leotardo

  • 90
  • 0
  • 0
  • 0
  • 8 ay önce

voyna i mir

edebi açıdan olağanüstü bir eser olduğunu bütün edebiyat dünyasının üstüne bir de benim onaylamama gerek olmadığını düşünüyorum. bütün roman boyunca, bölüm bölüm ana karakteriniz değişirken (ki bu yer yer napolyon, yer yer çar, yer yer de bir bir kız çocuğu olabiliyor) siz bunu hiç yadırgamadan akıcı şekilde okumaya devam ediyorsunuz. çok fazla karakter olmasına rağmen hemen hemen hepsi derinlemesine işlenmiş. her biri size yeni dünyalar açıyor çünkü inançları ve tutkularıyla birbirinden çok farklı karakterler genelde. mekan tasvirleri çok başarılı, savaşların geçtiği araziler ve savaş anları harika betimlenmiş. kitap rusların tarihinde önemli bir yer etmiş borodino savaşı ve sonrasında moskova'nın işgalini işliyor. ruslar için bizdeki kurtuluş savaşı kadar tarihi önemi olan bir savaş diye biliyorum bu savaşı.

tolstoy'un dindarlığından dolayı olduğunu düşündüğüm bir dini aydınlanma havası hakim tüm romana. sürekli bir şekilde dine bağlanıyor mevzular. pek arası olmayan biri olarak o bölümleri biraz sıkılarak okuduğumu söyleyebilirim.
savaş ve savaş psikolojisini anlamak için okunması gereken bir eser kesinlikle. gerek askerler, gerek komutanlar gerekse evde bekleyenler açısından didik didik işlenmiş her şey. ayrıca tolstoy'un savaş hakkında kendi fikirlerini yazdığı bölümler çok etkileyici. savaştan sonra en uzun işlenen konu da "aşk". bütün karakterlerin bir gönül hikayesi var ve hepsinin bu duyguya özgün bakış açıları anlatılmış uzun uzun. ondan sonra da en çok işlenen konu "ölüm"dür diye düşünüyorum. kitaptan bir şeyler almamak mümkün değil kısacası.
ben bol bol sokrates'e selam yakaladım. (bkz: bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir) ayrıca stoacılık da işleniyor bazı diyaloglarda.

tolstoy'un genel tarihin akışına, savaşa ve toplumsal olaylarını bakış açısını yansıttığını düşündüğüm 3-4 bölümü paylaşıyorum aşağıda. günümüze de ciddi ışık tuttuğuna şüphe yok.

--- spoiler ---

iyi bir satranç oyuncusu, partiyi, işlediği bir hata sonucu kaybettiğini düşünür. bu hatayı, oyunun başlangıcında arar. oyun boyunca başka hatalar da işlediğini ve hiçbir hamlesinin kusursuz olmadığını unutur. aslında, karşısındaki oyuncunun üzerinde durduğu hatalardan yeterince yararlanamamıştır. belirli sürelerde oynanması gereken ve cansız taşları tek bir iradenin yönetmediği her şey gibi; çeşitli iradelerin sayısız çarpışmasının sonucu olan savaş da o kadar karmaşık bir şeydir!

savaş bir salon oyunu değildir, hayatta karşılaşılabilecek en kötü, en pis şeydir. bunu anlamalı ve savaşçılık oyunu oynamamalı. onu korkunç bir zorunluluk olarak ciddi ve onurlu bir şekilde karşılamalıyız. her şey gelip şuna bağlanıyor; yalanı bir yana bırakalım. eğer gerçekten savaşsa savaş olsun, oyun olmasın. aksi halde savaş, aylak ve işsiz kimselerin zaman geçirmesine yarıyor... asker olmak en şerefli iş! şerefli bir aylak! sonra savaş nedir, savaşta zafere ulaşmak için gerekli olan nedir, askerlik dünyasının ahlak kuralları nelerdir? savaşın amacı cinayettir. savaşta kullanılan araçlarsa, casusluk, ihanet ve bunların desteklenmesi için vatanın mahvedilmesi, halkının yok edilmesi, ordunun devam edebilmesi için soygunculuk yapılması, yalancılık... bunlara askeri strateji denir. askerliğin ana ahlak kurallarına gelince, bunlar özgürlüğün olmaması (ki buna disiplin denir), aylaklık, cahillik, kabalık, yoksulluk ve sarhoşluktur. bütün bunlara rağmen askerlik herkesin saygı gösterdiği en üstün sınıftır. çin kralı bir yana, tüm çarlar, krallar askeri üniforma giyerler. ve kim daha çok insan öldürmüşse en büyük armağanı ona verirler. birbirlerini öldürmek için toplanırlar ve bizim de yarın yapacağımız gibi, binlerce insanı bir anda yok ederler. ne kadar çok insan öldürülmüşse o kadar gösterişli şükran ayinleri yapılır ve genellikle herkes öldürdüğü insanların sayısını fazlalaştırarak savaş anılarını anlatır. ne kadar insan öldürülmüşse, zaferin o kadar büyük olduğuna inanılır. bunları yaparken tanrı onlara acaba nasıl bakıyor? onların bu sözlerini nasıl dinliyor acaba?

çoğu tarihçiler borodino savaşı'nın fransızlar tarafından napolyon nezleye tutulduğu için kazanılamadığını ileri sürüyorlar; eğer napolyon nezle olmasaymış, savaştan önce ve savaş sırasında verdiği emirler, bir dahiye yakışır olacak, rusya çökecek ve dünya'nın yüzü değişecekmiş. rusya'nın bir tek insanın, büyük petro'nun iradesi sayesinde uygarlığa kavuştuğunu, fransa'nın da bir tek insanın iradesiyle, cumhuriyetten bir imparatorluk haline geldiğini ve fransız ordularının işte böylece rusya üzerinde yürüdüklerini kabul eden tarihçiler için, rusya'nın kudretli bir devlet olarak kalmasının tek nedeninin, napolyon'un ayın 26'sında şiddetli bir nezleye tutulması olduğu düşüncesi kaçınılmaz ve akla uygun bir şeydir. böyle düşünülürse, rusya'nın asıl kurtarıcısı, napolyon'a ayın 24'üne onu su geçirmez çizmelerini giyirmeyi unutmuş olan uşağıdır.

olayların nedenlerinin tümü, insan kavrayışının ulaşamadığı bir şeydir. ama nedenleri arama yetkisi de, insanoğlunda doğuştan vardır. olayların koşullarının karmakarışıklığını kavrayamayan insan, gerçek neden sandığı sonsuz sayıdaki olasılıklardan rastgele önüne ilk çıkanı alarak "neden budur" der. tarihsel olaylarda, en ilkel nedensellik ilişkisi tanrının iradesinde aranmış, daha sonra tarihin ön planında yere alan kahramanların iradesinin bu olayları belirlediği düşünülmüştür. ama her tarihsel olayın temelinde, insan topluluklarının daha belirleyici olduğu, tarihteki kahramanların bu etkinliği yalnızca yönlendirmekle kaldığını, onun da toplum tarafından yönlendirildiğini anlamamıza yeter. bir tarihsel olayın, başka bir nedeni yoktur ve olamaz. ama olayları yöneten ve bir bölümünü bilmediğimiz, bir bölümünü de kavrayabildiğimiz yasalar vardır. bu yasaların ortaya çıkarılabilmesi, nedeni, ancak bir adamın iradesinde aramaktan vazgeçtiğimiz zaman olanaklıdır. nitekim, gezegenlerin hareketlerini yöneten yasaların ortaya çıkarılması da, insanların, dünyanın yerinde durduğu görüşünü bir yana atmalarından sonra olanak kazanmıştır.

ortaya atılan düşüncelerden biri gerçekleşince de, sanki olaya bu düşünce öncülük etmiş gibi, bu bir emir sayılır ve tarihsel olaya bağlanır. diyelim ki, birkaç kişi bir keresteyi çekiştiriyorlar; her biri keresteyi şuraya ya da buraya götürmek gerektiği konusunda kendi kişisel düşüncelerini ortaya atıyor. sonunda keresteyi çekip çıkarıyorlar. o zaman görülüyor ki, bu iş aralarından birinin söylediği biçimde yapılmıştır. bunun üzerine bunu söyleyen kişi "emir veren oluyor. işte "emir" ile "iktidar"ın ilkel yapısı budur.
--- spoiler ---

devamını okuyayım »
02.08.2017 11:34