lord1453

  • anarşist (221)
  • 745
  • 1
  • 1
  • 1
  • bugün

fenerbahçe

kendimi bildim bileli fenerbahçeliyimdir ama ilk o duyguyu, aşkı, efsane maratonu, fenerbahçeliliği 21 nisan 2001 tarihinde fenerbahçe - gaziantep maçında yaşamaya başladım. o günü dün gibi hatırlıyorum, maçın ilk yarısı 3-0 yenik kapatmış durumda iken devre arasında efsane maraton ile birlikte bütün stad avazı çıktığı kadar bağırırken, futbolcularımızı o inançla tribüne çağırırken bu maçın döneceğine futbolcular kadar herkes inanmıştı. maçı anlatan melih gümüşbıçak'ın ağzından "bilmiyorum kaç takıma nasip olur böyle seyirci..." kelimeleri dökülmüştür. maçı 4-3 kazandık. 4. golle birlikte sakatlığı yüzünden yedek kulübesinin yanında tekerlekli sandalyede maçı izleyen samuel johnson, sandalyeden kalkmış ve sahanın içine koşarak girip gol sevincini takım arkadaşlarıyla paylaşmıştı. o gün işte ben fenerbahçeliyim dedim. o gün ben milan rapaic gibi bir efsaneyi fenerbahçe'de izledim. revivo'yu abdullah'ı serhat'ı uche'yi andersson'u lazetiç'i bir çok efsane ismi ben bu maçta sevdim, bu maçta gerçekten tanıdım. geçen seneye kadar videosunu* açıp izlerken gözlerimden yaşlar süzülürdü hep. öyle ki galatasaray'ı bile 4-3 yendiğimiz maç o kadar umrumda olmadı.
aziz yıldırım'ı 2001 yılında büyük başkan nidalarıyla anarken, tribün gruplarının birinin kuruluşunda yer aldım, hepinizin bildiği gibi genç fenerbahçeliler'de, belki de çoğu fenerbahçelinin bile nefretini kazanmış bir grubun başlangıcında ben de vardım. çoğu diyaloglardan, rantlardan, olaylardan hepsinden bilgim vardı. yine çoğunuzun sevmeyeceği sefa abi'nin yanındaydım. reis demedim hiç, çünkü bana çok abiliği oldu o yüzden abi derim. düşündüğünüz gibi değildi ama ne alkolümüze karışırdı ne yaşantımıza, herkesin kendi inancınla yaşayacağını söylerdi. 2002'de öyle olaylara şahit oldum ki o günden bugüne aziz yıldırım'ın gitmesi için dua ettim. öyle gerçeklerle yüzyüze kaldım ki bu adam efsaneyi yakacak, bunlar bu takımda olmaması gereken durumlar dedim. o günden bugüne hep nefret ettim kendisinden... 2006 yılında denizli'deydim, 3 gün pamukkale'de bir otel de kaldım her günümüz kutlamalarla geçiyordu, o gün denizli'de maç 1-1 bittiğinde, 2bin kişiye yakındık, herhalde ağlamayan yoktu, bayılanlar, tribünden düşenler hastanelik olanlar derken, gfb uçakla dönecekti, pepe metin de tribünde düşmüş hastanedeydi biz de yanlız bırakmayalım diye onun otobüs ekibiyle kaldık. bütün otobüsler uçaklar gitmiş tek otobüs kalmıştık biz hastaneye gidene kadar, orada çıkan olaylar nedeniyle pepe metin'i çıkarıp uçağa yetiştirmişler biz denizli'nin göbeğinde tek fenerbahçe otobüsü kalmıştık. kavgalar olaylar derken polis zor da olsa bizi şehrinde dışına çıkardı. manisa'da sabaha karşı otobüsün freni patladı, neyseki yollar boştu ve bir bayırda durabildik. fren halledildi yola devam ettik, bursa karacabey'de otobüsün motoru tutuştu az kalsın dumandan zehirleniyorduk, zor attık kendimizi. artık neyin üzüntüsünü yaşayacağımı şaşırmıştım. bu kadar şey üstüste olamazdı, lapseki'de limanda ayağıma çivi de battı allah'ım dedim sana geliyorum. yaşadığım şehre döndüğümde tam üstünden 24 saat geçmişti. ama olsun şampiyonluğu da kaybetsek, ölümden de dönsek fenerbahçe için değer dedim, oturduk içki masasına, durumu ele aldık sabaha kadar içtik, ben yine ağladım. 2007 yılında aktif tribüncülüğü bıraktım, yada bırakmak zorunda kaldım, çünkü artık fenerbahçe tribünü, halkın tribünü olmaktan çıkmıştı. herşey bir ticari faaliyete dönüşmüştü. öyle ki yıllarca omuz omuza olduğumuz insanlar tribünde bize emanetlerle saldırmaya çalışmaktaydı ve bunları destekleyen tek isim de (bildiğimiz kadarıyla)* aziz yıldırım'dı. o zamanlar sefa abinin duruşuyla tribünde küçük mevzuular ile olaylar atlatıldı. siz sevmezsiniz ama o adamın cefakarlığı sayesinde fenerbahçe tribününde halen küçük bir ateş var, alev alev yanmasa da var. neyse konumuza dönelim, aktif tribüncülüğü bıraksam da fenerbahçe benim için hayattı. herşeyden önce geliyordu ki, 6 yıllık kız arkadaşım olmasına rağmen ben 14 şubatta bile fenerbahçe maçına giderdim.
son kardeşi kardeşe vurdurma olaylarından sonra aziz yıldırım'a olan nefretim iyice arttı. bu adam kendi düşünceleri için, koltuğu için masum insanlardan kan akmasına göz yumabilecek bir zihniyetti. sürekli olarak artık gitmesi için dualar eder oldum. fenerbahçe'min başına bu adamı yakıştıramıyordum. tesisleşme, zenginlik bir gram umrumda değil, tek umrumda olan sahada ruhuyla oynayan futbolcuları görmekti. onlardan da kaldı mı ki? sayılıdır. altyapıdan çıkan 17 yaşında çocuk bile daha ilk röportajında hedeflerim büyük ama şimdilik fenerbahçe'deyim diyor. bu ne demektir ya? sen ülkenin en büyük kulüplerinden birinde forma şansı buluyorsun daha ilk röportajda böyle bir cümle sarfediyorsun? bu mu fenerbahçelilik? neyse sakinim.
öyle oldu böyle oldu derken aziz yıldırım gitmedi. 3 temmuz süreci başladı. zaten beklenen birşeydi bir gün biryerlerde bu konular patlak verecekti, sonunda da oldu. şaşırmadım. utandım. 100 yıllık bir efsane böyle hiç edilebilirdi, bunu da aziz yıldırım başardı. çok utandım, gecelerce eski maçlarımızı izleyip, öyküleri okuyup ağladım. fenerbahçe bu duruma düşürülemezdi, yediremiyordum kendime.
her zaman izleyipte gözlerimden yaşlar süzülen gaziantep maçı için bile düşünür olmuştum. ben o maçla fenerbahçeli olduğumu anlamıştım abi, o maçta ağlarken kendimi bulmuştum, o da mı yalandı? o maçı da ruhla değil de parayla mı çevirmiştik. dünyam yıkıldı, inandığım, güvendiğim fenerbahçem artık bana sadece üzüntü veriyordu. izlemeyeceğim dedim maçlarını, dışımda halen fenerbahçe'yi savunsam da, içimde üstüne kum örtmüş kendi kendimi yiyordum.
bunlar yetmedi üstüne alex'i, görme şansı yakaladığım en efsane futbolcumuzu harcadılar, kimsenin de sesi çıkmadı ya. onun yüzünden de ağladım ve anladımki fenerbahçe artık bana üzüntüden başka hiç birşey vermiyor.
bugüne kadar geldik, en son tribün olaylarını bizzat sefa abiyle konuştum. kfy aziz yıldırım'a prostesto başlatıyolar, bütün stadta katılıyor tabi ki genç fenerbahçeliler'de. sonrasında kfy tarafından açıklama yapılıyor ve protesto etmedik deniyor. gfb her hafta protestoya devam ediyor. kısaca tribünde de olay bitmiş durumda.
bir kulüp yanlış yönetilebilir, hatalar yapılabilir ama bu duruma getirilemez. milyonlarca insanın gözyaşlarına neden olamazsınız. aykut kocaman'a kızmıyorum bir takım da yanlış yönetilebilir, sistem becerilemeyebilir en azından gitmesini biliyordu ki ona da aziz yıldırım engel oldu. şuan tek bildiğim tek inandığım birşey var ki fenerbahçe'nin bugünün tek sorumlusu aziz yıldırım'dır. galatasaray'ın transferlerine takılmıyorum, yani onlar yaptı biz yapamıyoruz durumunda değilim ki belki de tüm zamanların en iyi transferlerini gerçekleştirdiler ama o bile umrumda değil. tek problemim şuan aziz yıldırım. belki yarın uyandığımda o olmasa fenerbahçe beni yine mutlu edecek buna inanıyorum.
dün olduğu gibi, bugün olduğu gibi, 11 yıldır senden nefret ediyorum aziz yıldırım!

devamını okuyayım »
29.01.2013 12:58