lacivert kadife ve kirmizi visne

  • 2665
  • 2
  • 0
  • 0
  • geçen hafta

etnografi

etnografi, kültürel antropoloji alanının hem araştırma metodu hem de araştırma sonunda çıkan metnin adıdır. ne demek bu şimdi?

bir etnografi egzersizi:

kendinize bir araştırma konusu seçin.

konunuz kualalumpur'daki uyuşturucu ticaretinden kadıköy'deki umumi tuvaletlere, türkiye'deki bir cemevinden kuafor şimal'in atmosferine, televizyon makinası'ndan eskimolara dek uzanabilir, kısayabilir, değişebilir. acaip serbestsiniz... (tabii sonra o yazdığınız etnografiyi bastırabilir misiniz, veyahut akademik kürsülere kabul ettirebilir misiniz.. orası sizin probleminiz. ama sanırsam, iyi yazıldığı ve üzerinde sıkı çalışıldığı zaman dikkat celbedecek bir etnografiniz olacak)

konunuzu mümkün mertebe dar tutun... ki çalışabilesiniz. çünkü çok kalabalık gruplarla geçinmek de zor etnografi yapmak da. ayrıyeten; iş teoriye gelince gruptaki kişi sayısı arttığı ve genelleme kuralları pek tabii çöktüğü için yazmak da zor. bazı bilgileri atmanız gerekir ki bu da samimi olmaz. sonra, gece kabus görürsünüz. böyle arkadaşlar var.

nitekim, etnografiye girişecek birinin, etnografisini yazdığı dönemde o tecrübeyi iyice hissedebilmesi için, dalıp araştırma yapacağı topluluğu ufak tutmasında fayda görülüyor. bu kısmı böylece geçelim.

bir etnografi fantazması:

diyelim ki türkiye'den travesti, kızıl saçlı bir kültürel antropologsunuz. punk japonları araştıracaksınız. (bunun pek çeşitli sebepleri olabilir youth culture'dan etkilenmiş olabilirsiniz, japonlara sempatiniz vardır, tarihin o döneminde "japon araştırmaları" revaçtadır, ve farklı pek çok sebep vb.) uçağa bindiniz gidiyorsunuz. yanınızda şimdiden olması gerekenleri söylüyorum: bir not defteri, bir kalem, mümkünse bir kayıt cihazı, japonca bilmiyorsanız bir çevirmen. sonuçta, akademi içindenseniz ve çalışkan bir insansanız size çeşitli burslar çeşitli nedenlerden ötürü sağlanacak. akademi dışındansanız da bu örnekte kendinizi bir gruba dahil ederek burs alabileceğiniz sivil toplum kuruluşları falan olabilir. internet'te "transvestite, japan, cultural, scholarship" diye tarattırın. heyecanlı bir maceraya giriyorsunuz.

gidiyorsunuz oraya, punk karıları ve herifleri buluyorsunuz. defterinizin ilk günü: "saçları pembe, makyakları ise gotik." bu olmaz! saçları ne demek? böyle genellemelerden kaçınacaksınız, yoksa yazdığınız şey emin çölaşan'ın "gördüm, okuyamadım tiksindim" yazılarına benzer. silin şimdi o notu ve benim dediğimi yazın: "mikato, saçı biraz pembe ama boyasının amerikan malı mı, yoksa punk kültüründen etkilendiği için ingiliz boyası mı kullanmış, ve hatta milliyetçi bir durum var da japon boya sektöründen mi faydalanıyor, bunu merak ettim." bir etnografın en mühim özelliklerinden bir tanesi şaşırmaksa, bir diğeri gözlemektir. size nasıl davranıldığına dair de bir üst-ben geliştirmeniz lazım, yani egosu çok şişik olanlar bu devirde biraz zor güzel etnografi yazarlar. yazdıkları çekilmez olur. zorla okutturulmadığı sürece yeni neslin seçimi olamazsınız. çünkü girdiğiniz toplulukta onların kurallarının geçtiği yere, onların krallığına ya da çöplüğüne, dahil olmak isteyen sizdiniz. o zaman, konumunu bileceksin kardeşim. her şeye hık mık yok.

bu konum meselesi etnografi için apayrı bir mühimmiyat taşıyor. şöyle ki;
öznellik denilen düsturu unutayazdığınız an da sizin etnografiniz yalan olur, hikaye bile olmaz. bir yolunu bulup bastırabilseniz bile kastırır.

"her insan bir insandır" diyen lafı asla unutmayacaksınız. emretmiyorum, belki etnografi falan ilginizi çekiyor diye öneri sunuyorum.

siz artık bir "katılımcı gözlemcisiniz" (yaptığınıza da uluslararası arenada participant observation deyin, herkes anlar). yani bir kültüre hem katıldınız, hem de gözlüyorsunuz. bunu etnografi okumadan, etnograf olmadan da yapabilirsiniz. ama, o kadar makale okuyamazsınız ve referans verme konusunda biraz zorlanırsınız. yazdığınız, daha çok - radikal derecede enteresan akedemikler dışında - roman olarak değerlendirilir. lakin, bazı akademisyenler için bazı romanlar da etnografidir. bu kısımlar karışık. onu, biri "ileri düzey etnografi" başlığını açtığı zaman yazacağım. ben şimdi isteksizim.

notlarınız haricinde onların dediklerini de metninize yerleştirin. çünkü siz onların tanrı'sı değilsiniz ve belki okuyucu sizden başka yorumlar, çıkarımlar yapacak. okuyucunuzun tadını kaçırmayın. etnografi yapacağım derken onun anlama hakkına mani olmayın. fazla havalarda da uçmayın, ben anladım diyerek. size acıdığımdan değil, metne yazık olur.

ayrıca feminizmden, militarizmden, "cultural relativism"den haberdar olmayan biri de travesti olduğu ve japonya'daki punkları araştırdığı için çok kalıcı şeyler yazmayı beklemesin... ya da sıkıyorsa yazsın, bana tükürdüğümü yalattırsın. beslenelim.

bi' kaç etnografi ismi zikrettikten sonra bu entry'e elveda.

hamabata, matthews masayuki
1990 crested kimono: power and love in the japanese business family. ithaca, ny: cornell university press. [ kimono, iktidar, aşk, japonlar, iş dünyası]

basso, keith h.
1979 portraits of "the whiteman": linguistic play and cultural symbols among the western apache. new york: cambridge university press. [dil, barthes, ifadelerin önemi, şablonlar, kalıplar, en beyaz kim, peki ya ötekiler? ...gibi gibi...]

thorne, barrie
1994 gender play: girls and boys in school. new brunswick: rutgers university press. [toplumsal cinsiyet, oğlanlar, kızlar, okullar, sınıflar, roller, atışmalar, çatışmalar, söyleşiler]

stack, carol b.
1974 all our kin: strategies for survival in a black community. ny: harper & row. [ırkçılık]

süreniz bitmiş, başarılar.

devamını okuyayım »
06.01.2006 06:18