longair

  • 415
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 yıl önce

tanrı'nın doğum günü

türkiye'de pek önemsenmemiş bir kitap, zira başlığı altındaki 5-10 entryden belli. ama önemsenmesi lazımdı, en azından türkiye'de önemsenmesi lazımdı.

--- uyarı ---
kitabı önceden okuyup, şimdi de elinize almadan pek bir şey anlamazsınız. zira sayfa numaraları falan da verdim. ama kitabı okumayıp maksat tanımak olsun diyen bir göz atsın tabii...
--- uyarı ---

konusunu uzun uzadıya anlatmaya gerek yok: islâm'a yönelik bir eleştiri. kitabı ilginç kılan, bu eleştirilerin yine islam argümanlarıyla yapılması. burak özdemir kuran ayetlerini kullanarak önümüze bambaşka bir islam dini koymuş. aslında pek orjinal olduğu söylenemez. zira doğu felsefesini copy-paste etmiş izlenimi yaratıyor. ama takdir edilesi olan 1400 yıllık islam dinini, en büyük kaynağı kuranı kullanarak oldukça farklı bir yere çekmesi... tabii, bunu yaparken zorlanmış, kimi ayetlerde nitekim bayağı bir kasmış. ama herşeye rağmen türkiye gibi bir ülkede bir çok kimsenin okuması lazım. biliyorum kitap tam bir saçmalık ki ben de bu saçmalık yönünü eleştireceğim. ama ne kadar saçma olursa olsun, gönül isterdi ki türkiye'de herkes bir burak özdemir olsun(kafiyeli oldu). kitap yayınlandıktan sonra diyanet açıklama yaptı bu kitabı okumayın, burada tanrı cisimleştirilmiş diye. tabii yav, koskoca tanrı hiç msn diyaloğu kurar mı? hele bir de koskoca tanrıya smiley falan da verdirmişler. diyanet çıldırsa haklı.

''kuran hikaye gibi okunmaz. o 3 boyutlu bir metindir. kademeli bir şekilde okunur. kuranı 10 emir tarzında okumak hata yapmaktır. yüzeyden gittikçe derinlerle doğru inersin. bundan dolayı her jenerasyon kuranın farklı bir düzlemini okur. senin kuranı hangi derinlikte okuduğun tekamül seviyene bağlıdır.''

kitabın başlarından biraz değiştirerek de olsa küçük bir alıntı yaptım. yazarın genel olarak anlatmak istediği kuran ayetlerinden farklı anlamların çıkacağı. bu farklı anlamlar ise, dini bildiğimiz noktadan alıp ''spiritualizm'' durağına götürüyor. tanrı ilk başta bizi korkuyla eğitmeye çalışmış(maksat insanlar diğer korkularından arınsın diye) ama korku evresi bitmiş, sevgi evresine geçilmiş. ama bunu müslümanlar bir türlü kavrayamıyorlar. burası ilginç: tanrının bir senaryosu var ve oynanıyor. tanrı niye bir senaryoya ihtiyaç duysun, niye bildiği senaryoyu oynatsın falan feşmekan binbir tane soru geliyor insanın aklına ama devam edelim.

hz. muhammed karikatürleri konusuna geçince yazarın burada amerika'nın, israil'in kendi içlerinde sanki tek elden yönetildiği izlenimini belirtmesi, usame bin laden'in deccal olarak etiketlenerek konu ekseninin başka yöne kaydırılması tam da bu andan sonra komplo teorilerine kapıyı açıyor. ortada hiç bir kanıt yokken, vay bu bir senaryo, vay bunların hepsi planlandı, abd'nin 11 eylülden haberi vardı, laden( kendisi deccal oluyor) ırak'taki iç savaşın sorumlusu( saddam döneminden bahsedilmiyor, çünkü her şeyin sorumluluğunu bir tek kişiye atıp kaçmak işin kolayı olsa gerek), normalde müslüman müslümanı öldürmez, o iç savaş tümüyle sentetik vb. teoriler... şimdi zannımca karşıdaki tanrı olduğu için midir nedir, kanıt göstermesine gerek kalmıyor, o ne dediyse doğru olarak addediliyor. örneğin konuşulan reklamcının sürekli onaylar ve şaşırır pozisyonda durmasını buna bağlıyorum mecburen. daha bir çok yerde kanıt göstermeksizin ortaya atılan önermeler gerçek sayılıyor. ermeni soykırımına öyle bir yaklaşmış ki örneğin, en kofti ulusalcı bile güler yok artık diye, o derece. ayrıca türkiye'nin zaman zaman ön plana çıkması, kürt sorunu ve ab ile ilgili fikirler, atatürk'ten bahsedilirken öne çıkarılan gerekçeler yazarın çocukça bir politika algısından kaynaklıyor olabilir.

şimdi kitapta sevmediğim bir diğer mevzu kuranın kör bir biçimde savunulması. örneğin, alternatif bir eleştiri olan ''niye tanrı kuranda kendini bolca övüyor. o ne ego öyle!'' argümanına karşı, ''benim ruhumdan üflenerek sen oluştun, yani o övgülerin çoğu sana ait aslında.'' deniyor. yalnız ben burada insanla tanrı arasındaki farkı tam anlamıyla çözemedim. tanrı kavramını kavramak biraz zor olduğundan olsa gerek. örneğin, kitapta insanlara yönelik eleştirilere de dolaylı olarak tanrıya yönelik bir eleştiri diyebilir miyiz? yani ikisi arasındaki ortak yanları ve farkları net belli değil ki. hâl böyle olunca yazarın argümanlarının hafif kıvırtma (saçma olsun olmasın önemli değil, maksat bir açıklık getirme) olduğu kafamda ağırlık kazanıyor.

4. bölümde anlatmak istediği yeni dinin ana çizgileri ortaya koyulmuş. kısaca ''panenteizm'' demek içimden gelse de süreçleri ayrıntısıyla belirtmiş. ama ne bu bölümde ne de tüm diğer kitap boyunca şu iki sorunun cevabını bulamadım:
1-) omnipotent, harika, olağanüstü, muhteşem düşünülebilen, en yüce varlıktan bile üstün olan ''tanrı'' durup dururken, ortada hiç bir neden yokken niye insanları yaratıpta kendini ve bizi böyle bir macera içine atmış?
2-) madem tanrı ne yapacağımızı biliyordu, o zaman ''niye yarattı?'' sorusu iki kez anlamsız( kader olgusu).

süslü ifadeler, ''zaman''a ilişkin kafa karıştırıcı olmaktan başka hiçbir işe yaramayan görüşler, çelişkilerle dolu argümanları basit şeyler gibi gösterek iki konuya da kitapta değinilmiş değinilmesine ama hiç de tatmin edici değil. ( bu yukarıdaki iki sorunu basitçe açıklayacak olan mesaj atıversin bir zahmet.)

kitapta o ünlü 19 mucizesi de geçiyor. ilerleyen sayfalarda yer yer kuran'ın 19 sayısını öne çıkardığı kanıtlanmaya çalışılıyor. ama nedense bu kanıtlama ömer çelakıl vari yapılıyor. bazen o kadar saçma noktalara varıyor ki. örneğin sayfa 323'te anne karnında geçirilen sürenin 9 ay 10 gün olmasını tanrıyla konuşan adam mucize olarak görüp dumur oluyor. tanrının bir sayıya odaklanması kadar aptal bir şey olmadığı gibi bugün birçok müslüman buna mucize diyenlerin kuran'ı yüceltmek yerine alçalttığını savunuyor.
19 sayısına benzer bir şey 0 rakamında da yapılıyor. tabii bu sayıda mucize bulmak daha da kolay. örneğin sayfa 323'te ''besmele sıfırıncı ayet! tanrısallığın sıfırı!'' diyen oğlan'ın beyninde ''sıfır'' gram beyin olduğu için, bende bir an ''bu tesadüf olamaz! tanrısallığın sıfırı!!!'' deyiverdim. (bkz: 1 mucizesi) (bkz: daglıs edıms'ın 42 mucizesi) (bkz: tesadüften mucize çıkarımı yapmak)

namazı daha çok yoga haline getirip piyasaya sürmüş, ''önemli olan zihni ve ruhu dinlendirmektir. dua okuman ya da yere yatıp kalkman gerekmez.'' gibi bir de mottoya sahip. ama hemen ardından ''önemli olan nerede durduğun değil, nereye baktığındır.'' lafının arkasına sığınarak kıbleyi meşrulaştırması bir çelişki olmuş zannımca. tutarlı olması için kıbleyi de kaldırmalıydı ama büyük ihtimalle o çok değer verdiği kuran'a ters düşmemek için yapmadı böyle bir şey.

örneğin sayfa 120'de, kuran'da maide suresi 2. ayette ''...........ihramdan çıktınız mı artık ''avlanabilirsiniz''....... '' yazıyor. şimdi burayı okuyunca bizim reklamcı çoşuyor. vay çok ince bir detaymış, vay avcılık kültürüne sesleniyormuş, vay mesaj yerelmiş de evrensel değilmiş cart curt... yani bu bile yazarın kripto dediği kuran şifrelerinin ne kadar farklı bir yöne çekilebileceğini gösteriyor. kendi öğretisini haklı göstermek için her boktan bir anlam çıkarmaya çalışıyor.

sayfa 129'da, tanrı'nın soracağı tek sorunun: ''yediğin içtiğin senin olsun, bana bugün derste ne öğrendiğini anlat.'' olduğunu söylüyor.
sırf bu cümle bile namazında niyazında tipik müslümanların koşarak bu kitabı almalarına bir neden. olaya daha geniş açıdan bakılmasını sağlamak için. herhalde okuduktan sonra ''tanrı, siz gusül abdesti alırken parmak aralarına su kaçtı mı kaçmadı mı diye kontrol eder mi?'' sorusuna da cevap bulurlar.

hayatı tek bir ömürle sınırlı bırakmayıp tekrar dünyaya geleceğimizi söylemesi( burada verilen ''afrika'daki çocuklar'' örneği de yerinde, zira 1 yaşına gelmeden afrika'da açlıktan ölen çocukların ahirette nasıl yargılandığı konusunu hiç bir din adamının adam akıllı anlatabileceğini sanmıyorum. ama bunun mantıksız olması yazarın yeni getirdiği dini meşrulaştırmıyor.), yaptığımız şeylerin bir şekilde geri bize döneceğini, doğal olarak yapılanların ibadetten ziyade kendine bir iyilik yapmak olduğunu söylemesi bazı yerlerde tutarlı sonuçlara yol açmış. örneğin, kuran yasakladığı için faizin kötü olduğunu açıklıyor ama kötü addedilen şeyleri ille yapmayın da demiyor. sadece, yaparsanız ileride yine siz zararını görürsünüz diyor. şimdi konuyu farklı bir yere bağlayacağım. islamda anlayamadığım bir mevzu da; bazı ibadetlerin sağlık açısından, ya da toplum düzeni açısından getirilerinden dem vurulurken, bazılarının sırf yapılması zorunlu olduğu için yapılması... burası çelişkilerle dolu: ibadetler, bu dünyada fayda sağlayacak diye yapılmaz. öteki dünya düşünülerek yapılır. o halde oturup orucun yararlarını saymak hiç bir şey ifade etmiyor. ama eğer yok, sizin argümanınız ''bakın nasıl da tüm ibadetlerimizin birer faydası var. '' ise, böyle bir şey yok, şimdiye kadar hiç kimsenin namaz kılarken dua okumanın ne sağlık açısından ne de toplum düzeni açısından fayda sağladığını savunurken görmedim. ama yok eğer '' tanrı diye birşey yoksa, çok pişman olmuycaz, oruç tutarken aslında diyet yapıyorduk, abdest alırken aslında alyuvarlarımızı artırıyorduk ayağına yatacaz.'' diyorsanız, o zaman başka...

kitapta yer yer ''the secret'' kokusu alınıyor. sürpriz değil tabii ki. bir çok yer ''kişisel gelişim kitapları''na örnek olacak nitelikte. ne de olsa bir tekamül sürecindeyiz, geliştirmemiz lazım kendimizi.

kitabın güzel taraflarından birisi günümüz zihniyetini eleştirmek, bu zihniyetin önemli bir bölümü dini inançlar tarafından şekillendiği için direk o inanç değiştirilmeye çalışılıyor. örneğin sayfa 142'de ''namus'' kavramı üzerine düşünceler var. ''tecavüze uğrayan kadın değil, tecavüzü yapan kirlenmiştir.'' gibisinden. hemen yan sayfada '' baskı altında yerine getirilmiş dini yükümlülükler kişi hanesine ecir yazılmaz.'' diye de bir cümle var. tabii hemen sonra da ''baş örtüsü'' konusuna geçiliyor. onun için başta ''en azından türkiye'de önemsenmesi lazımdı.'' dedim. bu konu o kadar saçma bir şey haline geldi ki türkiye'de. kızın başına zorla türban geçirmenin ahirette prim yapacağını zannedenlerin, ezanı kadın okursa şeytani düşüncelere kapılırız diye düşünecek kadar çıldırmışların, ''namaz kılarken binbir ayrıntıya dikkat et, kurbanı nasıl kesersen kes'' diye düşünenlerin, bir mobilya alacağında 40 tane dükkan gezip, iyice düşünüp taşınıp öyle karar veren ama iş cenneti elde etmeye gelince 'ezberlenmiş kurallar silsilesi'nin işe yarayacağına gerçekten inananların ülkesi burası.

kuran'da niye kadın-erkek eşitliği hakkında bir şey yazmadığı ise şöyle açıklanıyor: ''böyle bir şey yazmak bu konuyu tartışmaya açmak olmaz mı? bununla hiç ilgilenilmemesi, yeterince açık bir tavır değil mi?'' hafiften kıvırtma sezinlemekle birlikte, eğer böyle bir ibarenin kuran'da yer alması halinde birçok kadının ve kız çocuklarının haklarıyla ilgili ciddi bir ilerrleme olacağını ve bu konuda çok geri kalmayacağımızı düşünüyorum. ama tanrının o sıralar kristal küresi arızalı olduğundan bunu öngörememiş, ''ben en iyi şekilde açıkladım, onlar anlamamış.'' şeklinde bir sığınmaya başvurmuş. yine kuranda kadınların erkeklerden daha değersiz görülmesi ise o dönem şartlarına bağlanmış. zaten evrensel olduğu ve bütün zamanları kapsadığı iddia edilen koskoca kutsal kitabın o döneme yönelik bir ayete bile yer vermemesi gerektiğini düşünmek pek aptalca değil sanırım. donaya güvenim gitgide azalıyor.

kitapta anlatılan islam mucizelerini normal doğa olayları olarak görmesi de ilginç ama hoşuma gitmedi de değil. örneğin, musa'nın kızıldenizi yarmasının bir gelgit olayından ibaret olduğunu söylüyor. 'bunun bir mucize olması halinde firavun niye peşinden gitsin' diye de ekliyor.

10. bölüm ise ekonomiye ayrılmış, eleştirilecek bir çok şey olsa da konu dışında olduğu için gerek görmüyorum. bu bölümde tüm maddelerin enerjiye indirgeneceğini tanrı'nın bir kanıtı olarak görmesini ise kınıyorum. kuvantum ölçümünü kendisine hizmet ediyor göstermiş. yine aynı bölümde zayıflamak için bulduğu 'dona diyeti'ne ise gülmekten yıkılıyorum. ''kulaklarını kapat, vücudunu karşına al konuş, ona zayıfla dersen o zayıflar.'' diyor( hani spirutualistiz ya). aynı şeyi kanatlarımın çıkması için yapabilir miyim diye de merak ediyorum.

örneğin sayfa 217'de mısır firavununun şimdi bir ressam olduğu anlatılırken(ruhu öldükten sonra başka bir vücuda girmiş) bu olayın ne kadar saçma olduğu anlıyorsunuz. aynı şekilde eşcinsel kişiler nasıl anlatılıyor bir bakın( s/271) : ''bir insan kadın-kadın-kadın enkernasyonundan sonra erkek olursa; yeni cinsiyetine alışmakta güçlük çekeceği için eşcinsel davranışlar gösterir.'' şimdi bu açıklama ne kadar mantıklı ! ayrıca bir sonraki sayfada ''eşcinsellik iyi değildir ama onları da anlamak lazım.'' gibisinden konuşuyor, koskoca tanrıya da yakışmıyor bu söz. insanların hangi cinsiyetlerde olacağına nasıl karar veriyorsun? random mu yapıyorsun? yazı-tura mı atıyorsun? ayrıca neden bazılarını hiç yokken sorunlu haline getiriyorsun o zaman. baştaki örnekte, firavun'un paris'te bir ressam olacağını neye göre belirliyorsun? kimin öldükten sonra hangi hayata geçeceklerine nasıl karar veriyorsun? bunları açıklamadığı halde böyle saçma şeylere inanmamızı nasıl bekler anlamıyorum.

- > sayfa 222 ve 223'te kader hakkında bir şeyler yazılmış, çizilmiş. hem kaderin belli, hem onu sen belirliyorsun demek istemiş. burda sormak istediğim nokta, tanrı geçmişi de geleceği de bildiğine göre hadi bizim için kader bir sır olsa da tanrı için olmaz. zaten bildiği senaryoyu neden oynatıyor anlamıyorum. hani biz hayatımızda tanrıyı şaşırtsak, onun beklemediği şeyleri yapacak kudretimiz olsa, bir şekilde mantıklı. ama böyle olunca saçmalığın daniskası olmaktan öteye gitmiyor. süslü laflar o kadar etkili olamayabiliyor.
- > sayfa 228'de ''insanlar beni yüceltmekle görevli değiller. uğraşmasınlar. beni yüceltmekle melekler görevlidir.'' diyor. şimdi bizim oğlan tabu devirdiğini zannediyor. ama gelmez mi insanın aklına, ''koskoca tanrı niye kendini yüceltmek için meleklere ihtiyaç duyuyor, o zaten en yüce değil mi, melekleri hiç yaratmasa ne değişirdi? boşuna kalabalık...'' sayfa 302'de ''meleklerin ayrı ayrı indirilmesi sadece bir seremoni'' diyor ama bir seremoniye niye ihtiyaç duyuluyor yazmıyor.
- > sayfa 249'da ''islam dini kendisine en uzak duran müslümanlara bile üçleme kültürünün anlamsızlığını başarıyla öğretmiştir.'' ibaresi var. katılmıyorum. bugün bir çok müslüman bunu yanlış bilir. hristiyanlıkta 3 tanrı falan yoktur. sadece tek tanrı ama bu tanrının 3 yüzü vardır. ve bu yüzler uyum içindedir. belki yine mantıksız ama çoğu müslümanın düşündüğü kadar değil.
- > kitapta reiki, nura(kendi bulduğu bir kavram, cisimlere falan siniyor, enerji yayıyor), aura, çakra, pozitif enerji, negatif enerji, hayatın özü sevgidir gibi sözlerden bol var. ama bunların hepsine ayrı ayrı değinmek yersiz. kitabı yazmadan önce en basitinden ekşi sözlüğü biraz gezinseydi bayağı faydalı olurdu.
- > sayfa 274'te ''sen tekamül edip cennete girdiğin gün ben hafifleyeceğim.'' diyor, ulan niye başta böyle bir yük altına girdin o zaman? bu nasıl kusursuz tanrı? diye sorası geliyor insanın.
- > sayfa 305'de incil'in değiştirilip sonra kuran'ın indirilmesi de tanrının oyununun bir parçasıymış. tanrı niye böyle bir oyuna ihtiyaç duyuyor hiç anlamış değilim. yok yani bir kaç kitap indirip, sonra onların değiştirilmesini sağlayıp sonra tekrar kitap indirilmesinin ne anlamı var. tanrı çok mu sıkılmış hayatından da böyle maceralar arıyor?
- > 279'da ''karmik düğümlerin 2-3 ve hatta 4 yaşam boyunca çözülemediği olmuştur.'' gibi manyak istatistik bilgiler veriyor. sanki ''elimden bir şey gelmez, başta programı bu şekilde tasarlamışım'' der gibi.
- > sayfa 283'te ''sesimi duysaydın, kalbin durur, ölürdün'' demiş. eğer tanrı olgusunu açıklarken daha mistik bir çizgiye geçse, ''ulan biz anlayamıyoruz'' der geçeriz ama bu şekilde anlatman kendinin güvenilirliğini azaltmaktan başka bir şeye yaramıyor. bulduğun din, felsefe, hede hödö her neyse yeni bir şey değil. ama sen yepyeni bir şey izlenimine kapılıp bazı yerlerde kıçından atacak özgürlüğü buluyorsan, yanlış yaparsın.
- > sayfa 289'da sıfır'la ilgili bir tesadüf var, reklamcı hemen atlıyor ''zaten tesadüf kelimesi bence 'bizim kafamız buna basmıyor'un daha kibarcası'' şimdi sen herşeye bir tanrısallık atfedersen, sonra da onlardan binbir türlü anlamlar çıkarır da ''ya yaaa, siz bunları göremediniz işte'' gibi salak çıkarımlar yaparsan, bunların hepsini kanıtlamak zorundasın. bulduğun yeni dine ne kadar çok ayrıntı koyarsan, o kadar soru oluşur ekstradan farkında değilsin. o soruları cevaplamıyorsun, sadece bir takım nedensiz-sonuçsuz aptal çıkarımlar yapıyorsun. karşındaki salak reklamcı da '' aaaa, ben bunu nasıl düşünemediim, çok zekisin(tanrıya diyor bunu)'' gibi dumur oluyor. keşke seçtiğin reklamcıyı koymasaydın da düz anlatsaydın her şeyi, zira o adam dona'nın dediklerini onaylamaktan başka hiçbir işe yaramıyor.(platon'un devleti de böyleydi.) rastgele bir örnek, sayfa 290'da arapça hisap kelmesinden türeyen diğer kelimelere, zihindeki çağrışımlarına bakalım diye ''muhasebe'' kelimesini bulmuşsun. sonra da ''muhasebe'' matematikle yapılır demek ki ahiretteki hesapta matematikle yapılır diye bir şey yumurtlamışsın. şimdi ben bu çıkarıma mı kızayım, ulan hani hesap verme falan yoktu mu diyeyim şaşırdım.
- > sayfa 293'te son cümlede çok şaşırdım. 'sıfır' mucizesine kanıt ararken diyor ki isa'nın doğumu zamanın sıfır noktası. demek ki sıfır da bir mucize, vay efendim bir tanrısallık var. aynı şekilde adem'de tarihin sıfırıncı gününde yaratıldı diye bir kanıt(!) daha getiriyor. bunu bile utanmadan söylüyorsa daha ben ne diyim, hepsi boş... ömer çelakıl'a kızanlar bu adama ne der merak ediyorum.
- > sayfa 295'te ''gören bir gözün tanrının varlığına şahit olması için çarpım tablosu bile yeterli.'' lafı akla harun yahya'yı getiriyor. o cümlenin hemen altında evrim teorisi hakkındaki konuşmalar ise trajik. evrimin insanların maymundan geldiğini iddia ettiğini söyleyerek bilgisizliğini ortaya çıkarmasının yanısıra; sayfa 296 ve 298'de mantık hatası yapar bir şekilde evrim teorisini savunması, bu sayede onu küçülteceğini zannetmekten olabilir. halbuki küçük bir internet araştırmasıyla en azından ikna olmasa bile bilgisini artırabilirdi. kuran'da yeni anlamlar çıkarıp insanı bunlardan haberdar olmamakla eleştiren dona, evrim gibi ünlü bir kuramın en açık önermelerinden bihaber, onu 'materyalistlerin son umudu' görecek kadar kör.
- > sayfa 299'da güneş tutulmasıyla -tamamen bir insan icadı olan- tarihle ilgili bir mucizeyi yine tanrısallığa bağlamış. bunun tesadüf olup olmaması hiç kimse için hiçbir şey ifade etmiyorken, bir şey de kanıtlamıyor bunlar. neden bu kadar öne çıkarılmış, anlamıyorum. sayfa 300'de ''2006 sur'a üflendiği yıl'' dediği anda içimi bir şüphe kapladı, şimdi de devam ediyor. bir insan kendi işini bu kadar zorlaştıramaz. acaba inanan çıkacak mı diye mi yazdı şu kitabı, ben şimdi oturup boşuna mı uğraşıyorum diye aklımdan geçti şimdi. 2006'da bir şeye üflendiğine şahit olmadım. niye özellikle bu yılı seçtiğini ise hiç anlamadım. hani bir kripto falan da bulmadı. demek ki bazı bilgiler de yazara malum olmuş.
- > sayfa 313 ise tam komedi. bir şifreler bir açığa çıkarmalar falan. fazla mı film izliyorlar anlamadım ki. meğer peygamber yaşamları da tam bir sır küpü, şifrelerle dolu, tam hercule poirot'luk, gerçi hercule böyle şeylerle uğraşmaz biz en iyisi 'lost'luk falan diyelim. hemen akabinde 314 ve 315 ise rahman(317'de de buna benzer bir şey var. reklamcı alarm alarm diye ötüyor. meğer rahman ve rahim birbirleriyle çelişiyorlarmış, oradan kripto çıkaracaklarmış.) ve 19 mucizelerinin yeni kanıtlarıyla dolu.
- > sayfa 321'te reklamcı ''kuran ve onun açıklaması. allahım sanırım tekabül ediyorum.'' diyor. ediyosun anam ediyosun, salaklığa doğru ediyorsun.
- > sayfa 328'de ''insan beynindeki atomlar göremez, gören olsa olsa ruh olabilir.'' diyor. hani kafasının içinde küçük insanlar bulunan bir model misali. descartesın dualizmi gibi...şimdiii... bu bilinç konusu sanıyorum tam aydınlığa çıkmadı. kafadaki atomlar teker teker göremeyebilir. ama birleştiler miydi bir voltron misali bilinci oluşturabilirler. ama hadi böyle olmasa ya da bunu kanıtlayamasak bile bu 'ruh'un varlığını kanıtlamaz. öncelikle göremediğimiz, hissedemediğimiz, etki-tepkiye cevap vermeyen, ruh gibi ne idüğü belirsiz bir şeyi sen kalkıpta ''başka türlü açıklayamıyoruz, demek ki ruh var.'' diyemezsin. insanlar 500 seneye kadar elmanın neden yere düştüğünü bile açıklayamıyordu. bu yüzden, şu anda tam olarak bilinememesi ileride de bilinemeyeceği anlamına gelmez. (aynı şekilde sayfa 358'de ''mucizeye inanamamak'' eleştirilmiş. ya senin o mucize dediğin rahatlıkla açıklanacak bir olguysa. aristo'yu getirip televizyon izlettirirsen o da televizyona mucize der, tanrısal der.) ayrıca hiç bir zaman bilinemeyeceğini bilsek bile, bilim bir şeyi açıklamak için mistik noktalara sapmaz. yani orada demişsin ki ''bunu fizik kürsüsünde dile getiren kişi...'' hayır dile getiremez böyle bir şey, taşlarlar adamı valla, çürük domates yer kafasına.
- > sayfa 347'de ''zeus falan yaşadı ama onlar erkenden tekamül ettiler(aceleleri vardı herhalde). sonra insanlar onları tanrılaştırdılar.'' demesi ise çok ilginç.
- > sayfa 356'da ki değişim hakındaki blog yazısı hoşuma gitti. internettem baktım bulamadım, bulsaydım koyardım linkini. yine diyorum, kitap saçma ama türkiye'nin müslüman olacağına new-age'ci olmasını tercih ederim ben. bu nedenle türkiye'de okunması en azından özgür düşünceyi geliştirecektir..
- > sayfa 374'te ''para-pul konularına bile o kadar yer ayıran, değer veren bir din, nasıl olur da ahiretin bilgisini insanlara kulaktan dolma aktarır.'' yazıyor. zannımca dandik dandik konularda bir sürü açıklama yapılması kuran'ın bir eksiği. hem daha önemlileri boşta kaldığı için (örneğin, domuz eti yerine sigarayı yasak kılmak insanlara hem ekonomik açıdan hem sağlık açısında çok daha yararlı olur. ya da toplum düzeni açısınıdan faizle falan uğraşacağına küresel ısınmaya yönelik 1-2 ayet koyda daha faydalı olsun. ''biz o zaman için o günün koşullarını göz önünde bulundurarak göndermiştik'' argümanı da yeterli değil. zira şimdiki zamanda da dindeki kurallar değişmiyor. yine domuz eti yasak, sigara serbest. ''biz şimdiki zamanda böyle olsun istemezdik, insanlar yanlış anladı.'' argümanı ise değinmeye değmez biçimde saçma.) hem de onları ön plana almak saçma olduğu için... ( genel ayetler koyarsın, böyle teker teker şeylerle uğraşmana gerek kalmaz. domuz eti, içkiyi falan kaldır, '' sağlığınıza zararlı gelen şeyler size haram kılınmıştır.'' de bitir. yok sen eğer bir takım şeyleri öne çekersen, diğerleri niye arkada kaldı, diye merak ederim ben.)
- > islamda mezheplerin oluşmasının anlamsızlığını, kaynak olarak elimizde ki tek güveneceğimiz şeyin kuran olduğunu, hadislerin güvenilmez olduğunu çok güzel açıklamış(gerçi kurana falan da 'sonradan değişti' diyenler var ama neyse). katılıyorum. zira islam kesin kuralları olan bir din ise de bu kuralları bizim kesin olarak bilmemiz imkansız. 1400 yıldan bu yana da tek değişmeyen kaynak kuran olduğuna göre tanrı nın doğum gününün de kuran üzerine kurulu olması mantıklı. diyor ki eğer 500 bin kişiyle kulaktan kulağa oynarsınız da ilk kişi bir fıkra anlatırsa, 500 bininci kişi ya o fıkrada komik bir şey göremez, ya da güler ama güldüğü şey bizim fıkramız değildir.
- > yalnız sayfa 386'da çok ilginç bir şey var. deniyor ki ''islamı yalanlamak,katılmamak serbesttir. yasak olan kendi dünya görüşünün altına islam diye imza atmaktır.'' burada bildiğimiz dini baştan aşağı değiştirmiş biri olarak aynı argümanı sana karşı da kullanabilirim. çünkü neyin islama ait, neyin islamın dışında olacağını gösteren bir yetke yok. herkes bu dinden istediğini anlar diye de sana o özgürlüğü verdik. ama sen elindeki hakkı başkalarına vermemekte diretiyorsun.
- > sayfa 418'de ise birkaç sene içinde isanın geleceğini kehanet ediyor. böyle şeyler kendine olan güveni azaltıyor sadece. örneğin, bu bilgiyi nerden bulduğunu söylemiyor. bulsa bile yine 'çelakıl'cı bir yöntemle yapıyor bunu.
- > sayfa 421'de ise dünya'daki durum üzerine de pek parlak düşünceleri var. zaman zaman dış mihraklardan dem vuran vatansever tanrımız ''21. yüzyılda cihan'ın yazgsını değiştirebilecek tek ülke türkiye'dir.'' gibi laflar ediyor. sayfa 472'de hristiyanların haçlı seferlerinin vicdan azabından korunmak için, ''onlar da bizim kanımızı döktü.'' diyebilmek için ermeni soykırımını uydurduğu söylüyor. evet bunu diyen tanrı... tabii bizim salak reklamcı sayfa 424'te ''okuduğum bütün dış politika haberleri anlam bulmaya başladı.'' diyip, her şeyi çözmüş havasına giriveriyor.
- > sayılarla mucize oluşturmaktan hiç bıkmıyorlar(sayfa 488'in sonu belki de en saçması, bir de sayfa 517'de '' mim arapça'nın 24. harfi, yani günün son saati '' var. gerçi içinde bulunduğu bağlam içinde 'gün' ve 'son' kelimeleri geçiyor ama şöyle düşünün. ben bu lafları 'gün' yerine değilde 'yıl' yerine kullanırım eğer ayet numarası 365 ise. ya da 18 ise ''19 dan önce gelen 'son' sayı'' derim. 19 gelirse zaten ne uyduracağımız belli. 9 gelirse hakeza. 99 gelirse yine aynı kolay bir mantıkla bu sayının son'u temsil ettiğini gösterebilirim. yani oradaki ayet numarasını bilmesen sen, diğer tüm bilgileri sana versem bile, sanki onun 24. ayet olduğunu anlayabilecek misin? hayır, anlayamazsın. ama orada 24 görünce bir mantık yürütme daha kolay oluyor. bir matematik sorusunda cevap 83'se ve ben o soruyu çözememişsem ama cevabını biliyorsam ve nasıl çözdüğümü de kanıtlamak zorundaysam, bir yerden uydurur yine giderim o sonuca. bunlar mucize değil yani. hani bir laf vardır, 729 farklı sayıyı yazabileceğin bir bisiklet kilidi varsa elinde, mucize olan şey bilinmeyeni bulmaktır yani o şifreyi. değilse sen rastgele bir numara yazarsın, sonra da bakıp '' vay canına benim bu sayıyı yazma olasılığım 729'da bir. bu bir mucize.'' dersin, komik duruma düşersin. 489'da kehf suresinin 21. ayetinde yazan şeyin 21. yüzyıla dönük olduğu gibi çıkarımlar var örneğin. 490'da kehf suresinin 17. ayetinin dünya haritasıyla desteklenip ayetin doğruluğu çok saçma bir yöntemle test ediliyor. 512. sayfada ''ne malum kuran'da başka bir yere baktığımda, karşıma farklı bir mesaj çıkmayacağı?'' şüphesinden reklamcı kurtuluyor ama ben bir türlü kurtarılamıyorum. aynı mantıkla biraz uğraşsam istediğiniz sayıyla ilgili kuranda bir şifre olduğunu iddia edip kanıtlayacağımı da ilan ediyorum.

benzer daha bir yığın saçmalık, zaten kitabı okuyan fazla kişi yoktur diye hepsini yazmaya gerek yok. kriptolar ve boş komplo teorileri hariç sürükleyici bir kitap gibi geldi bana her şeye rağmen. bunda, msn konuşması halinde olmasının da katkısı var sanıyorum. özellikle psikoloji hakkındaki görüşleri (mistizmi çıkarırsak) çok yararlı oldu bana.

türkiye'de ki çoğu kişi için bu kitabın saçma gelmesi doğal ama saydığım nedenlerden ötürü değil. daha çok kendi tabularını ve şartlandırılmalarını yıkamayacaklarından ötürü. bu nedenle islama mensup olanların en azından ufuklarının biraz olsun genişlemesi için okumaları gereken bir kitap. ama yok, ben richard dawkins - carl sagan karışımı bir şeyim diyorsanız, orası başka...

devamını okuyayım »
31.07.2007 13:16