krozac

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (521)
  • 1111
  • 71
  • 12
  • 1
  • bugün

yer yarılsa da içine girsem denilen anlar

üniversitenin son senesinde okurken bir yandan da bir ofiste çalıştım. şirketin arabası kaza yapınca kasko anında araba vermedi, ben de jest olsun diye toplantıya benim arabamla gitmeyi önerdim.araba kullanmaktan nefret eden patronumun da yan koltukta oturacak olması çok hoşuna gitmiş olacak ki hemen kabul etti.

bu arada benim annemin şöyle garip bir olayı var; bütün iyi poşetlere çöp koyduğu için eşyalarımızı migros poşetinde taşıyoruz. yıllardır vazgeçmedi bu huyundan. her neyse, sabah kalktım, kahvaltımı yaptım, yanıma ek kıyafet aldım ne olur ne olmaz diye, kıyafetleri migros poşetinde arabanın bagajına koyduğumu sanıp başka bir migros poşetiyle köpeğimi tuvalete çıkardım. işimizi hallettik, kaka torbasını çöpe attım, köpeği eve koydum, "aaa kıyafetleri elimde taşımışım ne salağım "deyip kendime güldüm, kıyafetleri de bagaja koydum yola çıktım.

biraz zaman geçti, arabayı sürerken burnuma leş gibi bir koku geliyor ama gübredir herhalde diyorum. ( tam gübre atılma sezonuydu). benzinlikte durdum, bi oda kokusu aldım, arabanın içini oda kokusuna boğdum sonra arabayı park edip işe girdim.

toplantıya gitme zamanı geldi, artist artist "starbuckstan kahve ister misiniz tolga bey? ben kendime alacağım" diyorum. lan sen ilk önce koku işini hallet, kahve içmen eksik kalsın. adama arabayı açtım, girdim kahveyi aldım. döndüğümde adam arabanın etrafında volta atıyor. "ne oldu?"diye soruyorum, "senin araban biraz küçük krozac. aslında aydın bey de gelse iyi olur. onun arabasıyla mı gitsek? sığmaz çünkü senin arabana " diyor. aydın bey dediği de sulak arazide yetişen 2 metrelik bi abimiz. adamın boyu kadar arabam var zaten. tolga bey haklı ama şöyle bir sıkıntı var ki, aydın bey bizim toplantısını yapacağımız işle çok alakasız bir abimiz. bir sorun var gibi ama anlamıyorum ne olduğunu. "tamam öyle yapalım" diyorum, içeri girip aydın beyi çağırıyorum, cimri midir nedir o da enteresan bahanelerle kısacası "gelirim ama benim arabayı kullanamayız" demeye getiriyor. eşyalarını toplayıp anında yola koyuluyor. adamın arkasından yürürken "lan ben bu koca adamı o küçücük arabaya nasıl sığdıracağım?" diye geçiriyorum içimden. halbuki , boy sorunundan daha büyük sorunlarım olduğunu bir bilsem...

dışarı çıkınca tolga bey "aydın hadi arabanı çıkar da onunla gidelim" diyor. adam bir anda tebessüm etmeye başlıyor. içimden acaba şoförlüğümden mi korktu diye geçiriyorum. aydın "yok abi işte gidelim bununla. benim arabayı çıkartamam şimdi" diyor. neyse en sonunda arabama binmeye karar veriyorlar. kapıyı açar açmaz o leş kokuyu gördüğüme yemin edebilirim. scooby doo'da vardı galiba. kokuyu yeşil yeşil çizmişlerdi. arabanın içinde aynı öyle bişey dolaşıyor. geçen hafta arabamda peynir taşıtan teyzeme laf ediyorum içimden. arabaya oturuyorum ama dayanılacak gibi değil. ne yapacağımı şaşırırken aydın arabaya binip " araban niye bok kokuyor krozac?" diyor. ağlamaklı gözlerle gübreli yoldan geçerken arabaya mı süründü gübre acaba? falan gibi fantastik şeyler düşünüyorum. aydın bir anda çıkıp arabanın altına falan bakıyor, bagajı açmasıyla, "abi neden bagajında bok taşıyorsun?" diyor. " aaa köpeğimin kakası o. kıyafet yerine onu mu koymuşum" diyorum ama o an inme indi galiba bana. hayatımda hatırlamadığım bir kaç olay var. bu onlardan birisi.

sonra ne oldu, arabadan o torbayı kim attı, nasıl attı hiç bilmiyorum. resmen travma geçirmişim. kokuya karşı hassasiyeti olan bir insanın arabasında köpek kakası taşıması neyin karması acaba? hala düşünürüm.

her neyse. toplantıya gittik. (aydın bey'in arabasıyla! yolda" benim arabam eski ama en azından bok kokmuyor abi ekieki " diye güldü hıyar. sanki özellikle koydum torbayı oraya) adamların toplantıda ne dediğini falan hiç hatırlamıyorum. zaten ötekiler de hatırlamıyor galiba ki toplantı o kadar verimsiz geçmiş ki, bir sonraki gün için bizim ofiste toplantı yapmaya karar verilmiş müşteriyle.

şu ana kadar yerin dibine girdiğimi sanıyorsanız, çok yanılıyorsunuz. sonraki gün ofise gittiğimde çaycı abi gelip "arabanı bi iç dış yıkamaya mı versen? dün kaka koymuşsun içine" diyor. bütün ofisin dilinde benim bagajdaki kaka torbası. eşyalarımı masaya koyup sinirle sigara içmeye çıkıyorum. yan komşumuz da cafe. cafe'nin sahibi beyefendi beni görür görmez eliyle "bekle"der gibi bir işaret yapıyor. yanıma elinde sarı bir çöp poşetiyle gelip "bunlar limon kokulu. biz bunlardan kullanıyoruz. buyrun size vereyim şunu" deyip elime bir tomar limon kokulu çöp poşeti tutuşturuyor. "allahım rüyada mıyım acaba ben?" derken içerden sesleniyorlar. müşteri gelmiş. elimde sarı çöp poşetleriyle içeri giriyorum. adamlar " dünkü vakadan sonra tedbirlisiniz" diyorlar. lan! siz de mi amk?. adam kibar kibar dalga geçti benimle resmen. "köpek kakası da kötü kokar" falan diyor. "tamam abi anladık. artık bir toplantıya geçebilir miyiz?" diye düşünürken aydın pezevengi içeri girip müşteriyle gülüşmeye başlıyor. toplantı 2 saat sürdü. bunun 1 saat 15 dakikası köpek boku üzerine gerek aydın bey'in gerek müşteri'nin verdiği lecturelarla geçti.

olayın olduğu gün, arabayı iç-dış yıkatmıştım. ikinci gün gidip yine yıkattım.yetmedi, elime sabunlu bez alıp bagajı komple sildim. yetmedi, fıs fıs koku veren gladelerden alıp bagaja koydum. o da kavun kokulu muymuş neymiş, bir hafta taksici gibi koka koka gezdim yollarda.

aydın beyi geçen yüksek lisanstan arkadaşlarımla içmeye gittiğimde gördüm. hayvanoğlu hayvan orada da anlattı bagajdaki kaka torbası olayını. yanında da sarı tutku gibi bi abla var. ona mı kur yapmaya çalıştı beni gömerek anlamadım. sanırım kendisini öldürmem gerekecek. olay 2012 yılında yaşandı, yıl olmuş 2017 adam ısrarla bu olayı anlatıyor.

devamını okuyayım »
12.08.2017 14:55