kucuk bir hic

  • 313
  • 1
  • 0
  • 0
  • 2 hafta önce

ankara

şimdiden söylüyorum, istanbul'a bok atma, istanbul'u karalama niyetinde değilim bunları yazarken. zaten deli olduğum, içimi titreten, doğduğum ve büyüdüğüm şehir ankara'yı nasıl iki günde daha çok sevmemi sağladığını yazmak istedim sadece. ankara, ve evet benim için her zaman istanbul'dan dönüşü en güzel olan.

bir arkadaşımla haftasonunu geçirmek üzere gittik istanbul'a, otobüsle. sabah vardık, otele gidişimiz sekizi bulmuştu. oda boşalmadığı için dışarda kahve içelim gazete okuyalım diye yürümeye başladık. rengarenk, küçücük istanbul'un sokakları, kafeleri. insanlar hep turuncu, film noir, hep son feci bisiklet. biz akşama kadar bir aşağı bir yukarı yürüdük istanbul'da. istanbul bana bu sefer, kıpkırmızı bir balonu hatırlattı. çok şişmiş, kıpkırmızı bir balon.

sonra ankara'ya döndük pazar akşamı, ankara asfalt ve çuha çiçeği kokuyordu. ankara'da güneş batarken mutsuz oturduğun barlarda sana keyiflen diye kestane şekeri getirirlerdi çünkü. ankara'da üstünü giyinip çıkardın ve protokol*'den aşağı doğru yürümek on dakika sürmezdi. ankara'da gezecek, gece çıkılacak hiçbir yer yoktu ama seğmenler'de çamlar ve yanına gidip oturabileceğin insanlar vardı.

ankara'da evet beton kokusu vardı ama para kokmuyordu ankara. candan bir şeyler vardı yani, özlediğimiz, özlenilen. bundandır yani, dönüşünün güzel olması, sıkıcılığının bile babacan bir tavrı olması. öyledir işte.

devamını okuyayım »
04.03.2013 14:16