limon supernova

  • 264
  • 41
  • 9
  • 0
  • 4 gün önce

erkeklerin evlenmek istememe nedenleri

yaş ilerleyip de insan doğasını iyice kavrayınca artık tek eşliliğe inanamamaktandır. psikoloji, sosyoloji, antropoliji, kahvevesigaraoloji vs.. artık hangi -olojiyi incelerseniz inceleyin, elinizi vicdanınıza da koyarsanız göreceksiniz ki insan tek eşli bir canlı değil.

yaşlı bir kızılderili ne der bilirsiniz: insanoğlu o katlanılmaz, bir kabus gibi çöken yalnızlık ve terk edilmişlik çaresizliği karşısında önce tanrı'yı yarattı. romantik dönem'in gelişiyle öfke ve bağışlama nöbetleri geçiren tanrı'yı tahtından indirerek yerine ponçik aşk'ı koydu. ve sonunda ahir zamanlara gelinildiğindeyse ponçik ve tontiş aşk zil zurna sarhoş edilip yerine ıslak ıslak bakan seks konuldu. o noktadan sonra artık geriye dönüş yoktu ve romantik dönem sona ermişti.

labaratuvar (ben 'laboratuvar?' yazamam) ortamında ve son derece siteril gözyaşları altında deneyimlediğimiz bilgilere göre:

-artık kimsenin kimseye ait olmadığını biliyoruz. ve ancak bazen yine tuzağa düşüp "sonsuza dek yanımda kalacaksın, değil mi?" diye soruyor, her şey bittiğindeyse, "bensiz asla mutlu olmayacağına söz ver sevgilim" diyoruz.

-yok olan tanrı ve gelişen sosyal hayatlar neticesinde tahammül sınırlarımız türk lirası gibi yerlere çakılmış durumda. panik içindeyiz: sıkılıyor, usanıyor, darlanıyor, her gün yepyeni ve heyecan uyandıran bir ötekiyi istiyoruz. çünkü diğerini biliyoruz. bildiğimiz artık sıkıcıdır. ben demiyorum, ahir zaman peygamberleri diyor yahu! her dakika biraz daha yaşlandığımızı ve dışarıda birilerinin eğlendiğini biliyor, vakit kaybetmek istemiyor, kaybedeceğimiz tek şeyin kendimiz olmasını istiyoruz: yani, kendimizden geçelimin derdindeyiz. daha fazla haz almak istiyoruz. daha sertine, daha yumuşağına, daha delisine, daha daha kendimizi unutturacak olana ihtiyacımız var, çünkü kutsal sığınaklarımız ya da yüce yalnızlık kalelerimiz çökmüş durumda. iç huzurumuzu sağlayan ne varsa bir bir çöküyor ve sıkışmış trafikte ve dalgalanan kalabalıkta, tıka basa dolup taşan parklarda, hızlı hızlı yürüyen el tutuşan ellerde içten içe bir panik ve her ne olursa olsun daha da insana karışmalıyım, kendimi gerçekleştirmeli, yaşadığımı hissetmeliyim güdüsü büyüyor.

-çağ, artık bir flörtleşme çağıdır. flörtizmin o zehirli, ıslak, yapışkan ve sıcak müptezelliği ziyadesiyle fark edildi. aşk ve melankoli edebiyatla, şarkılarla ve gece 3'lerde çoğunlukla biten aşklar adına 1 dakikalık saygı duruşu adına yaşatılıyor ve umutsuz "seni özledim :/" mesajları zirveye çıkıyor olsa da artık gündelik hayatta kendine bir yer bulamıyor. aşk ve melankoli çağımıza göre manevra kabiliyeti sınırlı, sönük, bir gotik dönem eğlence anlayışı kadar 'hafif ve çocuksu'.. onda aradığımız hardcoreluk yok. sürekli olarak bir flört halinin heyecanını, kızıştırıcılığını aşk ve melankoli artık karşılayamamaktadır. ne zaman ki karşılayacak olsa bir çığ gibi büyüyen sosyopatlık seviyesindeki sosyalleşmeyle er geç yıkılmakta ve büyük hüsrana uğramaktadır.

-bu çok önemli: spotify'ın önerilen şarkılar listesine ayar oluyorum. hiç güzel bişii vermiyor. öhm.. kahvem bitmiş.

-ilişki uzadığı müddetçe erkekler hödükleşirken kadınlar oldukça sadakatsizleşiyor, erkeklerin evlilikten soğumasının asıl nedeni budur. erkekler yapmıyor demiyorum, ama gözlemlerime göre kadınlar daha fazla. bu yaşıma gelene dek pek çok 'piç adam' tanıdım. hepsinin da mottosu: ben önüme çıkanla yatarım, sonra bir sonrakine geçerimdi. ve işin püf noktası şu ki: bu adamların bütün 'piç adam' olma adlı deneysel kısa film tarzındaki süreci bir aldatılma hikayesiyle başlıyor. evet, evlilikten son derece uzak olup belli bir oranda da kafayı kırmış bütün bu adamların travması bir aldatılma hikayesiyle başlıyor ve o semptomun giderilmesine imkan yok. onları izledim. hala izliyorum. sanılanın aksine kendilerini biliyorlar, saklamıyorlar, olasılıkla da son derece sert ve haşın sevişiyor, kadınların saçlarını çekiştirirken "sevgilin bunları yapabiliyor mu ha!" diye tıslıyorlar. onlar son derece haklılar. hüsrana uğramışlar ve öfkeliler. 'sadecesarhoşoluyorumgiller'den olarak benim travmatik hikayem de bir yerde buna dayanır. melisleri ve cananları bir yerlerde öpüyorlar ve bu içten içe bizi hala sinirlendiriyor ve asla o gün ile barışamayacağız olasılıkla. anlayacağız, affedeceğiz, artık hatırlamayacağız bile ama derinlerde bir yerde şu anda yaptığımız her şey bu olayın bir sonucu olacak.

şahsen, ortada bir çocuk olmayacaksa, evlilik artık gözümde geçerliliğini yitirmiş bir şeydir. ama daha önce de yazdığım bir şeyi burada yeniden tekrarlamak isterim:

evlilik diye bir şeyi çoğumuz artık hak etmiyoruz. ve yalnız kalma korkusuyla son derece yanlış işlere kalkıyoruz.

kargo'nun sevmek zor albümünün kaset kitapçığında bad'lik amiri'nin üzerinde şöyle yazardı: bazı şeyler başladığında aslında çoktan bitmiştir. -mşş

artık hak etmiyoruz, çünkü sadık değiliz.

ama sıkılmıştım, ama bunalmıştım, ama sarhoş olmuştum, ama ağlıyordumların arkasına sığınıp karşımızdakine saman altından yapmadık adilik bırakmıyoruz.

bence önce bunu çözmek gerekiyor. şayet bir ilişkinin başında kendimizi karşımızdaki insana olmadığımız birisi gibi değil de, tam olarak olduğumuz kişiyi sunarsak, saklamaz, saklanmaz ve arkadan iş çevirmezsek bu ülkedeki kadın-erkek ilişkileri çok daha sağlıklı, insancıl ve barışçıl olacak ve kadına şiddet dahi azalacaktır. çünkü temelde bu var: bir nedenden ötürü insanlar olmadıkları biri olduklarını vaat ederek kendilerini karşılarındakine sunuyor ve sonrasında şiddet dolu öfke dolu küfür dolu tehdit dolu ayrılıklar yaşanıp, birbirimizde onarılamaz yaralar açıyoruz.

birbirinize dürüst olun. arkadan iş çevirmeyin.

belki böylece günün birinde aşk ve melankoli yüzyılı bir kere daha ışıldamaya başlar ama şimdilik o çağ öldü. o yüzyıl kapandı.

işte, erkekler bu gibi bir bakıma karmaşık ve bir o kadar da basit nedenlerle evlenmek istemez.

devamını okuyayım »
10.06.2018 19:45