vereceği mühendislik diplomasıyla gurur duyuyorsun da, aynı sistemin içinde senin gibi lavukları eğiten emekçinin aldığı paraya, yaptığı tatile niye göz dikiyorsun?
"kazan doğurdu" deyince oluyor da "kazan öldü" deyince mi olmuyor?
evladım, belli ki senin bazı öğretmenlerin sendeki pırlanta gibi zekayı, üstün cevheri görmemiş, üzerine eğilmemiş, o yüzden böyle ezik kalmışsın.
belli ki beden hocan da "yata yata kazanmış", seni iki tur koşturmamış, beynine oksijen gitmemiş.
ama ülke gerçeği başka…
öyle sanal ortamlara dökülüp "mühendislik okudum, açılın köprü yapıcam heyyyt" diye sayısalcı egosu taslamayla olmuyor bu işler.
zira senin öğretmenlere hissettiğin negatif duyguların 50 katını bir çırpıda "adayı" olduğun meslek grubuna kusabilirim. yıpranırsın.
bu başlığın sahibi olan genç mühendis arkadaşım… lafı uzatacağım. bu iş böyle olmaz… ilerlemenin yolu, ilim irfanın yolu başkasına bok atmaktan değil, kendi bokunu temizlemekten geçer.

samimiyetle söylüyorum ki bende yarattığın intiba şudur: oturmuşsun bilgisayarın başına, “2034’te ramazan bayramı hafta içine geliyor, ohhh 9 gün tatilll, oohh mis akçay’a gider götümü yayarım” hesabına giriyorsun. kafamda oluşan kare budur… sende bu ışığı gördüm ben.

şimdi sana ve senin gibi düşünen çok bilmişlere gelsin bu paragraftan sonra yazdıklarım:
hiiiç doğu'daki insanlık dışı koşullarda öğretmenlik yapmaya çalışan genç insanların realitesinden bahsetmeyeceğim.
istanbul'un göbeğinden, mecidiyeköy’den, kuştepe’ten, dolapdere’den, harbiye’den bahsedeceğim... sen o mühendis adayı kıçını kaldır, bu dediğim yerlerdeki devlet okullarına bir bak bakalım. ama mühendis kafanla bakma. yani akıllı tahtalara, kolon-kirişlere, yenilenmiş binalara bakma sakın… insanlara bak. velilere bak. çocuklara bak. ta gözlerinin içine bak.
çakma disney karakterli çin malı çantalarıyla sabahın köründe ayağını sürükleye sürükleye okula gelen, burnu sümüklü, saçı örgülü, gözü parlak çocuklara bak!
onların burnunu iğrenmeden silen öğretmenlere bak! gözlerdeki o fer sönmesin, aman okuldan soğumasınlar diye kendini paralayan öğretmenlere bak.
geçen yıl 26 kişi olan sınıfların, embesil buyurganların boktan kanunları yüzünden nasıl bir anda 46 kişiye çıktığına bak.
o sınıflarda çığlık çığlık tepişen çocuklara sesini yükseltmeden, azarlamadan eğitim vermeye çalışan öğretmenlerin nasıl paralandığını gör. o çocuklara bir kelam öğretmeye çalışan emekçilerin halini gör.

o insanların yetiştirdikleri saksıdaki begonya değil benim güzel mühendis arkadaşım. onlar benim kuzumu, benim kalbimi, benim yavrumu yetiştiriyor.
en temiz duygularımla diyorum ki, kesinlikle daha çok kazanmayı hak ediyorlar.

devamını okuyayım »
23.04.2014 12:47