krasotkin

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (505)
  • 2761
  • 7
  • 3
  • 0
  • dün

oblomov

" stoltz: ama bu hayatta sevmediğin şey ne?onu söyle.
oblomov: her şey, durmadan öteye beriye koşmalar, küçük ihtiras oyunları, hele de aç gözlülükler, rekabetler, dedikodular, birbirine çelme atmalar, birbirini tepeden tırnağa süzmeler.konuşmalarını dinledikçe insan budalalaşıyor.ilk bakışta zeki insanlar sanırsın, yüzlerinde ciddilik okunur, ama bütün söyledikleri şu biçim şeyler: "falanca veya filanca, bilmem ne satın aldı, bilmem neresini kiraladı." başka birisi:" aa!olur şey değil niçin acaba?!" yahut:"falanca dün akşam kulüpte müthiş para kaybetti, bir başkası üçyüz bin kazandı." illallah bunlardan.bunlar arasında insanlık nerede?insanlığın yüceliği, bütünlüğü nerede kaldı?insanlık ufak paralar haline gelmiş...hayat amma da hayat ha.ne bulabilir insan orada?fikir meseleleri mi var, duygu meseleleri mi var?bu hayatın bir ekseni yok: derin, hayati hiç bir yanı yok!"

satırlarından da görüldüğü gibi, oblomov sadece bir aristokrat, beyzade tembelliğinin ve uyuşukluğunun bir simgesi değil, aynı zamanda rutin hayatın klişeliklerinin, bayağı ve dejenere olmuş bir şekilde yaşayıp giden sosyal çevresinin de sert ve haklı bir eleştirisidir.ama gelin görün ki onun tembellik vasfı, hep, onun bayağılıkları ve klişeleri kesin bir biçimde reddeden kişilik özelliğini bastırmıştır.ve oblomov her seferinde uyuşukluğuyla yadedilen bir edebi karakter haline gelmiştir.nasıl ki don quijote hatırlara sadece yel değirmenlerine saldıran bir karakter olarak geliyorsa (ki sizi temin ederim, bundan çok çok fazlasıdır), oblomov da buna benzer bir talihsizlik yaşamaktadır maalesef.

demek istediğim; oblomov kendini akıp giden hayattan çekmişse, çevresinden izole etmişse, tembellik sıfatından ziyade bir sebebi vardır.ama kendini dar ve sığ bir çevreye kapatmaktan başka, klasik yaşam tarzına karşı bir alternatif geliştirememesinin cefasını, çoğu defa, geceleri ansızın yatağından fırlayıp, haybeye feda olan ve halen olmakta bulunan yıllarına döktüğü sessiz gözyaşlarıyla çeker.bu haliyle oblomov'un bütün hayatı kendini yiyip bitiren bir ikilemdir aslında.o, esasında rutin hayatın bayağılıklarını reddettiği gibi, kendi yaşam tarzını da hiç benimseyememiştir.tüm bunların yerine yeni bir şeyler koymaya çalışmak düşüncesi bile onu çok yorar, hayatın istikametini tamamen değiştirmek fiili ise hiç oblomov'a göre bir iş değildir.

bu soylu, iyi yürekli saf adamın elinden, bu haliyle, kendi kendini tüketmekten başka bir şey gelmez.

bir don quijote'a, bir de oblomov'a çok üzüldüm nedense.ki iki kahramana da insanlar daha çok gülerler aslında.ama yavaş yavaş anlıyorum ki, benim üzüntüm, acımam bu iki adamdan çok, kendimedir.evet kendime..aczlerimi ve zaaflarımı kendimden çoğu defa gizlediğim için, bu eksiklikleri (ya da niye eksiklik olsun ki canım, onlar da beni ben yapan şeylerden biri sonuçta)** ancak onların vesilesiyle teşhir edip görebiliyorum.sonra da vay efendim oblomov tembel, vay efendim don quijote havai...değil efendi değil; oblomov tembel, don quijote havai değil.velev ki quasimodo da aslında yalnız ve çirkin değil...

devamını okuyayım »
17.08.2005 18:42