life is drunk

  • azimli
  • şamda kayısı (715)
  • 1584
  • 0
  • 0
  • 0
  • geçen yıl

küçücük bebeğe kocaman adam adı koymak

hafta sonu otobüsle şehrin bir ucundan bir ucuna seyahat ederken gördüm onu. annesi ve babasıyla beraber karşılıklı duran ikili koltuklarda karşıma oturdu. ben ki otobüste bebek, çocuk görünce böyle bir tedirgin olurum. yok lan sevmediğimden değil çok severim ama böyle otobüsün neşe kaynağı, maskotu olan çocuklar herkese bol keseden gülücük dağıtırken bana bakınca ağlamaya başlıyorlar. ama onunla frekansımız uydu, göz kırpışıma gülerek cevap verdi. allahım çok mutluydum bir çocukla sadece göz temasıyla iletişim kurabilmiştim.

oha acaba baba olmaya hazır mıydım? ben de çocuğumu omzumda taşıyabilecek miydim? baksana artık çocuklar bana bakıp ağlamıyordu. neden olmasındı? uzun yolculuğumuz sırasında her şey o kadar güzel gitmişti ki aramızda. iyice samimi olmuştuk. sessiz, sakin bir çocuktu. konuşmuyordu. otobüste sadece benimle ilgileniyordu bu 3-4 yaşlarındaki yavrucak. karşılıklı gülüşüyorduk, el sallıyorduk birbirimize en fazla 1 metre mesafeden. ben daha uyanalı bir saat olmuş şebelek suratımı ellerimle kapatıp sonra açınca annesinin kucağına gömülüp ağlamıyor, korku filmlerinde hayalet görmüş psişik çocuk gibi babasına beni dövmesi için işaret etmiyordu. gülüyordu lan bana. kesin baba olmalıydım artık. bundan daha iyi işaret mi olur? bebek bezleri kaç paraydı acaba?

karşılıklı bakışmalarımız, "ceeee" oyunlarımızdan sonra annesinin dizinin arasından bana doğru geldi çocuk. oha! benden karşılık beklemeden bana gelen kaçıncı kişiydi acaba bu? bebek mamaları pahalı mıydı acaba? amaaan olsun feda olsun dimi? geldi benim dizlerimin arasında durdu. hiç konuşmadan böyle güzel anlaşılabilir miydi? ben ki yetişkin biriyle böyle uzun süre bakışsam, gülüşsem "eee ne var la? bi şey demicen mi artık?" derim en sonunda ama onunla dakikalardır konuşmadan mükemmel bir birliktelik içindeydik. maça gider miydik acaba beraber?

sonra pantolonumun cebinden hafif dışarı sarkan sigara paketi dikkatini çekti. onu almak istedi cebimden. "yok olmaz ama aaaa" dedim. allahım sigarayı bırakmam lazımdı baba olmadan önce. sigara paketine ulaşamayınca o sakin çocuk bir anda ağlamaya başladı. hah işte bu kadarmış rüyam, yine benim yüzümden ağlayan çok kabusuna geri dönmüştüm. o güzelim, sessiz, sakin çocuk gitmiş sigara paketine ulaşamadığı için çıldıran bir velet gelmişti. ben "yapma, etme, dur. bak ceeee!" falan yine saçmalarken annesi devreye girdi.

- abbaaaas oğluuum! gel bakayım! abbaaaas!

abbas mı? maksimum 2011 yılında doğan piyasadaki çoğu arabadan bile küçük olan bu yavrucağın adı abbas mı? neden ki? beraber sevişip dünyaya bir bebek getirdiğiniz gün öyle bir mutluluğun içinde nasıl aklınıza abbas gelebilir ki?

aslında bu "abbaaaas!" uyarısı tüm taşları da yerine oturtmuştu. üstelik o taşlar tam da benim babalık hayallerimin üstüne oturmuştu. abbas benden korkmayıp, seven ilk çocuk değildi. abbas benim arkadaşımdı. hatta "abi" dediğim arkadaşlarımdandı. çok konuşmamasının sebebi canının sıkkınlığıydı. kimbilir ne borcu, harcı, derdi, vardı. şehrin diğer ucuna sahilde içmeye geliyordu benimle adeta. yanına sigarasını almayı unutan abbas uzun otobüs yolculuğundan da sıkılıp benim paketi görünce de "şştt hacı abine bir sigara fişekle bakalım" diyerek pakete yeltendi. ben saklamaya çalışınca da "neeyy? abbas abinden paket mi saklıyosun lan it" dercesine sıkıntı yarattı. bağırıp çağırmaya başladı. çünkü o abbastı.

senin suçun değil bu abbas. sana bu acımasız ismi verip omuzlarına ağır yükü yükleyen ebeveynlerine ait. sıkma be canını abbas abi borç, harç ödenir bir şekilde. bak ben de baba olamıyorum abbas abi. hem sigaram da 3 tane kaldı ondan şeyettiydim ben kızma.

devamını okuyayım »
14.04.2015 09:42