kucuk bir hic

  • 313
  • 1
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

sylvia plath

sen her şeyin durmasını istiyorsun. hayat dışarda, karda bıraktığın ayak izlerinde, bir mavi karganın iki ağaç arasında gidip gelmesinde, apartman boşluklarından yayılan sarı ışıklarda akıp gidiyor. sen, hayat akarken, öylece bırakıyorsun kendini; nefes alış verişlerinde, vücudunu kaplayan tüm kılcal damarların, tüm görünmez, ince tüylerin arasından içine doluyor hayat; hayat kaptığın soğuk algınlığı gibi acıtıyor burnunu, ama hayatın senin burnunu acıtması, acı çektiğin anlamına gelmiyor. hayat yani, hayatın seni acıtması, doğduğundan.

tüm adamlar düşsün gözlerine, sarı buklelerine doğru, tanrısın, bir tanrı gibi yiyorsun onları ellerinle. sen sinirini; gözünden akan yaşı mutsuzluğuna, rahatsızlığına basit bir düğümle bağlayan, bunun senin vücudunun, ruhunun bir parçası olduğunu anlayamayan aptal erkeklerin sadakatsizliklerine, organları yerinden sökülmüş yaralı bir hayvan gibi akıtıyorsun; seni hasta sanıyorlar bu yüzden. oysaki hasta değilsin sen. sahip olduğun o değerli hissi, dünyaya, cehalete, akılsızlığa, düşkünlüğe beslediğin o şahane sinirini yaşayış şeklin, öyle bu dünyadan değil, öyle tanrılaşmış, vampirleşmiş bir şekil ki, akıl hastası olduğun sanrısıyla başka başka kadınların, başka başka koyunlarına girerek rahatlatıyorlar, naçizane alkışlarla devleşmiş benliklerini. sen ama, durduğun yerde, insan olamadan, çok daha yukarılarda, çok daha fazla oksijenle sarhoş, süzülüyorsun. acıyarak ve acıtarak ölüyorsun.

gülüyorsun sonra. burnundan kan akıyor sanki gülerken. dünya sana az geliyor; aşıklarının barınabileceği uçlu bucaklı dar alanlardan, bardak bardak sütlerin, engin maviliklerin, yazamadığın her cümlenin seni daha da küstahlaştırdığı ve dolayısıyla çok daha fazla acıttığı, bu yüzden var olamadığın her yerden kesiyorsun hesabını. yaşayarak ölüyorsun. ölüyorsun. sen, bana, her gün ölüyorsun.

devamını okuyayım »
17.12.2012 13:39