kristen pfaff

  • 339
  • 12
  • 1
  • 0
  • 5 gün önce

ben nasıl cesaret etmişim buna denilen şeyler

yaş 23, yunanistanda selanikteyim 1 seneliğine. öyle erasmus falan da değil. okulu bırakmış orda bir projeye katılmışım onun son demleri. babayı kaybedeli 1 sene bile olmamış daha hala kendimde değilim. atinaya gittim bi kaç günlüğüne, adam biri takıldı peşime. arkadaşı aradım dedim bu adam nereye gitsem geliyor, metroda yol sordu, sonra geldi yanıma oturdu, metrodan indik beni takip ediyor nerede otursam gidiyor karşıma oturuyor delircem. neyse yolu otobüsü falan tarif etti bin gel ben seni alıcam dedi. o arada adam bıraktı peşimi. neyse akşam evde farkettik ki piç hangi arada hiç bilmiyorum, yapışkanlı çantanın içinden cüzdanı çalmayı başarmış. bendeki bütün paralar artı tüm kredi kartları gitti. neyse çok dert etmedim dedim selaniğe geri dönücem zaten orda biraz para vardı, yakında da türkiyeye döncem sorun yok. fakat arada sırbistanda bir festival var, ev arkadaşım çok methetmişti ona gidicem. ama gönüllü olarak çalışcam, kamp parası falan vermicem, günlük de bir öğün sandviç içecek falan veriyorlar. neyse döndüm selaniğe. baktım 100 euro mu 150 mi ne öyle bişi kalmış yalan olmasın. ya dediler zaten sırbistan çok ucuz, selanikten sırbistana gidiş dönüş otobüs bileti de almışım. (uçak değil evet ilginç bir kafa ama 40 euro falandı otobüs, ben de yolları görürüm ilginç olur dedim) bir yiyeceğe para vercem, bir hafta yeter heralde dedim. tek başıma, kimseyi tanımıyorum, cebimde sadece 100 euro para kalmış, onun dışında hiç kartım olmadığı gibi o zamanlar western union falan da bilmiyoruz, bana para göndermenin falan yolu yok. zaten sırbistanda telefon olayını nasıl yapcam bilmiyorum, hat alcam mı, ne kadar, alsam festival alanında şarj aleti var mı vs. uzun iş, kime haber veriyon bana para gönderin diye. neyse gittim festivale. mükemmeldi, gönüllülerden bir ton insanla tanıştım, süper festival, çok eğlendik (iyi ki gitmişim). festival bitti. benim cebimde kalmış sadece üç beş kuruş. buraya kadar sorun yoktu aslında. sonuçta otobüse binip selaniğe geri döncem, sonra da toplanıp türkiye. neyse cebimde doğru düzgün hiç para kalmamış ama otobüse geç kalcam. (herkes gitti yemin ederim bi türlü bırakamadık biz festival alanını) gittim taksicilerin yanına. sırbistanda da bir olay var, bu taksiciler fena kazıklıyor. gelen tursitlere falan bilgi verilen broşürlerde yazar, bak canım şehrin bir ucundan öteki ucuna gitsen en fazla şu kadar para yazar buna göre sen hesap et kazıklanıp kazıklanmadığını diye. neyse sözde çok akıllıyım, gittim taksicilere dedim şuraya gidicem ama taksimetreniz var mı. illa taksimetrede görcem rakamı. neyse hiçbirinde yok. biri geldi dedi bende var, gel götüreyim. hemen dedim tamam. bindik taksiye. o taksimetre nasıl bişey yemin ederim 3er 3er atlıyor rakamları. piçte taksimetre var sağolsun, ama kendi matematiğini uyguluyor. köprüyü geçer geçmez baktım taksimetredeki para benim cebimdeki parayı geçiyor, dedim sorun çıkacak. indir beni köşede tamam istemiyorum dedim. mallığa bakar mısın, kendimi de savunmadım verdim taksimetrede yazan parayı. o anda zaten polis falan çağırsam uğraşcak vaktim yok. ki polis gelse taksimetrede yazan rakamı nasıl açıklıcam onu da bilmiyorum. neyse indim köşede, aldım çantayı koştura koştura gidiyorum. bu hikayenin sonu farketmişsinizdir ki otobüsü kaçırmamla bitiyor. ama sandığınız sebepten değil. işte burda sırp-yunan ortaklığı bir fiyasko devreye giriyor ki, anlatılmaz yaşanır. gitiiğimde otobüs yerinde yoktu evet. ama aslında sorun bende de değilmiş, mallar otobüsü bir gün önceye almışlar (o nasıl bir değişlik amk.) beni de aramaya çalışmışlar ama ben sırbistandayken gittim prepaid sırp hattı aldım, bunlara da zamanında tabi yunan hattını vermişim. aramışlar haber vermek için ulaşamamışlar. (ben bunu 2 gün sonra öğreniyorum). burdan sonra olaylar olaylar. aradım festivaldeki bir arkadaşı, dedim ben burda kaldım gidemiyorum geriye. buluştuk. sonra onun evinde kalacağı arkadaşın, gidip başka yeri ziyaret etmeye karar vermesi, bunu kıza söylemeyi unutması, ikimizin de sokakta kalmamız, (çocuğu ben de tanıyorum bu arada normalde inanılmaz tatlı süper bir insan, nasıl yaptı bu hödüklüğü peki, zeki günleri karıştırmış) çocuğun komşusunun bizi çok sevip evinde ağırlaması, adamın kızıyla arasının iyi olmadığını öğrenmemiz, fotoğraflara bakarken dorotanın (benim yanımdaki kız arkadaş) kızla bir kaç gün önce tanışmış olması, adamın kızının şehirde olduğunu bilmemesi, adamı üzüp olayı nasıl toplarlayacağımızı bilmememiz, mükemmel misafirperverlikle bizi beslemesi, kano yapmaya götürmesi, sonra belgrada otostop çekmemiz için uygun yolun olduğu yere götürmesi, yanımıza harita ve konserve vermesi (kendisinin buzdolabı yoktu, yalnız yaşıyor, konserveyle besleniyor, onları da bizimle paylaştı), ayrıca belgrada gidince hem onu hem de birbirimizi arayabilelim diye cep telefonlarımıza para yüklemesi (duşan hala yaşıyorsan, cennetlik adamsın yemin ederim, inşallah hayatındaki her şey düzelmiştir, amin), novisaddan belgrada kadar lüks spor bir araba içinde gelmemiz, adamın bize arkadaşımızla buluşacağımız tren garının önüne kadar bırakması, ordan bizi arkadaşın alması ve evine götürmesi, annesinin bize yemek yapması (maya annesinin adı, arkadaşımız filipe sevgilisiyle italyada gezerken hamile kalıyor, sonra aldırmaya karar veriyorlar, bir gün filipin babasının ofisine bu dini yaymak için gelen adamlardan iki tanesi geliyor, günahlar falan bahsederken adam arıyor filipin annesini çocuğu aldırmaktan vazgeçiyorlar. filip doğuyor. o zamandan beri de anlaşamıyorlarmış zaten, haliyle boşanmışlar.) filipin bizi okulunun partisine götürmesi, arkadaşlarıyla tanıştırması, benim en yakın otobüsün 3 gün sonra olduğunu öğrenmemiz. dorotanın başka bir arkadaşıyla buluşup bizi terketmesi. filipin arkadaşlarının sabaha kadar süren partisi, eve dönüş yolunun hepsini yürüyerek katetmek zorunda kalmamız. 3 gün boyunca filipten geçinmem, annesinin mükemmeliği, yunanistana giden otobüsü bu sefer yakalamam ve kapanış.

ps: arada çok fazla daha olay oldu. bok gibi sonuçlanabilirdi, büyük ihtimalle de benim cebimde para olmaması nedeniyle. herşey mükemmel oldu, fazladan belgradda takıldım, çok eğlendim falan. cahil cesaretiyle, garip bir şansın karışımına sahiptim. bir de mükemmel arkadaşlara. filiple dorota iki sene çıktılar. polonya-sırbistan arası bol otosoplu bir süreç olmuş. protestoların olduğu yıl filiple taşkışlanın önünde karşılaştık (15 milyonluk şehir evet nasıl oldu hiç bir fikrimiz yok), gezi parkını arıyordu. dorotoyla karadeniz üzerinden gürcistana gidiyorlarmış. otostopla evet. ertesi yıl ayrıldılar. duyduğuma göre en son süreçte dorota baya sırpça konuşmaya başlamış (ikinci major dalıydı kendisinin), filipe küfürleri sırpça ediyormuş. filip en son kavgalarının tamamıyla sırpça olduğuna yemin etmişti. geçen sene filiple sırbistanda görüştük tekrar. 4 sene sonra ikimizde hala biraz manyaktık. kendisi en son taylandda garsonluk yapıyordu. ben de artık stockholmdeyim ama büyük ihtimalle dünyanın başka bir yerinde tekrar karşılaşırız diye düşünüyorum. bu kadar uzun hikaye büyük ihtimalle bir yere bağlanır.

devamını okuyayım »
16.10.2016 22:59