lord jim

  • 30
  • 0
  • 0
  • 0
  • 2 ay önce

askeri sosyoloji

askeri sosyoloji, orduyu bir kurum, bir yapı olarak ele alan, ordunun iç dinamikleri kadar diğer kurumlarla da olan ilişkilerini sosyolojik bir bakış açısıyla inceleyerek, toplumsal ile olan bağını gözler önüne seren bir disiplindir. disiplin savaş dönemlerinde doğmuş olmakla birlikte, teorik açılımlar ve kavramsallaştırmalardan çok politika üreticilerinin ve savaş tekelini elinde bulunduranların yolunu aydınlatan bir uğraş içinde biçimlenmiş ve günümüzdeki karakterine ulaşmıştır. başka bir ifadeyle askeri sosyoloji, savaş, askere alma, motivasyon, uyum sağlama ve arttırma, toplum ve ordu arasındaki algıyı yönetebilme, diğer devletler ve toplumlar hakkında istihbarat değeri oluşturacak sosyo-kültürel bilgileri toplama ve işleme görevleriyle uygulama sahası açısından işe yararlılığını özellikle sosyolojinin ele gelen yönüne odaklananlar için fazlasıyla göstermiştir. çalışma alanları; sivil-asker ilişkileri, uyum-motivasyon, askeri eğitim, askeri kültür, askeri profesyonellik,askere alma uygulamaları, disiplin, orduda etnisite ve yine orduda kadın vb. gibi geniş bir yelpazede durmaktadır.

yukarıda sayılan bu çalışma alanları büyük ölçüde abd'de ve onun uygulamalı toplum bilimi paradigması içinde şekillenmiştir. bu nokta disiplinin anlaşılması açısından çok önemlidir, çünkü politika üreten paradigmalarda merkezi bir konumda bulunması ve sosyal psikoloji ile halen süren tartışmalı birlikteliği beraberinde avrupa düşünce mirasının özellikle sosyoloji içindeki eleştirel geleneklerini de bir kenara itmesini doğurmuştur. bu henüz tarafımın bir iddiası olmakla birlikte, söz konusu alandaki literatür taramasıyla görülebilir. ancak burada vurgulamaya çalıştığım husus konu seçimi ya da çalışma alanı değil, konuların ele alınış, çalışmaların yürütülüş biçimleridir. bu konuya çelişki kısmında değineceğim. ondan önce askeri sosyolojinin diğer bilim dalları ile olan yakın ilişkisine bakalım.

disiplinin sosyal psikoloji ile ilişkisi abd'nin yanında avrupa ülkelerinde de sosyal psikoloji ile iç içe bir yörüngede -liderlik araştırmaları, meslek tatmini gibi- konular üzerinde süregelmiştir. ancak bilim dalının, sosyal psikolojiyi kapsayan ayırt edici yönü yukarıda belirttiğimiz gibi topluma yaptığı vurgudur. şöyle ki, ortaya çıktığı ilk dönemlerde, kendisini her ne kadar sosyal psikolojinin çalışma alanları içinde şekillendirse de, özellikle ıı.dünya savaşı sonrası ordunun kurum olarak kavranışı, yapısal olarak ele alınışı, diğer kurumlarla olan ilişkilerinin yanında askeri kültür ve askerlik hizmeti gibi alanların üzerine eğilmesi, sosyal psikolojiyi de içine alan bir odak kurmasının ve sosyolojik yönünü güçlendirmesinin önünü açmıştır. disiplinin yakın ilişkide olduğu bir diğer bilim, inter-disipliner rolü ile günümüzde önemli bir rol oynayan antropolojidir. antropologların, yerlinin bakışını anlamaya yönelik geliştirdikleri etnografik bakış ve tekniklerden, özellikle 2.dünya savaşında "düşman" olarak konumlandırılan ülkeler hakkında kültürel doküman sağlamak için yararlanılmıştır. ünlü antropolog ruth benedict'in krizantem ve kılıç adlı eseri, japon kültürünün bir tipolojisi yaratılarak, gelenek ve değerleri içerisinde baskın ve zayıf yönleri belirleme saikinin örneği gibidir. bir başka örnek, yine amerika'nın ıı.dünya savaşına girmesiyle beraber, japonların "güvenli bölgeler" adı verilen toplama kamplarına sürüklenmesi ve kamplarda olası ayaklanma, "başı bozukluk" ve karşı örgütlenmelerin önüne geçebilmek amacıyla antropologların kullanılmış olduğu gerçeğidir. nitekim, uygulamalı antropoloji anabilim dalının yine amerika'daki tarihinde gördüğümüz savaş dönemlerinde kurulan "bürolar", cıa ile yakın işbirliği, günümüzde de ırak, afganistan gibi bölgelerde antropologların, bu kez "öteki" olarak tanımlanan "ilkeli" değil, afganlar, ıraklılar, japonlar gibi halklar üzerinde çalışmalar yaparak bu ötekinin sosyo-kültürel envanterini çıkararak, zayıf ve güçlü yönlerini de belirleme uğraşlarının sonucunda, askeri antropoloji ve savaş antropolojisi gibi bilim dalları kendi özgün bakışını korumakla beraber, askeri sosyoloji ile eklemlenmiş ve onun önünü açmış olabilir.

peki efenim askeri sosyolojinin ne olduğundan, ne çalıştığından kısaca bahsettik. türkiye'deki kısa macerasından bahsetmeden önce de bilim dalının gelişmesi gereken, eleştirilen yönlerine de şöyle bir değinmek isterim. az evvel dediğimiz gibi avrupa düşünce mirasına, onun eleştirel geleneklerine sırt çevirmesi, özellikle sosyolojinin bir alt dalı olan disiplin için çok ta sağlıklı sonuçlar doğurmamıştır. burada bizi sosyal bilimlerin ve pek tabii sosyolojinin temel çelişkilerinden biri karşılar. sosyal bilimci, toplumuna, kültürüne, ordusuna hizmete hazır bir mühendis midir ? yoksa, toplum içindeki ilişkileri ifşa eden, örtüleri ortadan kaldıran bir bilim insanı mı ? başka bir deyişle sosyolog, danışmanlık ve politika üretenlere sağlanan mühendislik hizmetiyle mi konumlanmaktadır ? yoksa, sosyolog iktidar ağlarının, çarpık ilişkileri ve tahakküm biçimleri içindeki doxaları ortaya çıkarıcı misyonuyla eleştirel bir konum mu almalıdır ? sosyolojik bilginin, pazar araştırmalarında, tüketici ve seçmen davranışlarında, toplum algısının yönlendirilmesi ve manipüle edilmesi gibi alanlarda yaygın bir şekilde kullanıldığını biliyoruz. askeri sosyoloji ise tam da burada durmaktadır. özellikle resmi hizmet kapsamında şekillenen söz konusu disiplinin hareket alanı, çeşitli ülkelerde çalışma konularının kurum tarafından sınırlandırıldığı, yayın hakkının yine kurum tarafından saklı tutulduğu bürokrasinin içine alınmaktadır. çeşitli düşünce kuruluşları ve derneklerin yaptığı çalışmalar ise böylesi bir kurumsal elekten geçmemekle beraber, konularıyla ilgili meseleleri ele alış biçimleri statükocu ve kendi kendileriyle konuşan bir yapı arz etmektedir. disiplinin janowitz, segal ve moskos gibi öncü isimlerinin yaptıkları çalışmalar şüphesiz, ordu ve toplum hakkında pek çok denklemi tartışmaya açması bakımından çok önemlidir. ve sivil asker ilişkilerinden, askerlik mesleğine-profesyonelleşmesinden, etiğine- kadar teori üreten yönleri disiplinin gelişiminde çok önemli roller oynamıştır. ancak vurgulamak istediğim nokta, askeri sosyolojinin yukarıdaki çelişkinin birinci tarafına yerleşmesinden kaynaklı, yarar sağlayan ve erkin amaçlarına hizmet eden yönüyle teknik tarafının ağır basmasıdır. bu durum askeri sosyolojinin ortaya çıktığı savaş koşullarından, geliştiği ülkelere, bürokratik alan içindeki konum almalara, resmi hizmet kapsamında görevlendirilen ya da atanan askeri sosyologların üzerindeki kurumsal baskıya kadar pek çok faktörle ilişkilidir.

bu koşulların doğurduğu en önemli sıkıntılar, askeri sosyologların içinde yer aldıkları düzendeki konumlarından dolayı, düzen dışından bakmamaları, ana problemleri görememeleri sonucudur. çünkü, mevcut erk onlardan sistemin aksaklıklarına çözüm bulmalarını bekler. buna karşılık ise askeri sosyologlar, sistemin daha iyi işleyebilmesi için sınırlı düzeltmeler önerirler. ordudaki şiddet, firar, intihar, itaatsizlik olarak nitelendirilen disipline karşı gelme durumlarında askeri sosyolojiye biçilen rol, bu problemlere yönelik model geliştirmek ve düzeni sağlamada iktidara kolaylık sağlamaktır.

bu eksikliklerin askeri sosyolojinin "askeri" ayağında giderilebileceğini açıkçası sanmıyorum. kaldı ki bundan rahatsız olunduğunu da söyleyemem. disiplinin gerek avrupa gerek amerika ayağı bahsini etmeye çalıştığım eleştirel düşünce yoksunluğu ile 70 yıla yakındır kendisini göstermekte. ancak özellikle 90'lardan sonra bu hususta kimi açılımlar ortaya çıkmış durumda. ordudaki gayler, kadınların ikincil konumları ve azınlık çalışmalarının güç kazanması buna örnek olarak verilebilir. dikkat edilmesi gereken nokta ise bu çalışmaları yapanların dahi toplum mühendisliği görevleri etrafında damgalanmış, öteki haline getirilmiş birey ya da grupları kurumun hiyerarşisi ve devamlılığını sağlama maksadıyla ele almalarıdır. ancak vurguladığım açılımları yapanlar bunlar değil, "yeni" konuları bilimsel, etik ve bilim insanı kimliğinin önüne hiçbir kurumsal bağlılığı koymayan, meşru kabul edilmiş örtük tahakküm ilişkilerini ortaya çıkarmaya çalışan akademisyenlerce yapılan çalışmalardır. bu çalışmaların ilerleyen yıllarda ivme kazanması ve ana damar sosyoloji ile olan diyaloğun arttırılması onun sahadaki işlevlerini özerk bir bilim dalı olarak teorileştirmede de elde etmesi bakımından son derece önemli görünmektedir.

neyse uzattık.

türkiye'deki kısa macerasına da değinecek olursak; askeri sosyoloji, batı ülkelerinden yaklaşık 70 sene sonra ilk defa 2018 yılında milli savunma üniversitesi bünyesinde yüksek lisans programı olarak açıldı. hayırlı olsun.

devamını okuyayım »